Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanı uyardı: “Her bel fıtığında ameliyat şart değil”

Her bel fıtığı hastasının ameliyat olmaması gerektiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Nehir Barut, “Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur. Yatak istirahati, ağrı kesici medikal tedaviler ve bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir. Hastaların büyük çoğunluğunda bu yöntemlerle şikayetler gerilemektedir. Dirençli ağrı, kuvvet kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetler varsa cerrahi tedavi kaçınılmazdır. Cerrahinin gecikmesi, felç gibi geri dönüşü olmayan nörolojik komplikasyonlara yol açabilir” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Nehir Barut, bel fıtığı ve tedavi yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Bel fıtığının tanımını yapan Op. Dr. Barut, “Bel fıtığı, bel omurgaları arasındaki disk adı verilen kıkırdak yastıkların zaman içinde zorlanma ve yıpranma nedeniyle yırtılması, kopması ve yerinden kayması sonucu oluşan sinir köklerinin sıkışmasıdır” diye konuştu.

“35-40 yaşlarında sık gözüküyor”
Bel fıtığına neden olan durumlardan bahseden Op. Dr. Barut, “Bel fıtıkları genel olarak ağır kaldırma sonucuyla tetiklenir. Bununla birlikte aşırı kilo (obezite), ani hareketler, yaşlılık, uzun süre aynı pozisyonda oturmak, genetik faktörler ve sigara tüketimi de bel fıtığına neden olan faktörler arasında gösterebilir. Sıklıkla 30-50 yaşları arasında görülür. Özellikle 35-40 yaşlarında pik yapar” şeklinde konuştu.

“Bacaklara yayılan şiddetli ağrı, uyuşma görülebilir”
Belirtilere de değinen Barut, “Bel hareketlerinde kısıtlanma kasların gerilmesi ve spazmı sonucu görülür. Yürüme ve oturma sırasında zorlanma fıtığın sinirleri etkilemesiyle ortaya çıkar. Ayak ve bacak kaslarında güçsüzlük omurgadaki sinirlerin zarar görmesi sonucu gelişir. Bacaklara yayılan şiddetli ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü olabilir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI), bel fıtığı tanısında en yaygın kullanılan yöntemdir. Omurganın kemik yapısının incelenmesinde röntgen ve bilgisayarlı tomografi istenebilir. Ayrıca, bazı özel durumlarda sinir iletim hızları, sinir hasarı ve kas zayıflığının tespiti için EMG (Elektromiyografi) tetkiki istenebilir” ifadelerini kullandı.

“Sıcak veya soğuk kompres uygulaması iyi gelebilir”
Bel fıtığına iyi gelen önerilerde bulunan Op. Dr. Barut, “Sıcak veya soğuk kompres uygulaması, fizik tedavi, istirahat ve kasları çalıştırmak ve ağrı kesiciler bel fıtığı sonucu yaşanan ağrıyı dindirmeye yardım edebilir. Ağrı kesici ilaçlar ve anti-enflamatuar ilaçlar kullanılır. Bel bölgesi, vücudun ağırlık merkezidir ve gün içinde yaptığımız tüm hareketlerden etkilenmektedir. Düzenli yürüyüşler, kan dolaşımını artırarak bel bölgesine daha fazla oksijen gitmesine yardımcı olabilir. Bel fıtığı olanlar için karın kaslarını güçlendirmek önemlidir. Pelvik tilt, kedi-inek pozisyonu, köprü egzersizi, çocuk pozu ve diz göğse çekme egzersizleri ile bel ve karın kaslarını güçlendirir, omurga esnekliğini artırır ve ağrıyı hafifletir. Ağır kaldırmamak önemlidir. Ani hareketlerden kaçınılmalıdır. Sağlıklı bir kiloya sahip olunmalıdır. Düzenli egzersiz yapılmalıdır. İyi bir duruş pozisyonu edinilmelidir. Sigara bırakılmalıdır” açıklamasında bulundu.

“Bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir”
Tedavi yollarına dikkat çeken Op. Dr. Barut, “Yatak istirahati, ağrı kesici medikal tedaviler ve bazen fizik tedavi ile rahatlama sağlanabilir. Hastaların büyük çoğunluğunda bu yöntemlerle şikayetler gerilemektedir. Dirençli ağrı, kuvvet kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetler varsa cerrahi tedavi kaçınılmazdır” diye konuştu.

“Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur”

Her bel fıtığı hastasının ameliyat olmaması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Barut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sadece yüzde 5 civarında hastada ameliyat gerekli olur. Acil ameliyat gerektiren durumlar da vardır. İlerleyici güç kaybı, örneğin hastanın bacak-ayak kaslarında ilerleyici güç kaybı meydana geliyorsa, bu ciddi bir sinir sıkışmasının işareti olabilir. Düşük ayak (foot drop), hastanın ayak bileğini yer çekimine karşı yukarı kaldırmakta zorlanması veya bunu hiç yapamaması durumudur. Bu durumda ameliyat aciliyet kazanır. İdrar ve büyük abdest kontrol kaybı, sfinkter kaslarında güçsüzlük sonucu hastanın idrarını veya büyük abdestini tutamaması durumunda hızlı müdahale gereklidir. Bu, omurilik üzerindeki ciddi baskının göstergesidir ve ameliyat gecikirse sinir hasarı kalıcı hale gelebilir. Hastanın başvuru sırasında belirgin nörolojik kayıpları varsa (örneğin, bacakta hissizlik ve felç durumu), sinir üzerindeki basının hızla ortadan kaldırılması için cerrahi müdahale şarttır. Cerrahinin gecikmesi, felç gibi geri dönüşü olmayan nörolojik komplikasyonlara yol açabilir. Bu yüzden yukarıda belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir omurga cerrahisi uzmanına başvurmak hayati önem taşır.”

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK

Deprem korkusuyla başa çıkmak için öneriler

Depremin hemen ardından korku, ne yaptığını ve nerede olduğunu bilememe, duygularını hissedememe ve kafa karışıklığı gibi belirtiler yaşanabileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. İpek Buse Güzelce, “Kişi, olayı hatırlamak istemese de anılar zihnine kendiliğinden gelebilir. Bu belirtilerle başa çıkmak için temel ihtiyaçlarınıza özen gösterin; özellikle uyku ve iştahınızı dengelemeye çalışın. Yaşadıklarınızı sizi dinleyebilecek bir yakınınızla paylaşmaktan çekinmeyin. Günlük küçük rutinlerinize dönmeye çalışın” dedi.

İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. İpek Buse Güzelce, doğal afetlerin ruh sağlığı üzerine etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Doğal afetler karşısında ruhsal etkilenmelerin kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Güzelce, “İnsan doğası gereği, karşılaşılan afetler karşısında belli derecelerde ruhsal etkilenme herkes tarafından yaşanır. Yaşadığımız coğrafyada deprem başta olmak üzere, doğal afetler karşısında ruhsal zorlanmalar yaşayabilir, ruhsal tepkiler ortaya çıkarabiliriz” diye konuştu.

Deprem sonrası yaşanabilecek olumsuz durumlardan bahseden Uzm. Dr. Güzelce, “Depremin hemen ardından yaşayabileceğiniz tepkiler arasında korku, ne yaptığınızı ve nerede olduğunuzu bilememe, duygularınızı hissedememe, kafa karışıklığı ve tepki vermeme olabilir. Bu tepkiler, ‘olağandışı durumlara verilen olağan tepkiler’ olarak tanımlanır. Çoğu kişi için bu tepkiler, olaydan sonra ilk haftalarda zamanla azalır ve ortadan kalkar. Tedavi veya müdahaleye gerek kalmadan kişi olay öncesi haline dönebilir” dedi.

“Olayla ilgili kâbuslar görülebilir”

Bu tepkilerin yanı sıra olay anını tekrar hatırlama, olayın istenmeden tekrar tekrar zihne gelmesi gibi belirtilerin de görülebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Güzelce, şu bilgileri paylaştı: “Bu durum ‘yeniden yaşantılama’ olarak adlandırılır. Kişi, olayı hatırlamak istemese de anılar zihnine istenmeden gelebilir. Bu anılar çok canlı olabilir ve kişi sanki olay yeniden oluyormuş gibi hissedebilir. Bu hatırlamalarla birlikte iç sıkıntısı, çarpıntı, terleme gibi bedensel belirtiler de tetiklenebilir. Olayla ilgili kâbuslar görülebilir. Ayrıca, olayın tamamını veya bazı kısımlarını hatırlayamama, depremin olduğu eve girememe, olayla ilgili konuşmak istememe, uykusuzluk, sinirlilik, aşırı irkilme gibi tepkiler de ortaya çıkabilir. Yaşadıklarınız karşısında kendinizi çaresiz hissedebilir ve karamsar düşünceler içinde bulabilirsiniz.”

“Tepkilere karşı öneriler”

Uzm. Dr. Güzelce, deprem sonrası travmalarımızı nasıl yönetebileceğimiz ve kendimizi nasıl iyi hissedeceğimiz konusunda şu önerilerde bulundu: “Temel ihtiyaçlarınıza özen gösterin, özellikle uyku ve iştahınızı dengelemeye çalışın. Duygularınıza izin verin; yaşayabileceğiniz üzüntü, kaygı, korku gibi duygular olağan tepkilerdir. Duygularınızı ve yaşadıklarınızı sizi dinleyebilecek bir yakınınızla konuşmaktan çekinmeyin. Günlük küçük rutinlerinize dönmeye çalışın. İlk günlerde yaşayabileceğiniz uykusuzluk ve iştah değişiklikleri gibi durumlarda sakinleştirici veya yatıştırıcı ilaçları kullanmamaya özen gösterin. Depreme ait görsel ve videolara maruziyetinizi kısıtlayın. Nefes egzersizleri veya gevşeme tekniklerini deneyin. Derin nefes almak, bedenin rahatlamasına ve zihnin sakinleşmesine yardımcı olabilir.”

“İlk haftalarda bazı şikâyetler görülmesi normal”

Hangi durumlarda uzman destek alınması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güzelce, “İlk haftalarda bu belirtilerin görülmesi doğaldır. Ancak, şikayetler ilerleyen haftalar içinde azalmıyorsa, yaşantınızı etkiliyor ve yaşamınıza uyum sağlamanızı zorlaştırıyorsa, uyku ve iştah değişikliklerinde düzelme olmuyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak uygun olacaktır” ifadelerini kullandı.

1 aydan uzun süren olumsuz belirtiler hakkında uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Güzelce, “Eğer bu belirtiler 1 aydan uzun sürerse ya da zamanla azalmak yerine daha da yoğunlaşırsa, bu durum Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olarak adlandırılabilir. Bu yüzden belirtiler geçmiyorsa ya da kişinin hayat kalitesini ciddi şekilde etkilemeye devam ediyorsa, bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak çok önemlidir. Erken destek almak iyileşme sürecini kolaylaştırır. TSSB belirtileri her insanda farklı şekillerde yaşanabilir. TSSB, tedavi edilebilir bir durumdur; ancak kendi kendine geçme olasılığı düşüktür. Tedavide hem ilaçların hem de psikoterapinin yeri vardır” dedi.

“Tedavi seçenekleri”

Travma ile ilişkili ruhsal bozukluklarda temel tedavi yönteminin psikoterapi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Güzelce, uygulanabilecek tedavi seçeneklerini şöyle sıraladı: “Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Travma Odaklı Terapiler: Kişinin travmayla baş etmesini, düşünce ve davranışlarını yeniden düzenlemesini sağlar.

EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): Travmatik anıların daha az rahatsız edici hale gelmesine yardımcı olan özel bir terapi yöntemidir.

İlaç tedavisi: Bazı durumlarda, özellikle kaygı, uyku problemleri veya depresyon belirtileri yoğunsa, psikiyatrist tarafından ilaç desteği verilebilir.”

Uzm. Dr. Güzelce, “Her bireyin ihtiyacı farklıdır. Bu yüzden tedavi kişiye özel planlanır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Merdiven çıkarken dizde oluşan ağrıya dikkat

Günlük hayatta fark etmeden atılan binlerce adım, yıllar içinde dizlerde yorgunluğa neden oluyor. Diz kireçlenmesinin özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra ağrıyla kendini belli ettiğini belirten Uzman Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesi hakkında bilgi verdi.

