Kategoriler
SAĞLIK

İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner oldu

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun Sağlık Bakanı olarak atanmasının ardından İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü görevine Doç. Dr. Abdullah Emre Güner getirildi.

İstanbul İl Sağlık Müdürü iken Sağlık Bakanlığı’na atanan Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun ardından İstanbul’un yeni İl Sağlık Müdürü belli oldu. Göreve, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Başkanlığı ve son dönemde İstanbul İl Sağlık Müdürü vekilliği görevlerini yürüten Doç. Dr. Abdullah Emre Güner getirildi. Atamanın ardından İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü internet sayfasında güncelleme yapıldı.

Kategoriler
SAĞLIK

Rinoplasti sonrası şişlik ve ödeme aldanıp revizyon istenmemeli

Rinoplasti ameliyatlarından sonra şişlik ve ödem iyileşmesinin kişinin cilt yapısına bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. Erkan Soylu, “Ameliyat sonrası erken dönemde oluşan morluklar bir hafta ile bir ay arasında tamamen düzelmektedir. Burundaki şişlik ve ödemin geçmesi kalın ciltli hastalarda iki yıl, normal ve ince ciltli hastalarda ise 1,5-2 yıl kadar sürmektedir. İyileşme tamamlanmadan yapılacak yeni bir ameliyat çözüm olmaz ve yeniden revizyon gerektirebilir” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kulak Burun Boğaz Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Soylu, rinoplasti sonrası ortaya çıkan şişlik ve ödem hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Soylu, “Burnumuz kıkırdak, kemik, burnun içini döşeyen mukoza ve dışını saran deriden oluşmaktadır. Burun ameliyatında bu yapıların tamamı veya bir kısmı işlem görmektedir. Vücudumuzdaki dokular gerek ameliyatlar sonrasında ve gerekse travmalar sonucunda iyileşmek için bir dizi reaksiyon gösterir. Bu reaksiyonlar genel olarak şişlik, morluk ve ödemdir. Belli bir zaman sonra dokularda iyileşme tamamlanır ve şişlik, morluk gibi yara iyileşmesi bulguları ortadan kalkar” şeklinde konuştu.

“Şişlik ve ödem hastanın cilt yapısına bağlıdır”

Ameliyat sonrası morlukların ortalama bir hafta ila bir ay arasında düzeldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Soylu, şöyle devam etti:

“Burun ameliyatları özelinde bakacak olursak, ameliyattan sonra yüzün tamamında, özellikle gözlerin etrafında, şişlik ve morluk olabildiği neredeyse bütün hastalarımız tarafından bilinmektedir. Ameliyat sonrası erken dönemde oluşan morluklar bir hafta ile bir ay arasında tamamen düzelmektedir. Hastaların büyük çoğunluğunda ilk hafta kontrolünde bu morlukların geçtiği görülmekle birlikte daha az bir kısmında ise bu süreç bir aya kadar uzayabilmektedir. Burunda yer alan şişlik ve ödemin düzelmesi ise biraz daha uzun zaman almaktadır. Burundaki şişlik ve ödemin geçmesi kalın ciltli hastalarda iki yıl, normal ve ince ciltli hastalarda ise 1,5-2 yıl kadar sürmektedir. Ödem sadece yumuşak dokuyu ilgilendiren bir durum değildir. Kemiklerde ve kıkırdaklarda da ödem oluşur ve bu dokuların ödemi uzun sürmektedir. Hastalarımız, alçıyı alıp burnu açtığımız ilk haftada bile burunlarının öncesine göre daha iyi olduğunu göreceklerdir ancak arzu edilen ideal burun ancak tüm şişlikler geçip burun oturunca ortaya çıkacaktır.”

“2 yıllık iyileşmenin ardından burun daha zarif ve ince olacaktır”

Prof. Dr. Erkan Soylu, özellikle ilk altı ay burundaki şişliğin belirgin olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

