Kategoriler
SAĞLIK

Güneş lekeleri koyu tende daha yaygın

Güneş lekesinin yüksek ultraviyole radyasyonun olduğu bölgelerde yaşayan koyu ten rengi tonlarına sahip üreme çağındaki kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Dermatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaman Sönmez, “Melanogenez (deride boyanın üretilmesi); UV dışında hormonlar, genetik yatkınlık, gebelik, tiroit disfonksiyonu, inflamasyon, kozmetikler, ilaçlar ve reaktif oksijen türevleri (ROS) gibi birçok faktör nedeniyle tetiklenebilir” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaman Sönmez, melazma (güneş lekeleri) konusunda açıklamalarda bulundu. Melazmanın tanımını yapan Op. Dr. Sönmez, “Melazma epidermiste (cildin en dış tabakası) melanosit (pigment üretiminden sorumlu hücreler) sayısının ve aktivitesinin artmasına bağlı olarak epidermis ve/veya dermiste artan melanin (boya) birikimiyle sıklıkla yüzün güneşe maruz kalan bölgelerinde, bazen de boyun, yanak, alın, üst dudak, burun ve çenede lekeli, düzensiz desenli kahverengi veya bazen gri-kahverengi hipermelanoz (boyanın artması) şeklinde kendini gösteren pigment bozukluğudur. Melazma, yüksek ultraviyole (UV) radyasyonun olduğu bölgelerde yaşayan daha koyu ten rengi tonlarına sahip (Fitzpatrick cilt tipi IV – VI) üreme çağındaki kadınlarda daha sık görülür” dedi.

“Tetikleyen faktörler”

Lekelerin nedenlerinden bahseden Op. Dr. Sönmez, “Melanogenez (deride boyanın üretilmesi); UV dışında hormonlar, genetik yatkınlık, gebelik, tiroit disfonksiyonu, inflamasyon, kozmetikler, ilaçlar ve reaktif oksijen türevleri (ROS) gibi birçok faktör nedeniyle de indüklenebilir. Oral kontraseptifler, menstrüel döngüdeki değişiklikler ve gebelik nedeniyle meydana gelen östrojen ve progesteron düzeylerindeki değişiklikler MSH (melanosit uyarıcı hormon) salınımını artırabilir. İlaçlarla tetiklenen hiperpigmentasyonun patofizyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte, ilacın veya metabolitlerinin ciltte birikiminin fotoduyarlılığa neden olarak melanogenezi başlatabileceği düşünülmektedir” diye konuştu.

Kategoriler
SAĞLIK

Biberiye saç bakımında kadınların yeni gözdesi oldu

Son dönemde saç bakımı için doğal çözümler arayanların favorisi haline gelen biberiye, aktarlarda yoğun ilgi görüyor.

Geleneksel tıbbın uzun yıllardır başvurduğu bitkilerden biri olan biberiye, son dönemlerde saç bakımında da önemli bir yer edinmeye başladı. Biberiye suyunun saç uzatıcı, kırıkları onarıcı ve saça parlaklık kazandırıcı etkileri, bu doğal ürünü aktarlarda en çok arananlar listesine taşıdı. Özellikle saç dökülmesi yaşayanlar ve saçlarını güçlendirmek isteyenler, biberiye suyunu alternatif bir çözüm olarak tercih ediyor. Sosyal medyada paylaşılan olumlu deneyimler, biberiye suyunun popülaritesini daha da artırdı.

“Biberiye suyuna yoğun talep var”

Aktar Ömer Yeşil (45), biberiye suyunun saçı uzatmaya yardımcı olduğunu ifade ederek, “Vatandaşlar biberiye suyunu özellikle saçları için alıyorlar fakat bunun yanında bağırsak çalıştırma, ödem artırma ve yağ yakıcı gibi faydaları da bulunuyor. Şu an reklamlar yüzünden biberiye suyuna yoğun talep var. Biberiye suyu saç uzatır, kırıkları onarır, parlatır. Güzel bir bitkidir” dedi.

Biberiye suyunun yapılışı hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Yeşil, “Biberiye suyu aslında damıtma suyuyla yapılır. Fakat evde üç taşım kaynatılarak da çıkartılabilir. Bu daha basit yoludur, böyle de kullanılır. Fokurdayan suyun miktarına göre biberiye atılır. Ondan sonra 3-4 dakika kaynatılması yeterli. Biberiye kaynadıktan sonra şişeye koyup saçınıza uygulayabilirsiniz, ya da duşta saçınızı onunla yıkayabilirsiniz” diye konuştu. Yeşil, biberiyenin kilogram fiyatının 200 lira ile 250 lira arasında değiştiğini de ifade etti.