Her adımda vücudun tüm yükünü taşıyan diz eklemleri, yıllar içinde sessizce yıpranıyor. Bu yıpranma zamanla “gonartroz” olarak adlandırılan, halk arasında “diz kireçlenmesi” olarak bilinen hastalığa yol açıyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesinin diz ekleminde yer alan kıkırdak dokunun aşınmasıyla başladığını söyleyerek, “Kıkırdak, eklem yüzeylerinin rahatça hareket etmesini sağlayan koruyucu bir tabakadır. Bu doku bozulduğunda, kemikler birbirine sürtünmeye başlar ve bu durum ağrı, sertlik, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olur. Yaşlanma, fazla kilo, geçirilmiş diz yaralanmaları, genetik yatkınlık ve bazı romatizmal hastalıklar gonartrozu kolaylaştıran etkenlerdir” dedi.

Kilo kontrolü önem taşıyor
Gonartrozun genellikle dizde özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra hissedilen ağrı ile kendini belli ettiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Zamanla dizde şekil bozukluğu, çıtırtı sesi, sabahları tutukluk hissi ve oturup kalkarken zorlanma gibi şikâyetler gelişir. Tanı, hasta öyküsü ve fizik muayene ile birlikte basit bir röntgen ile rahatlıkla konabilir. Gerektiğinde MR gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir. Gonartroz tedavisi, hastalığın evresine ve hastanın yaşam kalitesine göre belirlenir. İlk aşamada kilo kontrolü, kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler, baston veya dizlik gibi yardımcı ekipmanlar önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da ağrının azaltılmasında ve eklemin korunmasında oldukça etkilidir” şeklinde konuştu.

İlaçların yan etkilerine dikkat
Gonartrozun tedavisinde ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar, krem veya jel formunda sürülen topikal ilaçların kullanılabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Ancak bu ilaçlar uzun süreli kullanımda mide, böbrek ve kalp üzerindeki yan etkileri nedeniyle dikkatli alınmalıdır. Ağrı kesici, iltihap giderici ilaçların yanında diz içi enjeksiyonların da bu sorunda kullanıldığını söylemek mümkündür” diye görüş verdi.

Erken evrede hyaluronik asit enjeksiyonları uygulanabilir
İlaç ve fizik tedaviye yeterli yanıt vermeyen hastalarda diz içine yapılan enjeksiyonların son yıllarda önemli bir tedavi seçeneği haline geldiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bu uygulamalar, doğrudan eklem içine yapıldığından daha etkili ve hedefe yönelik sonuçlar sağlayabilir. Diz içine kortizon enjeksiyonları tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntem iltihaplı durumlarda etkili ve hızlı ağrı giderici etki sağlar. Ancak yılda 2-3 defadan fazla önerilmez, zira kıkırdak üzerine olumsuz etkileri olabilir. Kortizon dışında kullanılan hyaluronik asit enjeksiyonları da eklem sıvısının kalitesini artırır, sürtünmeyi azaltır, dizin ‘yağlanmasını’ sağlar. Özellikle erken ve orta evredeki hastalarda işe yarar” dedi.

Diz kireçlenmesinde yeni nesil tedaviler
Kişinin kendi kanından alınan ve iyileştirici hücrelerden zenginleştirilmiş bir sıvının ekleme verilmesiyle yapılan PRP’nin de diz kireçlenmesinde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunların yanında kök hücre uygulamaları ve kolajen enjeksiyonları da kullanılır. Genellikle hastanın yağ dokusundan ya da kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, hasarlı dokuya ‘yenilenme’ sinyali verir. Deneyimli ekipler tarafından uygulandığında fonksiyonel faydalar sağladığı görülmüştür. Kolajen enjeksiyonları da tercih edilen bir yöntemdir. Vücutta doğal olarak bulunan kolajenin dışarıdan desteklenmesi ile kıkırdak dayanıklılığı artırılmaya çalışılır. PRP ya da hyaluronik asitle birlikte uygulanabilir. Ayrıca, eksozom tedavisi de diz kireçlenmesinde kullanılan bir diğer yöntemdir. Bu yöntem, hücreler arası iletişimi sağlayan minik ‘haberci kesecikler’ olan eksozomların diz içine verilmesiyle uygulanır. Eksozomlar, doku yenilenmesini uyaran sinyaller içerir ve hasarlı bölgelerde onarıcı süreçleri başlatabilir. PRP ve kök hücre tedavilerinin etkilerini destekleyici niteliktedir. Her ne kadar bilimsel araştırmalar hâlen devam etse de, eksozom tedavisi günümüzde bazı özel kliniklerde diz kireçlenmesi tedavisine destek amacıyla uygulanmaktadır ve klinik deneyimlerle olumlu geri dönüşler alınmaktadır” şeklinde görüş verdi.

“Enjeksiyonların yeterli olmadığı durumda cerrahi önerilir”
Tüm yöntemlere rağmen hastaların günlük aktivitelerini yapmakta zorlanma varsa, cerrahi seçeneklerin gündeme geldiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunlar arasında artroskopik temizleme işlemleri, kemik hizalama ameliyatları (osteotomi) ve ileri vakalarda diz protezi ameliyatları yer alır. Gonartroz, yaşla birlikte görülme sıklığı artan ancak doğru yönetildiğinde hastanın yaşam kalitesini koruyabildiği bir hastalıktır. Tedavi seçenekleri klasik yöntemlerden ileri biyolojik uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Her hastanın ihtiyacı farklı olduğundan, tedavi planı bireye özel olarak şekillendirilmelidir” dedi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tek tuşla teşhis: İşte diş hekimlerinin yeni yardımcısı

Türkiye’de yalnızca 5 merkezde kullanılan yapay zeka destekli diş muayene sistemi, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındı. Yapay zeka destekli “Craniocatch” sistemi, diş çürüklerinden kemik kaybına kadar pek çok hastalığı tespit ederek erken teşhis imkanı sunuyor. Önümüzdeki süreçte bu sistemin ağız kanseri teşhisinde de kullanılması hedefleniyor.

Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, yapay zeka destekli muayene dönemini başlattı. “Craniocatch” isimli yapay zeka programı, hastalıkları teşhis edip tedavi planı önererek diş hekimlerine yardımcı oluyor. Uygulamayı yaklaşık bir aydır kullanan Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, sistemin gelecekte kanser teşhisine de katkı sunabileceğini belirtti. Türkiye’de yalnızca 5 hastanede kullanılan bu teknolojinin, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındığı öğrenildi.

“Tanı koyuyor, yetmiyor tedavi yöntemi sunuyor”

KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde Ağız, Diş, Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı’nda görevli Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, “Craniocatch” isimli yapay zeka programının detaylarını anlattı. Bu programı yaklaşık bir aydır kullandıklarına dikkat çeken Öçbe, “100’den fazla hastayı yapay zeka ile muayene ettik. Hasta ilk muayeneye geldiğinde, rutin görüntüleme yöntemi olan 2 boyutlu panoramik röntgen çekiliyor. Craniocatch, bu panoramik radyografiyi analiz ederek hem anatomik noktaları belirliyor hem de çürük, periodontal hastalıklar gibi mevcut rahatsızlıkların tanısını koyuyor. Bununla da kalmayıp hasta için bu mevcut hastalıkların tedavi planını oluşturuyor. ’Bu diş çürük, buna dolgu yapılması lazım, kemik kaybı var, diş boşluğu var, implant yapılması gerekiyor’ gibi bize detaylı tedavi yöntemi sunuyor” dedi.

“Kocaeli’de ilk”

Hastanın herhangi bir zararlı etkiye maruz kalmadığını vurgulayan Dr. Öçbe, yapay zeka programının hasta yönetim sistemiyle entegre çalıştığını söyledi. Sistemin işleyişini de anlatan Öçbe, “Hasta röntgeni çekildiğinde tek bir tuşa basmamız yeterli oluyor. Röntgen analizi butonunu bastığımızda hastanın tüm mevcut hastalıkları ve tedavi yöntemleri bize sunulmuş oluyor. Yapay zeka kullanarak ağız muayenesi yapıyoruz. Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde bu sistemi kullanıyoruz. Türkiye genelinde de sayılı üniversitelerde yer alıyor. Biz de kendi verilerimizle bu derin öğrenme algoritmasını geliştirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

“Diş hekimleri olarak alışma sürecine giriyoruz”

Yapay zekanın muayene sürecine katkısına değinen Dr. Öçbe, şu bilgileri verdi:

“Şu an için sistemin verdiği verileri kontrol etmemiz gerektiğinden, muayene süresini kısaltmıyor. Ancak gelecekte ek algoritmalarla süreç daha hızlı hale gelebilir. Dünyada diş hekimleri olarak buna alışma sürecine giriyoruz. Beraber çalışmayı öğrenebileceğimiz bir zaman diliminde muayene süresini de kısaltacağını, tanıyı kolaylaştıracağını düşünüyorum. Türkiye’de bu algoritmanın kullanım yerinin 5’ten az olduğunu biliyorum. Umarım giderek yaygınlaşır”

Tanı ve tedavi yöntemi sunuyor

Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, kullandıkları bu algoritmanın tanı sürecine katkısına ilişkin de detaylı bilgilendirmelerde bulundu. Öçbe, “Yapay zeka algoritması, anatomik noktaları tespit ediyor. Çürük, diş eti hastalıkları, periodontal hastalıklara bağlı olarak kemik kayıpları gibi bir çok şeyi tespit edilebiliyor. Diş çürüklerinin büyüklüğüne göre tedavi endikasyonun dolgu ya da kanal tedavisini seçiyor. Ayrıca çene kemiği içerisinde bulunan radyoopak ya da radyolüsent kemik içi lezyonları tespit edebiliyor ve bunlar için ön tanı sunabiliyor. Hastanın sahip olduğu diş dolgularda uyumsuzluk ya da yeni başlayan çürük varsa bunu gösterebiliyor. Bir röntgen çekildiğinde hastada gözüken tüm anatomik noktaları tek tek görebiliyoruz. Bu eğitimde de öğrenciler için sık başvurduğumuz bir yöntem. Klasik anlamda öğrenciyle röntgeni değerlendirirken, ’Burası neresi?’ diye sorduğumuzda bilebiliyor, bilemiyor veya karıştırıyor. Craniocath ile beraber bu anatomik noktaların hepsini tek seferde gördüğümüzde farklı renklerle etiketlenmiş birçok alan öğrencinin aklına çok iyi yer ediyor” dedi.

“Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir”

Öçbe, Craniocath’ın gelecekte hastalıkları daha erken teşhis edebilme potansiyeline sahip olduğunu da vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Kullandığımız Craniocatch algoritması mevcut hastalıkların tanısına yönelik bir sistem. Fakat dünyada yapay zeka radyoloji alanında çok fazla ilerledi. Artık yapılan çalışmalarda yapay zeka radyomiks uygulamaları bir ağız kanserinin prognozunu bize sunabiliyor. ’Bu kanser ve radyoterapi uygulanırsa iyileşebilir, tümör küçülebilir ya da radyoterepi tümöre hiç etki etmeyecek’ diyor. O zaman boşu boşuna hastalar radyoterapi almamaya başlıyor. Yapay zekayı, radyomiksi bu anlamda dünyada kullanan örnekler mevcut. Biraz daha veriye ihtiyaç var. Farklı toplumlardan, farklı üniversitelerden, ülkelerden gelecek verilerle radyomiksin ağız kanserini tespit etmedeki ya da prognozunu belirlemedeki hatta hastanın yaşam süresini belirlemedeki rolü de giderek önem kazanacak. Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir. Şu ana kadar bu hala geliştirilme aşamasında kısa zamanda bunun da başarılacağını düşünüyorum”

“Bilgisayar başındayken öğrenebiliyor hale geleceğiz”

Yapay zekanın hasta üzerindeki önemine de değinen Öçbe, “Normalde biz 3 boyutlu tomografik kesitlerde bir lezyonu farklı gri tonlarında görüyoruz. Bu gri tonları gözümüzle ayırt edebildiğimiz skalanın ötesinde, radyomiksle daha derin analiz edildiğinde lezyonun ön tanısı bile konulabiliyor. Histopatolojik değerlendirme, lezyonun kesin tanısı için altın standarttır. Fakat yalnızca yapay zeka radyomiks uygulamaları kullanılarak, lezyonun histopatolojik değerlendirmeye yakın bir ön tanısı elde edilebiliyor. Bu sayede, daha bilgisayar başındayken, biyopsi almadan, cerrahi işlem yapmadan ve örneği laboratuvara göndermeden lezyon hakkında bilgi sahibi olabileceğiz” şeklinde konuştu.