“İlk altı ayda şişliklerden dolayı özellikle burnun önden görünümü geniş olabilir. Bu görünüme hastalarımızın aldanmaması gerekir ve bilmeleri gerekir ki iki yıllık iyileşme sürecinin sonunda burunları mutlaka ilk altı ay veya bir yıllık dönemden daha ince ve zarif olacaktır. Ayrıca hastalarımıza, burunlarının son şeklinin ortaya çıkması için sabırlı olmalarını ve hekimlere erken dönemde revizyon için baskı yapmamalarını tavsiye ederim. Çünkü iyileşmeyle ve zamanla kendiliğinden düzelecek bir durum için yeni bir ameliyat yapılması hem hasta hem de hekim için arzu edilen bir durum değildir. Esasen apse, kanama gibi acil bir durum söz konusu değilse bir yıldan önce düzeltme ameliyatı kesinlikle önermiyoruz. Bir yıl dolduğunda estetik veya fonksiyonel olarak belirgin sorunlar varsa ve zamanla iyileşme beklenmeyecekse birinci yıldan itibaren düzeltme ameliyatı yapılabilir. Gerek estetik ve gerekse de fonksiyonel olarak küçük kusurlar varsa mutlaka iki yılın beklenmesi yararlı olacaktır. Çünkü henüz şişlikler tümüyle geçmemiş ve burnun son şekli ortaya çıkmamıştır. Şişliklerin tam olarak geçmesiyle bu küçük kusurlar ya azalıp önemsiz hale gelecek veya artıp daha büyük hale gelebilecektir. İlk senaryo gerçekleştiğinde hasta yeni bir ameliyattan kurtulacak, ikinci senaryo gerçekleştiğinde ise sorunların tamamı görüldükten sonra ameliyat yapılmış olacaktır. Bazı hastalarımız ’Hocam ben burnuma dokunuyorum, oldukça sert görünüyor ve herhangi bir şişlik kalmamış’ demektedir. Daha önce de dediğim gibi şişlik burundaki sadece yumuşak dokuyu ilgilendiren bir durum değildir. Kemik ve kıkırdak dokusu da şişmektedir. Dolayısıyla çoğunlukla burundaki şişlik serttir.”

İyileşme süreci dolmadan revizyona başvurmayın

Yapılan en büyük yanlışlardan birinin, bir an önce burnunun ideal bir görünüme kavuşması için iyileşme süreci dolmadan tekrar ameliyat için ısrar etmek olduğuna işaret eden Prof. Dr. Soylu, “İyileşme tamamlanmadan yapılacak yeni bir ameliyat çözüm olmaz ve yeniden revizyon gerektirebilir. Bazı hastalarımız da ’hocam bu şişliklerin daha hızlı geçmesi için ne yapabilirim, ne kullanabilirim’ diye sormaktadır. Şişlik ve ödem yara iyileşmesinin fizyolojik bir sürecidir ve ilacı zamandır. İlk hafta uygulanacak soğuk, baş elevasyonu, bol sıvı tüketimi gibi önlemler şişlik ve morlukların az olmasına katkı sağlayabilir. Bu gibi basit önlemler dışında steroid enjeksiyonu da sıklıkla yapılan bir uygulamadır” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Soylu, “Biz kendi pratiğimizde eğer hastada hipertrofik skar, aşırı granülasyon dokusu gelişimi, keloid gibi yara iyileşmesi komplikasyonları yoksa steroid enjeksiyonu yapmıyoruz. Steroid uygulamaları erken dönem sonucunu etkiler ancak uzun dönem sonucu üzerinde etkisi yoktur. Yani nihai sonuç, eğer extra bir komplikasyon yoksa, steroid uygulananlarda ve uygulanmayanlarda aynıdır. Steroid enjeksiyonlarının riskleri göz önüne alındığında, erken dönem sonucunun biraz daha iyi olması için bu riski göze almıyoruz. Genel olarak burnun tümüyle oturduğu ve ameliyatın sonucu diyeceğimiz durumun ortaya çıktığı süre iki yıldır. Sonuç olarak, burun ameliyatı olmuş hastalarımız ameliyattan hemen sonra burunlarındaki iyileşme ve düzelmeyi fark edeceklerdir. Ancak ameliyatın nihai sonucu, burnun tam oturduğu ve şişliklerin büyük çoğunluğunun indiği ikinci yılın sonunda ortaya çıkacaktır” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK

Eczacılık eğitiminde reform gerekli

Yoğunluk nedeniyle hekimlerin desteğe ihtiyacı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Uras, geçmişte ilaç yapımı odaklı olan eczacılık mesleğinin, günümüzde tıbbi tedavi süreçlerinde hekimlerle birlikte çalışan ve halk sağlığını doğrudan etkileyen bir rol üstlenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Geçmişte ilaç yapımı odaklı olan eczacılık mesleğinin, günümüzde tıbbi tedavi süreçlerinde hekimlerle birlikte çalışan ve halk sağlığını doğrudan etkileyen bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikriye Uras, eczacılık mesleğindeki değişim ve eğitim reformunun önemli olduğunu vurgulayarak, günümüzde, ilaç çeşitliliği hızla artarken, tıbbi hatalar ve ilaçların yanlış kullanımı gibi sorunların ortaya çıktığını belirtti.

“Eczacılar ilaç veren kişi olmaktan çıkmalı”

Teknolojik gelişmeler ve ilaç çeşitliliğinin artmasıyla birlikte, doğru ilacın doğru zamanda ve doğru dozda verilmesi gerekliliğinin ön plana çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Uras, “Bu süreçte eczacılar hekimlerle entegre çalışarak hastalar için daha etkin çözümler sunmalı. Geçmişte eczacılık mesleği, ilaç yapımına odaklanarak icra edilmekteydi. Ancak, gelişmiş ülkelerde eczacılar, sadece ilaç veren kişi olmaktan çıkıp, ilaçla tedavide hekimlerle bir ekip olarak çalışmaya başlamıştır. Bu değişim, halk sağlığı açısından daha yararlı hizmetler sunulmasını sağlamış; eczacılar, ilaç kullanımı, hasta bakımı ve sağlıklı yaşam konularında danışman ve sorumlu olmuştur. Yaklaşık 40 yıl önce başlayan bu değişim, ilaçların sanayide üretilmeye başlanması ve eczanelerde kişiye özel ilaç yapım döneminin sona ermesiyle tetiklendi” dedi.