Biberiyenin yanı sıra, Hindistan cevizi, argan, susam, yılan ve Hint yağlarının da saça fayda sağladığına dikkat çeken Yeşil, “Ayrıca biz saç için karışım yapabiliyoruz. Saç dökülmesine iyi gelmesi, yeni saç çıkarması, saçlardaki beyazları yok etmesi için özel kürler yapıyoruz” şeklinde konuştu.

Ömer Yeşil, aktarlara kadınların daha çok ilgi gösterdiğini, kadınların ödem artırıcı, yağ yakıcı, bağırsak çalıştırıcı çaylar ile cilt temizliği için eşek sütlü ve keçi sütlü sabuna ilgi gösterdiğini anlattı.

Kategoriler
SAĞLIK

HEKİMSEN’den ek ödeme uyarısı: “Kanunlara uyulmazsa ceza davası yolda”

HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, hekimlerin ek ödemelerinin azaltılamayacağını vurgulayarak, üniversitelerdeki haksız uygulamalara karşı uyarıda bulundu. Kurban, “Ek ödeme on binlerce hekimi ilgilendiren bir durum. Ek ödeme ile ilgili bazı üniversitelere dilekçe verdik ancak herkesin bireysel olarak ayrı ayrı dilekçe vermesi gerekiyor. Eğer uygulamaya geçilmezse hukuk birimiz bu konuda dava açıyor ama artık idari dava değil, ceza davası açılabilir. Lütfen bu konuda artık kanun neyse herkes uysun” dedi.

HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, hekimlerin sorunlarını dile getirerek, kanunların uygulanması için dava süreci başlattıklarını dile getirdi. 2 yıl önce açtıkları dava neticesinde Danıştay’ın ek ödeme yönetmeliği ile ilgili birçok maddenin iptal edildiğini ifade eden Kurban, herhangi bir disiplin cezası veya eylem dolayısıyla ceza almış olan hekimin ek ödemelerin artık azaltılamayacağını hatırlattı. Kurban, üniversitelerde çalışan hekimlerin kamuda çalışanlardan az ek ödeme alamayacağına yönelik yönetmelik olduğunu ancak bunun hala uygulanmadığını dile getirdi. Ayrıca Kurban, kamu hastanelerinde çalışan hizmetlilerin, gece nöbetlerinde hekimlerden daha fazla mesai ücreti aldığını dikkat çekerek, durumun adaletsiz olduğunu belirtti.

“Hekimlerin alacağı ek ödeme azaltılamayacak”

HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, “Kamuoyunda ceza yasası olarak tanımlanmış, aslında yönetmelik olan kamu hastanelerinde çalışan uzman hekimlerin ek ödeme yönetmeliği ile ilgili birçok madde bizim 2 yıl önce açtığımız dava neticesinde Danıştay’da iptal edildi. Bunun sonuçlarında neler gelişecek? Birincisi; ek ödemede bakanlığın uygulayacağı hekimlere dağıtılacak miktarın değiştiren sıfırla bir arasında gelişen katsayı iptal edildi. Bu şekilde hekimlerin alacağı ek ödeme azaltılamayacak. İkincisi; herhangi bir disiplin cezası almış hekimlerimizin uygulanan ek ödeme kesintisi sorunu da kalkmış oluyor. Bunu özetlemek gerekirse herhangi bir disiplin cezası veya eylem dolayısıyla ceza almış olan herhangi hekimin maaşının yaklaşık ek ödeme bölümü yüzde 60’ı kesilebiliyordu” dedi.

“Hekimlik Yasa Tasarısı kabul edilinceye kadar çalışacağız”

Danıştay kararı ile artık alınan herhangi bir ceza sebebiyle ek ödemede kesinti yapılamayacağını dile getiren Kurban, “Düşünün siz bir ceza alıyorsunuz ve maaşınızın yüzde 60’sını kaybediyorsunuz. Bunun önüne geçilmiş oldu. Bununla birlikte bu yasa içerisinde bulunan birçok katsayı ve kesintiye sebep olabilecek her şeyde bundan sonra artık bizim mücadelemiz kapsamına girecek. Bu konuda da Hekimlik Yasa Tasarısı kabul edilinceye kadar HEKİMSEN Sendikası ve bütün STK’lar omuz omuza verip adaletli, hakkaniyetli sağlık sisteminin kurulması için Türkiye’de çalışacaklardır” şeklinde konuştu.