“Her bölümde yapay zeka dersleri veriyoruz”

KOSTÜ’nün yapay zekaya büyük önem verdiğini belirten Öçbe, “Biz KOSTÜ olarak hem iç işleyişimizde hem de akademik çalışmalarımızda, öğrencilerimizin eğitim süreçlerinde yapay zekayı yoğunlukla kullanıyoruz. Rektörümüzün bu konuya verdiği önem ve bizlere verdiği destek sayesinde mühendislik fakültesi, diş hekimliği fakültesi, hemşirelik gibi KOSTÜ’nün her bölümünde yapay zeka dersleri veriyoruz” şeklinde konuştu.

“Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum”

Yapay zekanın diş hekimlerinin işini tehdit edip etmediği sorusuna yanıt veren Dr. Melisa Öçbe, “Craniocatch’ın CEO’su, aynı zamanda çok saygı duyduğumuz ve örnek aldığımız Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi uzmanı olan Prof. Dr. İbrahim Şevki Bayrakdar, ’Yapay zeka diş hekimlerinin işini elinden almayacak. Ama gelecekte yapay zeka ile çalışabilen diş hekimleri daha avantajlı olacak’ der. Ben de buna yüzde 100 katılıyorum. Bu sebeple en kısa zamanda yapay zekayı tüm işleyişlerimizde dahil etmemizin hepimizin faydasına olacağını düşünüyorum. Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tiroit hastalarına önemli uyarı

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, “Tiroit ilacı kullanan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, tiroit hastalarının Ramazan’da nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit hastalıklarının kısaca ne olduğundan bahseden Uzm. Dr. Temiz, “Tiroit hastalıkları hipotiroidi (tiroidin az çalışması) veya hipertiroidiye (tiroidin aşırı çalışması) yol açan tiroit hormon dengesinin bozulduğu hastalıkların yanında nodüler tiroit, guatr gibi tiroit hormonlarının etkilenmediği farklı tablolardan da oluşan bir hastalık grubudur” dedi.

“Her hastanın tıbbi durumuna göre oruç tutması gerekir”

Tiroit hastalarının oruç tutup tutmayacağı konusunda bilgi veren Uzm. Dr. Temiz, “Tiroitte nodül varlığı eğer tiroit hormonlarını etkilemiyor ve tiroit ilacı kullanımı gerektirmiyorsa oruç tutmasına engel değildir. Hipotiroidi ve hipertiroidide ise bozulmuş olan tiroit hormon dengesinin uygun ilaç tedavisiyle yeniden sağlanmış ve hastalığın kontrol altına alınmış olması bu hastaların güvenle oruç tutabilmesi için gereklidir. Tiroit hormonlarının dengede olmaması, özellikle de yandaş hastalıklar varlığında oruç tutulması hasta için riskli olabilir. Bunun yanında tiroit kanseri dolayısıyla ameliyat olan ve tiroit değerleri katı bir aralıkta tutulması gereken hastalarda da oruç tutulması risk oluşturabilir. Her tiroit hastasının tıbbi durumunun farklı olduğunu unutmamalıyız. Bundan dolayı oruç tutmak isteyen tiroit hastalarının öncesinde mutlaka takipli oldukları hekime oruç tutmalarının uygun olup olmadığı yönünde danışması ve hekimin önerilerine uyması gerekmektedir” diye konuştu.

“Sahurda veya iftarda ilaçlar alınabilir”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini de söyleyen Temiz, “Günümüzde hipotiroidi hastalarını sıkça görmekteyiz. Bu hastaların kullandığı levotiroksin içeren ilaçların emilimi için gerekli olan faktörlere Ramazan ayında da dikkat edilmesi tiroit değerlerinin bozulmaması için önemlidir. Tiroit ilacı kullanmakta olan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler. Levotiroksini sahur yemeğinden 30 dakika önce aç karnına içilmeli ve öncesinde de mümkün olduğunca uzun bir gece açlığı olmasına dikkat etmeliyiz. Normalde levotiroksin 8-10 saat gece açlığı sonrası sabah aç içilmelidir. Ramazan’da iftar-sahur arasında 8 saatlik açlığı sağlamak zor olsa da gece geç saatlerde yemek yememeye özen gösterilmelidir. Levotiroksin ilacının emilimini olumsuz etkileyen mide koruyucu, asit giderici mide ilaçları, demir ve kalsiyum gibi minerallerin sahurda alınmamasına dikkat edilmelidir. Hipertiroidi hastalarının kullandığı antitiroit ilaçları ise günlük dozunu değiştirmeden bölerek sahurda ve iftarda yemekle beraber alınmasında bir sakınca yoktur” şeklinde konuştu.

“Ramazan’da beslenme önerileri”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında nasıl beslenmesi gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Temiz, “Sağlıklı çalışan bir metabolizma için yeterli su tüketimi Ramazan’da da çok önemlidir. Günde 2-2.5 litre olmak üzere su tüketimini iftar-sahur arasında zamana yayarak sağlamalıyız. Hipotiroidi hastalarında sıklıkla karşılaşılan kabızlık sorununda da yeterli su tüketimi önemlidir. Su tüketiminin yanında özellikle meyve ve sebzelere beslenmemizde yer vererek yeterli lif alımı da sağlanmalıdır” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK Gölcük Devlet Hastanesi

Başkan Sezer, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı

Başkan Sezer, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı

Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, Gölcük İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi Başhekimliğini ziyaret ederek çalışanların Tıp Bayramlarını kutladı.

Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Serkan Şenel ve Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Aziz Çardak’ı makamında ziyaret etti. Ziyaretlerde Başkan Sezer, mesai mefhumu gözetmeksizin çalışan tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramını tebrik etti.

[kanews-related-post title=”Gölcük Devlet Hastanesi Haberleri” ids=”53756″ tag=”div”]
Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

BAH Darıca Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nca ’Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Belgesi’ ile tescillendi

Büyük Anadolu Hastaneleri(BAH), obezite cerrahisi ameliyatlarında, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ‘Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi’ ile tescillendi.

Tescil belgesi, obezite tedavisinde etkin ve sürdürülebilir mücadelenin uygulanması için, obezite hastalarını multidisipliner bir yaklaşım modeli ile tedavi etmek amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından kriterleri sağlayan hastanelere veriliyor. Yeni yönetmelik gereği Sağlık Bakanlığı Tescil Belgesi alan hastanelerde, obezite ve metabolik cerrahi yapılmasına izin veriliyor.

Büyük Anadolu Hastaneleri, uzun yıllara dayanan deneyim, uzman kadro, donanım ve hasta memnuniyeti odaklı hizmetleriyle sektörde referans hastaneler olma yolculuğuna, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ‘Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi’ni de alarak güvenle yoluna devam ediyor.

“Türkiye’de bakanlık tarafından tescilli sayılı hastanelerden birisi”

Obezite cerrahisi ameliyatları konusunda bölgenin önemli sağlık kuruluşlarından biri olan Büyük Anadolu Darıca Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen tescil belgesi hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şahin, “Darıca ve Samsun’da bulunan hastanelerimiz, birçok hastalığa zemin hazırlayan ve kendisi de başlı başına hastalık olarak değerlendirilen obezitenin tedavisini multidisipliner bir bakış açısıyla gerçekleştirmektedir. Darıca hastanemiz yapmış olduğumuz tüm alt yapı çalışmaları sonrasında, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık müdürlüğü yetkililerince yerinde yapılan denetim sonrasında Sağlık Bakanlığı’nca tam not alarak, Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi olarak belgelendirilmiş ve Türkiye’de güvenle obezite ameliyatı yapılabilecek Sağlık Bakanlığı’nca tescilli sayılı hastanelerden biri olmaya hak kazanmıştır” dedi.

Prof. Dr. Şahin, şunları söyledi:

“Ülkemizde ve dünyada son yıllarda, özellikle sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve paketli rafine gıda tüketimi nedeniyle artış gösteren obezite ile mücadelede önemli bir yer tutan cerrahi uygulamaların bakanlık kriterlerini sağlayan sağlık kurumlarına verilmesi sonucunda, multidisipliner yaklaşım ile cerrahi öncesi ve sonrası hastanın düzenli sağlık kontrolleri ve uzman kadro tarafından verilen eğitimlere katılması ile güvenli tedavi kriterlerinin ve hasta memnuniyetinin üst düzeyde karşılanması sağlanmış olacaktır. Bu vesileyle, Darıca Hastanemizin Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi almasında katkısı olan tüm ekibimizi yürekten tebrik ediyorum.”

Büyük Anadolu Sağlık Grubu, Darıca ve Samsun’da yer alan Hastaneleri ile, hasta odaklı sağlık hizmeti anlayışıyla, dahili ve cerrahi branşlarda 29 yıldır hastalarına hizmet vermeye devam ediyor.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanından Ramazana özel uyarı: “Ağız bakımı aksatılırsa dişler hızla çürüyebilir”

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/uzmanindan-ramazana-ozel-uyari-agiz-bakimi-aksatilirsa-disler-hizla-curuyebilir-0-1QtKDnZL.mp4
Ramazan ayında ağız ve diş bakımına ekstra dikkat edilmesi gerektiğini belirten Arş. Gör. Ecem Nur Salman, “İftardan ve sahurdan sonra dişlerimizi mutlaka iki dakika fırçalıyoruz. Ramazan boyunca ağız bakımını aksatırsak, dişler hızlı bir şekilde çürüyebilir. Buna dikkat etmemiz gerekir” uyarısında bulundu.

Ramazan ayının gelmesiyle ağız ve diş bakımının doğru şekilde yapılması da önemli. Konu hakkında çeşitli önerilerde bulunan İstanbul Beykent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Ana Bilim Dalı Arş. Gör. Ecem Nur Salman, “Uzun süreli açlıkta ve susuzlukta tükürük üretimimiz azalır. Bu da ağız kokusuna ve çürük oluşumuna yol açabilir. Bu nedenle iftar ve sahurdan sonra bol su tüketerek tükürük salgımızı destekleyebiliriz” açıklaması yaptı.

“Tatlı yedikten sonra ağzımızı suyla çalkalayıp dişlerimizi temizlemeliyiz”

“Diş fırçalamayı aksatmamalısınız” diyen Salman, “Diş ipi kullanmak, ağız gargarası yapmak ve dil temizliği yapmak hem bakteri oluşumunu hem de ağız kokusu oluşumunu önler. Aynı zamanda iftardan sonra fazla şeker tüketmemeye dikkat etmemiz gerekir. Tatlı yedikten sonra mutlaka ağzımızı suyla çalkalayıp dişlerimizi temizlememiz gerekir. Lifli sebzeler ve süt ürünleri, ağız bakımını destekler. Asitli, kafeinli içecekler ise diş minesini aşındırabilir. Bunların kullanımlarını sınırlandırabiliriz” şeklinde konuştu.

“Sigara kullananlar ekstra dikkat etmeli”

Sigara kullanımını her halükarda önermediklerini belirten Salman, “Ramazan ayında sigara kullanıldığında ağız kokusu ve kuruluğu artabilir. Sigara içenlerin buna ekstra dikkat etmesini öneriyorum. Ağız bakımına ekstra özen gösterip dişlerini mutlaka fırçalamalarını, diş ipi ve ağız gargarası kullanmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

“Dilde biriken besinler, ağız kokusuna daha fazla sebep olur”

Salman son olarak şunları söyledi:

“Dişlerimizi fırçalarken fazla sert davranmadan, hafif bir şekilde diş etinden dişe doğru süpürme hareketi yapmalıyız. Aynı zamanda dişlerin arkalarını da fırçalamayı unutmuyoruz. Bunun yanı sıra dilde biriken besinler, ağız kokusuna daha fazla sebep olur. Dil temizliği çok önemli. Sağlıklı bir ağız, oruç süresince konforunuzu destekler. Siz de bu öneriler ile Ramazan ayında ağız ve diş sağlığınızı koruyarak geçirebilirsiniz. Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum.”