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa ve diğer gelişmiş ülkelerin eczacılık eğitimini 6 yıla çıkartarak “PharmD” programlarını başlatmalarını örnek gösteren Prof. Dr. Uras, Türkiye’de de 2005 yılında eczacılık eğitiminin 5 yıla çıkarıldığını ancak hasta odaklı eğitime geçişin tam olarak sağlanamadığını belirterek, bu süreçte akademisyenlerin uluslararası deneyimlerden faydalanması gerekliliğin önemine vurgu yaptı.

“Eğitim reformu yapılmalı”

WHO, UNESCO ve FIP’nin belirlediği eczacılık eğitiminde yeni vizyon ve hedefler açıklanmış, bu hedefler doğrultusunda, eczacıların tıbbi biyokimya ve mikrobiyoloji gibi alanlarda daha fazla bilgi sahibi olmaları ve hastanelerde tecrübe kazanmalarının öneminin vurgulandığını belirten Prof. Dr. Uras, “Eğitim reformunda başarı sağlamak için, sadece eğitim içeriğini değiştirmek yeterli değildir; akademisyenlerin geliştirilmesi de gerekmektedir. Bu amaçla, akademisyen değişim programlarıyla, tecrübeli ülkelerle bilgi ve deneyim paylaşımı yapılmalıdır. Türkiye için de böyle bir hareketin başlatılması büyük önem taşımaktadır” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK

Sıcaklarda kadınların vazgeçilmezi topuz ve atkuyruğuna dikkat: “Kelleşebilirsiniz”

Özellikle sıcak yaz günlerinde kadınlara rahatlık sağlayan atkuyruğu ve sıkı topuz modellerinin saç sağlığını olumsuz etkilediğini belirten uzmanlar, “Sıkı topuzu hiçbir şekilde önermiyoruz, atkuyruğu ya da sıkı topuzlar, uzun süreçte tekrar tekrar toplamalar kalıcı kelliğe yol açabilmekte. Hastalar, genelde ön kısımlarda, incelme, saçların çıkmaması şikayetleriyle geliyor. Erken döneminde toparlanabiliyor ama uzun süreçte saçın kaybına yol açıyor” dedi.

Kellik ve saç dökülmesi nedeniyle son yıllarda hem erkeklerin hem de kadınların sorun yaşadığı ifade ediliyor. Özellikle yanlış saç toplama stillerinin kadınlarda birçok soruna neden olabileceğini belirten uzmanlar, uyarılarda bulundu. Sıcak yaz günlerinde rahatlık sağlaması açısından kadınların atkuyruğu, sıkı topuzlar gibi modelleri tercih etmesinin yanı sıra saçlarının arasını lastiklerle gerdirmesinin uzun süreli kullanımda saç çizgisinin kalıcı olarak geri çekilmesinden kelliğe kadar birçok olumsuz etkisi olduğu aktarıldı. Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut ve Esenyurt Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Betül Kızılkan, saç yıkama sıklığı, bakımı ve sağlığının korunması gibi konularda bilgi verirken vatandaşlara tavsiyelerde bulundu.

“Saç yıkama sıklığı kişinin saç derisinin tipine göre değişir”

Saçların ne sıklıkta yıkanması gerektiği konusuyla ilgili konuşan Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut, “Saç yıkama sıklığı kişinin saç derisinin tipine göre değişir. Eğer yağlı bir saç derisine sahipse o zaman her gün yıkanabilir. Tabi günlük yıkama durumunda da saçımızı koruyan yağ dokusunun azalmasını da istemiyoruz. Uçları özellikle köpürterek, şampuanla yoğun bir şekilde temas ettirerek yıkamayı önermiyor, uçlarını saç kremiyle korumalarını öneriyoruz. Saçın uçlarının yıpranması, yağının, saçta koruyucu yapının azalmasına bağlı olarak çatallanmaya, kurumaya yol açabilir. Kuru saçlı bir deri ya da normal saçlı bir deri varsa o zaman 2-3 günde bir saçlar yıkanabilir. Saçlı deriyi değerlendirdikten sonra en geç 3 günde bir yıkanmasını öneriyoruz. Yıpratıcı işlemler; her gün fön çekilmesi, maşaların kullanılması, ısıl işlemlere maruz kalan saçlarda yıpranmayı daha çok görüyoruz. Kimyasal maddelere sahip ürünlerin kullanılması saçları yıpratabiliyor. İçten dışa doğru bir güzellik yaklaşımını benimsediğimiz için öncelikle iyi bir beslenmeyi hastalarıma öneriyorum. Katı diyetlerin yapıldığı dönemde saçlar öncelikle etkileniyor. Bunun için düzenli beslenme, fast food ürünlerinden uzak bir beslenme saç sağlığımız için önemli. Özellikle badem, bazı kuruyemişlerin, minerallerin dengeli bir şekilde tüketilmesi önemli. Demir eksikliği, saçımızı önemli ölçüde etkiliyor” dedi.