“Üniversitede çalışan hekimler, kamuda çalışanlardan daha az maaş alamaz”

Kurban, sözlerini şöyle sürdürdü:

“YÖK bünyesinde çalışan uzman hekimlerin, asistanların; kamuda çalışanlardan daha az kazanamayacağı konusunda madde vardı. Bu çok eskiden beri olan ve bilgimiz dahilinde bir şeydi. Fakat ek ödeme yönetmeliği değiştirildikten sonra kamuda çalışanlar nispeten daha iyi ek ödeme alırken, aslına bakarsanız maaş alırken üniversitelerde çalışanlar ise buna karşılık bir şey alamadı. Şöyle düşünün. Birisi ek ödeme olarak 25 bin TL alabilirken, diğeri 2 bin lira alıyor. Yani böyle bir fark var. Dolayısıyla üniversitede çalışanlar ek ödeme yönetmeliğinden istifade edemediler ve çok ciddi gelir kaybına uğradılar, geçinemez hale geldiler. Bu madde de açılan dava sonucu iptal edildi. Şu an için uygulanması gereken bir şey var o da şu; bütün üniversitelerde buna çok özen gösterilmesi gerekiyor. Bir uygulamayla kamuda çalışanlardan daha az maaş hekimlerine veremezler. İşte bunu yapanlar yönetmeliklere karşı bir suç işler ve görevini yerine getirmediği için disiplin cezası alır. Ama yasaya karşı görev yerine getirilmezse hapis cezası alınır. İşte bu bağlamda yönetici hocalarımızın üniversitelerde artık ceza davasıyla yargılanmaları bile söz konusu olabilir. Artık lütfen bu konuda YÖK’ümüz ve üniversiteler keza hükümetimiz de uygun bir politika geliştirip bu haksızlığın da önüne geçsin”

“Maaşı ek ödemeyle verilen bir kesimin ek ödemesini vermeyerek geçinemez hale getiriyorsunuz”

“Yasaları biz yapmıyoruz, esas itibariyle bu meclis tarafından yapılıyor” diyen Kurban, “Bunda en ağırlık olarak etkin olanlar da hükümet partimiz ve bağlı partiler. Yasayı yapan kendileri olmalarına rağmen bakanlıklar bunu uygulayamıyor ve yönetmeliklerle yasaya zıt hükümler ortaya çıkarıyor, bu da sistemi, dengeleri bozuyor ve huzursuzluk meydana getiriyor. Bu da kaos sebebidir. Maaşı ek ödemeyle verilen bir kesimin ek ödemesini vermeyerek geçinemez hale getiriyorsunuz. Bu haksızlık ve yanlışlık dolayısıyla da maalesef bu sistem bugünlere kadar devam etti. Meslektaşlarımın HEKİMSEN hukuk birimine başvurup dilekçe hazırlatıp bu dilekçeyi kurumlarına vermeleri gerekiyor. 60 gün geriye yönelik olarak da ek ödemelerini de alma şansları var” dedi.

“Sistemin mantıklı, rasyonel şekilde düzenlenmesi gerekiyor”

Adil Kurban, tıp fakültesi bulunan üniversitelerde gelirlerin de değişkenlik gösterdiğine dikkat çekerek, “Maalesef genel görüş şöyle oluyor: ’Bu geliri ek ödeme olarak aramızda paylaşacağız’ diyorlar bütün hocalar, çalışanlar. Bu durumda da tıp fakültesinde çalışan hekimlere bir şey kalmıyor ama buna mukabil tıp fakültesi olmayan üniversiteler de var. Bu durumda onlara karşı haksızlık oluyor. Sistemin mantıklı, rasyonel şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bunun yapılmaması durumunda da bilin ki sağlıkta huzur olmaz” diye konuştu.

“Hekimler ek ödeme alamaz hale gelince geçinemez hale geliyor”

Ek ödeme ile ilgili hekimler tarafından kendilerine bildirimler geldiğini söyleyen Kurban, “Ek ödeme onbinlerce hekimi ilgilendiren bir durum. Ek ödeme ile ilgili bazı üniversitelere dilekçe verdik ancak herkesin bireysel olarak ayrı ayrı dilekçe vermesi gerekiyor. Buna mukabilde eğer uygulamaya geçilmezse hukuk birimiz bu konuda idari dava açıyor. Ama artık idari dava değil, ceza davası açılabilir. Lütfen bu konuda artık kanun neyse herkes uysun. Üniversitede çalışan bir hekim kamuda çalışandan ayda 20 binden fazla az alabiliyor. Çok ciddi miktar. Bu insanların aldığı ek ödeme bütün gelirlerin yüzde 60-70’i. Dolayısıyla da hekimler ek ödeme alamaz hale gelince geçinemez hale geliyor” şeklinde konuştu.