Kategoriler
SAĞLIK

Beyaz Yürüyüş Sürüyor

Beyaz Yürüyüş Sürüyor

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün” başlıklı 14 Mart Tıp Haftası programı kapsamında düzenlediği “Beyaz Yürüyüş” ikinci gününde Gebze ve İzmit’teydi.

TTB Merkez Konseyi üyelerinden, TTB kol ve çalışma grubu temsilcilerinden, tabip odalarının yönetim kurulu üyelerinden ve hekimlerden oluşan Beyaz Yürüyüş heyeti, sabah saatlerinde İstanbul’dan yola çıktı.

Heyet, Kocaeli’de ilk olarak Gebze Kent Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenlendi.

Basın açıklamasında ilk sözü alan Kocaeli Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Kenan Cibaroğulları hekimlerin ve sağlık emekçilerinin artan iş yükü, iş baskısı, beş dakikaya sıkıştırılan muayeneler, maddi zorluklar, sistemin hatalarının sağlık emekçilerine yüklenmesi gibi nedenlerden çok yılgın olduğunu söyledi. Cibaroğulları “Peki siz halkımız, Gebzeliler, siz mutlu musunuz? Modernliği ve büyüklüğü ile övünülen hastanelerde sağlığa erişebiliyor musunuz? Randevu bulabiliyor, ameliyat olabiliyor musunuz? Fiziksel iyilik halinizin dışında ruhsal iyilik haliniz var mı?” sorularını sorarken, açıklamaya katılanlardan “Hayır” yanıtları yükseldi.

Gebze Sendikalar Birliği adına DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze 2 Nolu Şube Başkanı Necmettin Aydın; Sağlık Bakanı’nın özel hastane, Milli Eğitim Bakanı’nın özel okul sahibi olduğu bir düzenin ancak patronlara yarayabileceğini belirterek emekçilerin ortak mücadelesinden başka çare olmadığının altını çizdi. Hekim Birliği Sendikası adına Dr. Güven Kara da sağlık alanında ortak mücadelenin önemine dikkat çekti.

Mardin Tabip Odası adına Dr. Volkan Binbaş, Sağlık sistemi hekimleri, sağlık emekçilerini ve halkı yıkıntılar arasında bırakarak çöküyor” diye söze başladı. Yenidoğan skandalı, platin skandalı, stent skandalı gibi örneklerin, buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu söyleyen Binbaş, “Umutsuz değiliz. Çünkü bu ülke çok zengin, çok kültürlü, çok dilli. Eşit, parasız, nitelikli, anadilinde sağlık hizmetinin alınabildiği, kardeşliğin ve barışın hüküm sürdüğü bir ülke mümkün diyerek sözlerini noktaladı.

Basın açıklamasında son sözü TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip aldı. Gebze’de gerek işçi kazalarının ve cinayetlerinin gerekse de hava kirliliğine bağlı hastalıkların ve ölümlerin önlenebilir olduğuna dikkat çeken Saip, işyeri hekimlerinin bağımsız, güvenceli çalışamamalarının da bunun bir sebebi olduğunu kaydetti. Sağlık Bakanlığı’nın hasta sayısı artışıyla övünmesine de tepki gösteren Saip, “Oysa önemli olan halkın hastaneye başvurması değil, hastalanmamasıdır. Bunun için de eşit, parasız, nitelikli, ulaşılabilir, birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve koruyucu hekimliğin güçlendirildiği bir sağlık sistemi şart” dedi.

Beyaz Yürüyüş heyeti, öğle saatlerinde ise İzmit’e vardı. Merkez Bankası önünden başlayan yürüyüşün ardından İzmit Kent Meydanı’nda basın açıklaması düzenlendi.

Açıklamada ev sahibi olarak ilk sözü alan Kocaeli Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayşe Engin Arısoy; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın 22 yılın sonunda geldiği noktayı “sağlıkta çöküş” olarak özetledi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin geri plana atılmasından beş dakikada muayene dayatmasına, şiddetten mesleki bağımsızlığı yok eden uygulamalara örnekler veren Ergin Arısoy, Sonuç; her geçen gün eriyen ve insan gücünü yitiren kamusal sağlık alanı, derdine dermen bulamayan hastalar, yapılamayan tedaviler ve ameliyatlar, bulunamayan ilaçlar, peş peşe yaşanan skandallar… Biz, başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu dinletene kadar mücadeleye devam edeceğiz dedi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap; nitelikten çok niceliğe önem veren, insanların hastanelere daha fazla başvurmak zorunda kaldığı ve daha fazla para harcadığı, sağlığın piyasa kurallarına terk edilerek metalaştırıldığı bir sistemin çökmeye mahkum olduğunu vurguladı. Türkiye’de koruyucu sağlık hizmetlerinin önemsizleştirilmesi nedeniyle hastalıkların arttığını, çocuklarda kızamık ve boğmacaya bağlı ölümlerin yaşandığını, kanser tanıların geç konulduğunu hatırlatan Azap sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sistem insanların daha fazla parasını alıyor ama onları daha sağlıklı kılmıyor. Oysa biz, başka bir sağlık sistemi olabileceğini biliyoruz. Çünkü 30 yıldır eleştirmekle kalmıyor; bu yanlışların nasıl düzelebileceğine ilişkin etkinlikler yapıyor, kitaplar çıkarıyor, raporlar hazırlıyor ve tüm bunları halkımızla, meslektaşlarımızla, yöneticilerle paylaşıyoruz. Bizim niyetimiz, irademiz, birikimimiz, kadrolarımız var. Yüksek sesle tekrar söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkün!”