“Saça zarar veriyor, kesinlikle önermiyoruz”

Kişilerin saç yapısına göre önerilerin şekillendiğini aktaran Doç. Dr. Akbulut, sözlerine şöyle devam etti:

“Bazı insanların saçları daha ince telli bazı insanların daha kalın telli ya da normal telli olabiliyor buna göre de saç bakım önerilerimiz değişiyor. Saç yıkandıktan sonra saç kreminin sürülmesi, haftada bir belki uygun bir saç maskesinin yapılmasını öneriyorum. Sosyal medyanın gücü çok fazla gerçekten bir taraftan da bilgi kirliliğine, evlerde bir sürü ürünün olmasına yol açabiliyor. Bu önerileri hastalarımızın bu konuda uzman olan, bunun eğitimi almış olan hekimlerden alması çok daha doğru. Sıkı uygulamalar saça zarar veriyor, sıkı topuzlar tıpkı bir diş eğriliği durumunda nasıl ortodontik bir tedaviyle dişi uygunsuz olduğu yerden normal yere nasıl taşıyabiliyorsak saç da gerimle saç çizgisini geriye doğru taşıyabiliyor. Hastalarımız aslında onu seviyor çünkü bir botoks etkisi yapıyor, kaşları kalkmış vaziyette oluyor ama bunun düzenli bir şekilde yapıldığı durumlarda saç çizgisi geriye kaçıyor, saç dökülmesine, saç köklerinin kırılmasına, zayıflamasına yol açıyor. Kesinlikle önermiyoruz, saç çizgisinin geriye kaçması da kozmetik olarak hastalarımızı mutsuz ediyor. Çok sıkı olmayan, daha gevşek bir şekilde tabi ki topuz yapılabilir. Her gün yapılması değil de belli bir rutin içerisinde, örneğin; haftada 2 kez yapılabilir. Havalar çok sıcak olduğu için tabi ki bir bağlama ihtiyacımız oluyor ama özellikle sıkan, bir gerim oluşturan derecede sıkı bağlamayı önermiyoruz. Güneşten de saçımızı korumamız büyük önem taşıyor”

“Kalıcı kelliğe yol açabilmekte”

Sıkı saç modellerinin saça birçok olumsuz etkisi olduğunu belirten ve önerileri alanında uzman isimlerin yapması gerektiğine dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Betül Kızılkan, “Saçımızı çok sıkı bağlamamalıyız, atkuyruğu ya da sıkı topuzlar, sıkı bandajlar, saçlarımızın incelmesine, saç çizgimizin geriye gitmesine aynı zamanda uzun süreçte tekrar tekrar toplamalar gerçekten saçımızın kalıcı olarak yok olmasına, kalıcı kelliğe yol açabilmekte. Açık şekilde rahatsız olan hastalarıma gevşek bağlamalarını, çok sıkmamalarını öneriyorum. Saçları özellikle arkaya doğru çekiştirdiğimizde zaten en fazla başlayan öndeki kılların incelemesi oluyor. Bu alışkanlık bırakılırsa saçlar geri dönebiliyor ama uzun süreçlerde kılların çıktığı foliküller de hasar gördüğü için o bölgelerde bir daha saç çıkmamaya başlıyor. Genelde ön kısımlarda, incelme, saçların çıkmaması şikayetleriyle hastalar geliyor. Erken döneminde toparlanabiliyor ama uzun süreçte sık tekrarlayan bağlamalar, topuzlar gerçekten de saçın kaybına yol açıyor. Sıkı topuzu hiçbir şekilde önermiyorum. İdeal olarak 2 günde bir saç diplerimize uygun bir şampuanla, daha sonrasında saç uçlarımıza masaj yaparak saç kremi uygulanması ve haftada 1-2 kez saç maskesi kullanılabileceğini öneriyoruz. 2-3 hafta yıkanmamasını sonuçta saçın sağlığı açısından da çok uygun görmüyoruz. En azından haftada 1 kere yıkamayı öneriyoruz. İşinde uzman olmayan kişilerin bu tarz şeyler hakkında yorum yapmasını çok uygun bulmuyorum” şeklinde konuştu.