“Kamu hastanelerinde çalışan hizmetlilerimiz gece nöbetlerinde hekimlerden daha fazla para alıyor”

Çok şaşırtılacak derecede bazı uygulamalar olduğunu aktaran Kurban, “Örneğin kamu hastanelerinde çalışan hizmetlilerimiz gece nöbetlerinde hekimlerden daha fazla para alıyor. Ben hiç kimsenin yaptığı işi aşağılamıyorum, haddim ve hakkım değil. Öyle bir şeyden bahsetmiyorum ama işin esasını yapan hekim ve hemşireyken kusura bakmayın gece nöbetinde hekim 100 lira alırken hizmetlimiz 300 lira alıyor. Pardon bu kabul edilebilir bir şey mi? Bir uygulama yapılacaksa adaletsiz şekilde başlayamaz” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
SAĞLIK

“Yapamazsın” diyenlere inat 109’dan 84 kiloya düştü, hayatı değişti

Kocaeli’de Anne Şehir Merkezi’nde profesyonel diyetisyen desteği alan 48 yaşındaki kadın, kilo vermesini zorlaştıran rahatsızlıklarına rağmen 109 kilodan 84 kiloya indi. Kilosu sebebiyle hareket kabiliyeti kısıtlandığını söyleyen Hanife Keskin, “İlk başladığımda çevremden inancımı kırmak isteyenler oldu, ’İşin yok mu? Yapamazsın, başaramazsın’ dediler. Ama benim hayatım çok değişti” dedi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’ne bağlı Anne Şehir Merkezi; kadınların beslenme desteği veren ve kilo problemlerine çözüm olan merkez haline geldi. Bu kapsamda oldukça büyük başarılar elde ediliyor. Bunlardan biri de fazla kiloları sebebiyle sağlık sorunları yaşayan 2 çocuk annesi Hanife Keskin (48), profesyonel diyetisyen destekli programla 109 kilodan 84 kiloya düşerek hem büyük başarı elde etti hem de sağlıklı yaşama adım attı.

“Zoru başardık”

Süreci anlatan Diyetisyen Seren Avcı, “Rahatsızlıkları sebebiyle kilo vermekte zorlanan Hanife Hanımla zoru başardık. Hanife Hanım yürüyüş guruplarımızla aramıza katıldı, spora ilk başladığında 109 kiloydu. Hanife Hanım’ın demir, B12 gibi çeşitli vitamin/mineral eksiklikleri ve safra kesesi ile reflü, eklem romatizması gibi problemleri vardı. İlk başladığında vücut kompozisyon ölçümleri, mezura ölçümleri ve kan tahlilleri değerlendirildi. Kendisine özgü diyet programı planlandı. Bu süreçte aylık diyet görüşmeleriyle yenilenen listeler, aylık ölçümler, her ay planlanan seminerler ile süreci destekledik. Spor ve düzenli beslenme sayesinde yüklerinden kurtuldu ve sağlıklı yaşama adım attı. Bu süreçte tüm ekip arkadaşlarımla birlikte motivasyon desteğinde bulunduk. Aldığımız bu başarı karşısında bizlerde çok mutluyuz” diye konuştu.

“Kiloluyken otobüslerin ikili koltuklarını kaplayınca kendimi kötü hissediyordum”

Zayıfladıktan sonra hayatında pek çok şeyin değiştiğini anlatan Keskin, “Aile hekimim uzman birinin eşliğinde kilo vermemi önerdi, ben de Anne Şehir Merkezi’ne geldim. Anne Şehir Merkezi’ni arkadaşım vasıtasıyla öğrendim ve kayıt olduğumda 109 kiloydum şu an 84 kiloyum, çok memnunum. Kiloluyken otobüslerin ikili koltuklarını kaplayınca kendimi kötü hissediyordum. Yaşımdan ve hastalıklarımdan dolayı kilo vereceğim konusunda kedime inanmıyordum. Merkeze ilk kayıt olduğum günden bugüne kadar hep hoşgörüyle ve sevgiyle beni karşıladılar. Onlar bana inandı ve ben de başardım. Anne Şehir Merkezinde diyetisyen, fizyoterapist ve pilates gibi destek alıyorum. Hazırlanan hareket ve diyet programını uyguladım. Hocalarım bana çok destek oldu, beni motive etti. Terziyim, kilo verdikçe elbiselerimi daraltmam benim motivasyonumu arttırdı” şeklinde konuştu.