İzmir Tabip Odası adına Dr. Lütfi Çamlı; sağlığın evrensel bir insan hakkı olduğunu, hiçbir zaman alınıp satılır bir metaya dönüştürülmemesi gerektiğini belirtti. Sağlıkta Dönüşüm Programı aracılığıyla tam da böyle bir hataya düşüldüğünü ve insan odaklı olması gereken sağlık sisteminin kâr odaklı hale getirildiğini dile getiren Çamlı, TTB’nin on yıllardır yaptığı uyarıları anımsatarak bugün gelinen noktada başka bir sağlık sisteminin şart olduğunu vurguladı.

Gaziantep-Kilis Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kazım Doğan Eroğulları da “Yıllardır attığımız ‘Sağlıkta ticaret ölüm getirir’ sloganından bize ölüm, patronlara kâr düştü. Bize fabrikalarda, işyerlerinde ölüm düştü. Acil servislerde, yoğun bakımlarda ölüm düştü. Esas çete yenidoğanları öldürenler değil, bu sistemi onların rantı için kuranlardır” dedi. Sayısının artmasıyla övünülen her bir hastaya kâr gözüyle bakıldığının altını çizen Eroğulları, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin mücadelesinin aynı zamanda halkın sağlık hakkı için olduğuna dikkat çekti.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Kocaeli Şubesi Eş Başkanı Murat Harata, Kocaeli Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Funda Atmaca, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına Makina Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Mehmetali Elma da yaptıkları kısa konuşmalarda başka bir sağlık sistemi için yürütülen mücadelelerin önemine atıfla TTB’nin yanında olduklarını dile getirdi.

Basın açıklamasının ardından Mimarlar Odası Taş Bina Salonu’nda bir forum düzenlendi.

Forumda ilk sözü alan Dr. Alpay Azap, “Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün” başlıklı program hakkında bir bilgilendirme yaptı. TTB Merkez Konseyi olarak yenidoğanların ölümüyle sonuçlanan sağlıkta ticarileşme skandalının ardından başka bir sağlık sisteminin tartışılması gerektiğini düşündüklerini ve böyle bir programı önlerine koyduklarını söyleyen Azap, bu önerinin 23 Kasım’da düzenlenen ve 41 tabip odasından 170’i aşkın temsilcinin katıldığı Genel Yönetim Kurulu toplantısında da kabul gördüğünü aktardı. Azap, konuşmasına şöyle devam etti:

“Programımız doğrultusunda ve örgütümüzün 40 yıllık birikimine de dayanarak dokuz ana başlıkta çalışma grupları oluşturduk. Her gruptan mümkün olduğunca öze odaklanan, sade raporlar hazırlamalarını istedik ve çalışmalara başladık. Bu raporlardan çıkan sonuçları önümüzdeki dönemde farklı araçlar kullanarak hekimlerin, sağlık çalışanlarının, sağlık emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi partilerin gündemlerine almasını ve böylece kamuoyu oluşmasını sağlayacağız. Bu nedenle bu yılki 14 Mart’ı, bir mücadele programının son ayağı olarak değil, kapsamı ve uzun erimi düşünerek bir başlangıç ayağı olarak görüyoruz. Raporlarımızın sonuçlarını ilk olarak 10 Mart günü İstanbul Tabip Odası’nda paylaşacağız. 14 Mart’tan sonra da peyderpey bu çıktıları tartışmalara açacağız. 14 Mart’ta ve sonraki süreçte neler yapacağımızı 1 Mart’ta Ankara’da düzenleyeceğimiz ve sağlık emek-meslek örgütlerinin de katılımıyla geniş bir platforma dönüştüreceğimiz Büyük Hekim Buluşması/Forumu’nda kararlaştıracağız.”

Azap’ın ardından toplantının katılımcıları kısa sözler alarak sağlık alanında yaşanan sorunlar, çözüm önerileri ve “Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün” programı üzerine değerlendirmeler yaptı. Etkinlik, 1 Mart’ta Ankara’da buluşma çağrısının güçlendirilmesi çağrısıyla sona erdi.

Öte yandan Beyaz Yürüyüş heyeti içindeki TTB Aile Hekimliği Kolu üyeleri, Kocaeli’deki aile sağlığı merkezlerine ziyaretler düzenledi. Ziyaretlerde “Eziyet Yönetmeliği” başta olmak üzere yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri üzerine fikir alışverişinde bulunuldu.

27 Şubat 2025 günü Balıkesir, Bandırma ve Bursa’da, 28 Şubat 2025 günü Bursa ve Eskişehir’de devam edecek olan Beyaz Yürüyüş, 1 Mart 2025 günü Ankara’daki Büyük Hekim Buluşması / Forumu’nda noktalanacak.

Beyaz Yürüyüş programının tamamı için tıklayın.

Kategoriler
BELEDİYELER Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Tüm Belediye Haberleri

Yürüyemeyen fil hastası kadına ambulans desteği

Kocaeli’de hastalığı sebebiyle yürüme kabiliyetini kaybeden kadın her türlü hava şartlarına rağmen belediyenin ambulansıyla hastaneye taşınıyor.

Başiskele ilçesindeki Camidüzü köyünde ikamet eden 66 yaşındaki fil hastası Sultan Karaca, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin mavi ambulans hizmetinden faydalanıyor. Hastalığın ilerlemesi neticesinde yürüme kabiliyetini kaybeden Karaca’ya, Büyükşehir 13 yıldır hasta nakil ambulansıyla hizmet veriyor. Belirli aralıklarla hastaneye gitmesi gerektiğini ve bunu normal araçlarla gerçekleştiremediğini aktaran Sultan Karaca, “Ulaşımımı Büyükşehir sağlıyor. Bu hizmet için Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a teşekkür ederim” dedi.

Randevu alınabiliyor
Durumu stabil olan ve herhangi acil bir müdahale gerektirmeyen ancak başka bir araçla hastaneye gitme imkanı bulunmayan felçli, oksijen destekli, ameliyat olmuş ya da engeli nedeniyle ambulansla taşınması gereken hastalar, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin mavi ambulans hizmetinden faydalanabiliyor. Mavi ambulans hizmetinden yararlanmak isteyen hastalar, hastaneye gidecekleri günden en az 1 gün önce 153 numaralı Çağrı Merkezi’ni arayarak randevu oluşturabiliyor.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version