Kategoriler
SAĞLIK

Vücut kitle indeksi çok düşük veya yüksek olan kadınlarda adet gecikmesi görülebilir

Adet gecikmesi, çoğu kadının çeşitli nedenlere bağlı olarak hayatının bir döneminde yaşadığı bir sorundur. Adet döngüsü çoğu kadın için 28 gün olsa da, bazı kadınlarda 21 gün-40 gün arasında değişebilir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehtap Yazıcıoğlu, “Adet gecikmesi ciddiye alınmalıdır. Özellikle vücut kitle indeksi 18.5 ve altında ya da 30 ve üzerinde olan kadınlar risk grubundadır” dedi.

Sağlıklı kadınlarda normal adet döngüsü, son kanamanın başlama tarihinden itibaren 28 gündür. Bununla birlikte 21-40 gün arası da normal kabul edilebilir. Döngünün her seferinde birkaç gün değişmesi de normal bir durumdur. Kanamaların bu döngü dışında görülmesinin adet gecikmesi olarak nitelendirildiğini söyleyen Medicana Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehtap Yazıcıoğlu, “Normal bir adet döngüsü sırasında kadınların yumurtalıklarının birinden yumurta salınır. Bir sperm tarafından döllenmeyen yumurta, kan ve dokularla birlikte vücuttan atılır. Bu kanama ortalama 5 gün sürer. Daha sonra döngü, aylık olarak kendini tekrar eder. Bazı dönemlerde ise stres gibi duygu durumlar, çeşitli dış etkenler ya da hastalıklar nedeniyle bu döngü bozulabilir. Bu durumda döngü dışında anormal kanamalar görülür” diye konuştu.

Op. Dr. Yazıcıoğlu, adet gecikmesinin bazı yaygın nedenlerini ise şöyle sıraladı:

Gebelik

Aşırı stres

Ani kilo kaybı

Aşırı kilolu olmak

Gün içinde çok fazla egzersiz yapmak

Doğum kontrol hapı kullanmak

Menopoz ya da erken menopoz

Polikistik over sendromu

Kontrolsüz diyabet

Kalp hastalıkları

Aşırı aktif tiroit bezi

Uzun süreli stres hormonları etkiler

Herhangi bir faktöre bağlı olarak yaşanan uzun süreli stresin hormonları etkileyerek adet gecikmesine ve menstrüal dönemin normalden daha ağrılı geçmesine neden olabildiğini ifade eden Op. Dr. Mehtap Yazıcıoğlu, şöyle devam etti: “Stres, gecikmenin yanı sıra kanamanın erken olmasının da nedenlerinden biridir. Meditasyon, yoga, yüzme ve koşu gibi egzersizler stresin azalmasına yardımcı olabilir. Ancak gün içinde aşırı egzersiz yapmak da stres seviyesini artırır. Bu durumda yağ seviyesi de düşeceği için yumurtlama gecikebilir ya da durabilir.”

Vücut Kitle İndeksi 18.5’in altında ve 30’un üzerinde olan kadınlar dikkat!

Genellikle 45-50 yaşlarında görülen menopoz döneminin yaklaşmasıyla adet gecikmeleri görülebileceğini belirten Op. Dr. Yazıcıoğlu, “Östrojen seviyesinin düşmeye başlaması ve yumurtlamanın düzensiz hale gelmesiyle, menopoza yaklaşan kadınlarda adet gecikmesi görülebilir. Menopozdan sonra ise kanamalar tamamen durur” dedi.

Aşırı ve ani kilo kayıplarının da adet gecikmesi nedenleri arasında bulunduğuna dikkat çeken Op. Dr. Mehtap Yazıcıoğlu, “Günlük alınan kalorinin büyük oranda kısılması, yumurtlamak için gerekli olan hormon üretimini olumsuz olarak etkiler. Özellikle vücut kitle indeksi 18.5 ve altında olan bireylerde adet gecikmesi görülebilir. Bu durumun tam tersi olarak, aşırı kilo da adet döngüsünün düzensizleşmesinin önemli nedenlerden biridir. Aşırı kilolu kadınlarda östrojen hormonu fazla miktarda üretilir. Fazla östrojen, adet kanamasının gecikmesine neden olabilir. Özellikle vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan kadınlar bu risk grubuna dahildir” şeklinde konuştu.

Baş ağrısı, sivilceler, kilo alıp vermek belirtiler arasında

Adet gecikmesinin yaygın belirtisi, kanamanın bir önceki kanamayı takiben 35-40 gün içinde gelmemesidir. Bununla birlikte, pek çok hastalığa bağlı olarak meydana gelebilen adet gecikmelerinde farklı belirtiler de oluşabilir. Adet gecikmesi yaşayan kadınlarda görülen yaygın belirtiler şu şekildedir:

Aşırı kıllanma

Baş ağrısı

Kasık bölgesinde ağrı

Yüz başta olmak üzere vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkan sivilceler