“’Yapamazsın, başaramazsın’ dediler”

Kilosu sebebiyle hareket kabiliyeti kısıtlandığını söyleyen Keskin, “Namaz kılmakta zorluk çekiyordum, şimdi çok rahatım. Buraya severek ve koşarak geliyorum. İlk başladığımda çevremden inancımı kırmak isteyenler oldu, ’İşin yok mu? Yapamazsın, başaramazsın’ dediler. Ama benim hayatım çok değişti. Yürüyüşüm değişti, nefes alışlarım düzeldi, evdeki hareket rahatlığım arttı, uyku düzenim değişti. Kendime inanmıyordum, Anne Şehir Merkezi kendime inanmama vesile oldu. Eşim ve çocuklarım da çok destek oldu. Anne Şehir Merkezi bana yol gösterdi, ışık oldu. Ben de etrafımdaki insanlara ışık oluyorum, yol gösterici oluyorum. Burada bana inandılar ben de kendime inandım, sizler de başarabilirsiniz” sözleriyle herkese davette bulundu.

Kategoriler
SAĞLIK

Takviye besin tozları kullananlar dikkat

Takviye besin tozları (Supplementler) hakkında önemli bilgiler veren ve sporcuları uyaran Fitness Antrenörü Seyhun Açıkgöz, “Supplementler önerilen miktardan fazla alınıyorsa sağlığınıza zarar verebilir. Günümüz sektöründe bulunan supplementlerin çoğu gereksiz. Vücut için tabii ki yararları vardır fakat supplementlerin içinde bulunan aminoasitlerin çoğu, sizin yediğiniz besinlerde fazlasıyla bulunuyor. Spora başlayan bir birey için yeterli düzeyde dinlenme, şiddetli antrenman ve dengeli beslenme olmadan supplementlere para vermek yalnızca para kaybıdır” dedi.

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde spor salonu işleten, 1989’da spor furyasına kapılan ve günümüzde 3. kademe kıdemli antrenörlük yapan Seyhun Açıkgöz, takviye besin tozları (supplementler) hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Önemli bilgiler veren Fitness Antrenörü Seyhun Açıkgöz, “Her şeyin fazlası zarardır. Su bile içseniz, olması gerekenden fazla içerseniz sağlığınıza zarar verir. Haliyle supplementler de önerilen miktardan fazla alınıyorsa sağlığınıza zarar verebilir. Günümüz sektöründe bulunan supplementlerin çoğu gereksiz. Vücut için tabii ki yararları vardır fakat supplementlerin içinde bulunan aminoasitlerin çoğu, sizin yediğiniz besinlerde fazlasıyla bulunuyor. Bu yüzden alınması gerekmez fakat kullanım talimatına uyulduğu sürece protein tozu alınmasında sakınca yoktur” diye konuştu.

“Protein tozunu zararlı görmek süt ve süt ürünlerini zararlı görmekle aynı mantığa sahiptir”

Protein tozunun ne olduğundan bahseden Seyhun Açıkgöz, “Protein tozu, protein içeren hayvansal ve bitkisel besinlerin izole edilmiş halidir. Bunlar soya, casein (süt proteini), peynir altı suyu, yumurta, hatta et gibi besinler olabilir. Bu mantıkla protein tozunu zararlı görmek, süt ve süt ürünlerini zararlı görmekle aynı mantığa sahiptir. Buna ek olarak protein tozu zararlı olsaydı, protein ihtiyacının giderilmesi adına hastanelerde bakıma muhtaç insanlara protein süt temin edilmezdi” şeklinde konuştu.