Aşırı kilo alma ya da verme

Uzun süre devam eden adet gecikmesinin farklı hastalıkların belirtisi olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Yazıcıoğlu, tanı ve tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: “Teşhis ve tedavi için kadınların bir sağlık kurumuna başvurması önerilir. Jinekoloji ya da endokrinoloji muayenelerinde hastaların ve ailelerinin tıbbi geçmişleri, yaşanan stres gibi duygusal sorunlar, kilo değişiklikleri, egzersiz yapma sıklığı gibi noktalar dinlenir. Ayrıca kadınların yaşı da önemli bir faktördür. Tıbbi bir durumun neden olabileceği adet gecikmelerinde hastalar farklı bölümlere yönlendirilir. Muayene öncesi, adet kanamasının başlangıç ve bitiş tarihlerinin not alınması faydalı olur. Tanı sürecinde herhangi bir hastalıktan şüphelenilmediği takdirde adet döngüsünün belirli bir süre izlenmesi istenebilir. Tanı için kan testlerinin yanı sıra ultrason, MR ve tomografi gibi yöntemlerden de yararlanılır. Kan testleri, anormal seviyede seyreden hormonların olup olmadığı konusunda bilgi alınmasını sağlar. Hipofiz bezi ya da üreme sistemindeki herhangi bir bozukluk içinse görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır.”

Yaşam şartlarında değişiklik yapılması gerekir

Stres ya da beslenme bozuklukları gibi hormonları etkileyen nedenlerden kaynaklanan adet gecikmelerinde kadınların yaşam şartlarında değişiklik yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Mehtap Yazıcıoğlu, “Adet gecikmesinin nedeni polikistik over sendromu ise tedavide progesteron içerikli doğum kontrol hapları kullanılması önerilebilir. Ancak doğum kontrol hapları da gecikmenin nedeni olabilir. Bu durumda hapların bırakılmasıyla döngünün normal seyrine dönmesi beklenir. Erken menopoz vakalarında, hormon replasman tedavisinden (HRT) ya da doğum kontrol haplarından faydalanılır. Aşırı aktif tiroit bezinin fazla miktarda hormon üretmesi sebebiyle yaşanan adet gecikmelerinde ise ilaç tedavisi uygulanabilir” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
SAĞLIK

Karakuş, “Sağlık alanında önemli adımlar atacağız”

İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Osman Karakuş, 2045 yılına kadar detaylı planlamalar yaptıklarını belirterek, Yalova’da sağlık alanında büyük adımlar atılacağını söyledi. Karakuş, hastane yolundaki kaymanın kaçak su nedeniyle olduğunu ve çözüm çalışmalarının başlayacağını ifade ederek yeni randevu sistemiyle hastane randevu sıkıntılarının büyük ölçüde çözüldüğünü de vurguladı.

Karakuş, önümüzdeki 20 yılı planladıklarını ifade ederek, hastanedeki randevu sistemi ile alakalı da önemli açıklamalarda bulundu. 2045 yılına kadar detaylı bir çalışma ve planlamalar yapıldığını söyleyen Karakuş, “Nereye birinci basamak nereye sağlık tesisi gerekiyor bununla ilgili detaylı çalışmalarımız devam ediyor. Bize benzeyen 4 ili de kapsayıcı bir çalışma yaptık. En uygun ili Çanakkale gördük. Çanakkale üzerinden bir projeksiyon yaparak 2028,2035 ve 2045 yıllarını da öngörerek, nüfusu da içine katarak neler yapmamız gerektiği ile ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz. Bu konu ile alakalı ilgili birimleri de haberdar ettik. Bakanlığa da gerekli çalışmaları sunduk. Dolayısıyla bakanlık da Yalova’daki çalışmalardan haberdar. İnşallah sağlık konusunda Yalova’da önemli adımlar atacağız. Tespitlerimiz şu anda tamam ama süreç içerisinde de yeni revizyonlar gerecek” dedi.

Yoldaki kaymaya kaçak su sebep olmuş

Hastane yolunda yaşanan kayma ile ilgili içme suyu hattında yaşanan kaçak suyun sebep olduğunu belirten Karakuş, “Hastanenin ön tarafında bulunan yolda bir kayma yaşandı. Orada bir yeraltı su akıntısı olduğu düşünüldü. Çeşitli analizler-tahliller yapıldı. Şebeke kaçak su olduğu tespit edildi. Bu kaçak su az da değil. O kaçak su, yolun kaymasına sebep oldu. Karayolları tarafından ihalesi yapılarak yol ile ilgili çalışma kısa sürede başlayacak. Yapılacak olan çalışma ile ilgili orada kalıcı ve güzel değişiklikler yapılacak. Proje aşaması da bitmek üzere. Proje aşaması tamamlandığı gibi Karayolları burada çalışmalara başlayacak. Burada çok sağlam ve ileriye dönük bölgeyi rahatlatacak bir çalışma ortaya konacak. Bu çalışma içerisinde yolu da genişleteceğiz. Süreç içerisinde oradaki çalışma da bittiği zaman afiliasyon süreci de tamamlandığında belki de ek binalara bile ihtiyaç olacak” diye konuştu.

“Onaylı randevu sistemi sıkıntıyı rahatlattı”

Hastane içerisinde randevu koordinasyon merkezinin randevu bulamayan hastalara hizmet verdiğini söyleyen Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz hastanede koordinasyon merkezi açtık. Hastane içerisinde randevu merkezi açtık. Oraya 2 personel görevlendirdik. Açıldığı günden şu ana kadar toplam 750 kişinin üzerinde başvuru yapıldı ve randevusu alındı. Randevu sistemi şu anda Yalova’da oturmuş durumda. İki branş dışında sıkıntı kalmadı. O branşlarda da talep olmasının sebeplerini de araştırıyoruz. Bir algı oluşturuluyor ve sanki hastanenin genelinde bu problemin var olduğu düşünülüyor. Sistem daha da oturunca bu sıkıntı tamamen ortadan kaybolup gidecek. Bu onaylı randevu sistemi Yalova özelinde konuşuyorum etkisi oldu. Bir de tabii yeni branşlarda doktorlarımızın da gelmesi etki etti. İlave doktorlarımız da gelmeye devam edecek. Randevu sıkıntıları da o zaman daha da rahatlayacak.”

Kategoriler
SAĞLIK

Bilecik’te ilk defa yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu

Bilecik’te doğuştan böbrek rahatsızlığı olan hasta, kentte ilk defa yapılan bir ameliyatla sağlığına kavuşturarak taburcu oldu.

Böbrekteki idrarın mesaneye ulaşamadığı durumlarda görülen bir rahatsızlığı bulunan 27 yaşında hasta Ozan Yiğit, Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk defa yapılan ameliyat ile sağlığına kavuştu. Hasta, Üroloji Kliniği uzmanlarının, dismembered pyeloplasti, üreteroüreterostomi ve üreterolizis yöntemlerini uyguladığı ameliyat sonrası 4 günde sağlığına kavuştu.

Hastayı ziyaret eden üroloji ekibi Doç. Dr. Ramazan Topaktaş, Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Op. Dr. Mahmut Koç, bu yöntemle bir çok hastanın sağlığa kavuşacağını söylediler. Ameliyat hakkında bilgi veren doktorlar, “Böbrekte üretilen idrarı idrar kesesine taşıyan idrar kanalına üreter denir. Üreter sağ ve sol böbrekten çıkarak idrar kesesine kadar devam eder ve trigon denilen bölgede mesaneye açılır. Üreteropelvik darlık ise böbrekteki idrarın mesaneye ulaşamadığı durumlarda görülen bir rahatsızlıktır. İdrar, böbrek toplayıcı sistemi ile üreterin birleştiği noktada görülen darlık veya tıkanıklık nedeniyle, kanaldan geçerek mesaneye ulaşamaz ve böbrek zamanla işlevini yitirir. Üreter darlığı da üreteropelvik bileşke darlığı gibi idrar akışını engelleyerek böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Darlık aynı zamanda böbrek taşı oluşma riskini de artırır. Endoskopik ameliyatların başarısız olduğu durumlarda laparoskopik veya açık ameliyatlarla bu darlıklar düzeltilir” dediler.

Bilecik’te ilk defa başarı ile uygulanan operasyon teknikleri ile tek seansta sağlığına kavuşan hasta Ozan Yiğit ise doktorlara teşekkür etti.

Kategoriler
SAĞLIK

“Solunum fizyoterapisi ile solunum kapasitesini artırmak mümkün”

Özellikle KOAH, astım, bronşektazi gibi kronik solunum yolu hastalıklarının yanı sıra ameliyata girecek hastalarda da anestezi öncesi ve sonrası solunum fizyoterapisi uygulanarak solunum kapasitesini artırabildiğini belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ferzat Zonüzi, “Solunum fizyoterapisinin temel ilkelerinde nefes almayı kolaylaştırmak, balgam çıkarmayı artırmak ve solunum kaslarının güçlenmesini sağlamak ve öksürük refleksini artırmak yer almaktadır” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ferzat Zonüzi, solunum fizyoterapisi hakkında bilgilendirmede bulundu. Doğru nefes almanın sağlığımıza olumlu, hastalıklarımıza olan iyileştirici etkilerinin kaçınılmaz olduğunu dile getiren Op. Dr. Ferzat Zonüzi, toplumda pek çok kişinin gerçekten doğru nefes almayı bilmediğine dikkat çekti.

“Akciğer kapasitemizi sandığımızdan az kullanıyoruz”

Çoğumuzun akciğer kapasitemizi sanılanın çok daha altında kullandığını işaret eden Op. Dr. Zonüzi, tıpta “pulmoner rehabilitasyon” olarak da adlandırılan solunum fizyoterapisinin çeşitli solunum problemleri olan, farklı şiddetlerde solunum güçlüğü yaşayan hastalar için uygun bir tedavi yöntemi olduğunu belirtti.

“Amaç solunum kapasitesini artırmak”

Solunum fizyoterapisi tedavisinde amacın hastanın solunum kapasitesinin artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğunu ifade eden Op. Dr. Zonüzi, “Solunum fizyoterapisinin temel ilkelerinde nefes almayı kolaylaştırmak, balgam çıkarmayı artırmak ve solunum kaslarının güçlenmesini sağlamak ve öksürük refleksini artırmak yer almaktadır” dedi.

“KOAH, astım ve bronşektazi hastalıklarında daha sık kullanılıyor”

Özellikle KOAH, astım, bronşektazi gibi kronik solunum yolu hastalıklarının yanı sıra herhangi bir ameliyata girecek olan hastalarda da anestezi öncesi ve sonrası solunum fizyoterapisi uygulamalarının gelişebilecek solunumsal sıkıntıların önlenmesinde önemli rol oynadığını vurgulayan Ferzat Zonüzi, “Solunum fizyoterapisi genellikle egzersizler, postür değişiklikleri, nefes ve solunum fizyoterapisi teknikleri ile cihaz kullanımı gibi yöntemlerden oluşur. Sigara içen bir hastanın sigarayı bırakması veya kilo vermesi gibi adımlar da solunum fonksiyonlarının iyileştirilmesine katkı sağlayabilir” şeklinde konuştu.

“Nefes darlığı gibi dirençli semptomlara karşı etkili”

Solunum fizyoterapisinin Kovid-19 döneminde de nefes darlığı gibi dirençli semptomlar yaşayan kişilere yönelik başarıyla uygulandığını hatırlatan Op. Dr. Zonüzi, tedaviyle hastanın fiziksel durumunu iyileştirmek, semptomları azaltmak, doğru ve etkili nefes alma eğitimleri vermek ve yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini belirtti.

Solunum fizyoterapisinin faydaları

Op. Dr. Zonuzi, solunum rehabilitasyonun faydalarını ise şu şekilde sıraladı:

“Solunum fizyoterapisi, akciğer kapasitesini artırarak egzersizlere ve efor sarf etmeye uyumu kolaylaştırır. Solunum cihazlarına bağımlılığı azaltır. Nefes darlığını azaltarak yaşam kalitesini yükseltir. Göğüs ve kol kaslarına yönelik egzersizlerle kuvvet ve fonksiyon artışı sağlar. Hastaneye yatış ve acil başvuruları azalır. Hastanede yatan vakalar için yatış süresini kısaltır ve sağ kalım oranını artırır. Depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik semptomlarda azalma ve motivasyonda artış görülür. Uzun yürüyüşler gibi aerobik egzersizlere imkan sağlar”

Kategoriler
Kocaeli Devlet Hastanesi SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde gerçeğini aratmayan tatbikat !

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde gerçeğini aratmayan tatbikat !

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İtfaiye ve UMKE katkıları ile geniş kapsamlı bir tatbikat düzenlendi. Gerçeğini aratmayan tatbikatta kimyasal maddeye maruz kalma, yangından insan kurtarma , deprem anında acil müdahale konularında uygulamalar gerçekleştirildi.

GENİŞ KAPSAMLI TATBİKAT
Uygulamada hastanenin üst katlarında kalan hastaların yangın anında tahliyesi, kimyasal maddeye maruz kalan hastalara müdahale konuları ile eş zamanlı olarak hastane içerisinde çıkan bir yangının söndürülmesi durumları tatbikatta gerçekleştirildi. Tatbikatta itfaiye erleri Hastanenin dış cephesine merdiven kurarak dumandan zehirlenen çalışanları kurtardı.

GEÇ KALINMAMALI
Kocaeli Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Nurcan Çubukçu büyük kapsamda bir deprem tatbikatı gerçekleştirdiklerini belirtti. Çubukçu, “tatbikatta deprem sonrası acil servise gelen hastalara müdahale edildi, tanker kazası sonrası toksit maddeye maruz kalan, trafik kazası sorası yaralanan 4 hastaya müdahale edildi. Hastanede çıkan yangın sonucu dumanda etkilenen bir çalışanımıza müdahale edildi. Bir deprem ve yangında yapılmaması gereken tüm çalışmalar özveri ile yerine getirildi. Herkese emeği için teşekkür ediyorum. Tüm önlemlerimizi alıp, olası bir depremden en az hasarla kurtulmak istiyoruz” dedi.

Kategoriler
Kocaeli Devlet Hastanesi SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde “5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü” Dolayısıyla Etkinlik Düzenlendi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen ve her yıl 5 Mayıs’ta kutlanan Dünya El Hijyeni Günü Kocaeli Devlet Hastanesi’nde gerçekleşen bir dizi etkinlikle kutlandı.

Etkinlikte hastanenin farklı bölümlerinde interaktif stantlar kurularak el hijyeninin önemi üzerine bilgilendirici sunumlar yapıldı ve katılımcılara doğru el yıkama teknikleri gösterildi.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version