“Şiddetli antrenman ve dengeli beslenme olmadan supplementlere para vermek yalnızca para kaybıdır”

Protein tozu ve diğer ürünlerin yardımcı olduğunun altını çizen Açıkgöz, “Spora başlayan bir birey için yeterli düzeyde dinlenme, şiddetli antrenman ve dengeli beslenme olmadan supplementlere para vermek yalnızca para kaybıdır. Beslenme konusunda öncelikli olan kesinlikle besin tüketimidir, supplement değil. Supplementi kullanırsın fakat yediğin iyi bir besinin yerini asla tutmaz. Protein tozunun yararı bulunsa dahi tüketimi tercihe bağlıdır. Tabii ki protein tozu almak yerine içinde birçok mineral ve vitamin barındıran; balık, tavuk ve et gibi protein içeren besinleri tercih edebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
SAĞLIK

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’ne uluslararası ‘kalite’ akreditasyonu

TEMOS yetkililerinin, bir yıl önce Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’ni 500’ün üzerinde kritere göre denetimden geçirerek verdiği “Quality In Medical Care” akreditasyonu yenilendi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi; güven, etkili tedavi ve optimize edilmiş sağlık hizmetlerinin ölçümlendiği TEMOS denetim sürecini bir kez daha başarıyla tamamladı.

Dünya genelinde Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Asya ve Amerika’da bölge ofisleri bulunan, sağlık alanında önemli bir akreditasyon kurumu olan TEMOS’un akreditasyonu; sağlık kurumlarının dünya standartlarında altyapı ve hizmet kalitesine sahip olduğunu tescillemesi açısından önem taşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi, uzatılan “Tıbbi Bakımda Kalite” uluslararası akreditasyon sertifikası ile en yüksek hastane standartlarını karşıladığını bir kez daha kanıtladı. Yenilenen akreditasyonla, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi, Diplomatik Konsey’in üyelerine sağlık hizmeti için önerdiği sağlık kuruluşları listesindeki yerini de korumaya devam etti.

Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan: “Sağlık turizmi potansiyelini güçlendirmek için önemli bir adım.”

“Sağlık hizmetlerimizde en yüksek kaliteyi yakalamak ve bunu sürdürülebilir bir şekilde hastalarımızın hizmetine sunmak için çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz” diyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Salih Müjdat Balkan, “Almanya merkezli TEMOS’un gerçekleştirdiği kapsamlı denetimlerin ardından akreditasyonumuzun yenilenmesi; güven, etkili tedavi ve optimize edilmiş sağlık hizmetleri konusunda standardımızı koruduğumuzun bir göstergesi” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Balkan, “Bu başarı, sadece hastanemiz için değil, aynı zamanda Kuzey Kıbrıs’ın sağlık turizmi potansiyelini güçlendirmek için de önemli bir adım. Hastalarımıza uluslararası düzeyde kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK

Sinsi hastalık hepatitin bulaşma sıklığı gün geçtikçe artıyor

Hepatit görülme sıklığının her yıl arttığına dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mustafa Özel, hastaların ekseriyetle hepatit virüsü taşıdığını bilmediğini belirtti.

Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mustafa Özel, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Hepatitin basitçe karaciğer iltihaplanması olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Özel; ağır alkol kullanımı, bazı ilaçlar, bazı toksinler ve virüsler gibi birçok sebebi bulunduğunun altını çizdi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 yılı raporlarına göre hepatitin görülme sıklığının arttığını vurgulayan Uzm. Dr. Özel, “2019 yılında 1 milyon 100 bin olan hepatite bağlı ölüm sayısı 2022 yılında 1 milyon 300 bin olarak raporlanmaktadır. Bu da bulaşıcı hastalıklara bağlı ikinci sıklıkta ölüm nedeni olarak yansımaktadır. Ülkemizde her 3 kişiden biri hepatit virüsü ile karşılaşmaktadır. Ya bağışıklık kazanmıştır ya kronikleşmiştir ya da karşılaştığının farkında değildir” dedi.

Türkiye’de Hepatit B sıklığının yüzde 3 ile 4, Hepatit C sıklığının ise yüzde 0,5 ile 1 civarında olduğunun bilgisini veren Özel, “Sayı olarak Hepatit B 250 bin, Hepatit C de 50 bin civarına denk gelmektedir. Bu minvalde baktığımızda hepatit virüsleri, Hepatit B ve C, özellikle bulaş açısından ciddi önem arz etmektedir. Hastaların çoğu Hepatit B veya C virüsü taşıdığını bilmemektedir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada vatandaşların yüzde 12’sinin Hepatit B veya C virüsü taşıdığının farkında olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.

“Kirli yiyecek ve sudan bulaşır”

Hepatit A ve E virüslerinin daha çok fekal oral denilen bulaşma yöntemi ile kirli yiyecek ve sudan bulaştığı söyleyen Özel, “Hepatit B, C, D ise daha çok vücut sıvılarının temasıyla oluşur. Yani bir hastaya kan transfüzyonu yapılabilir, öyle bulaşabilir. İyi sterilize edilmemiş ameliyat aletleriyle bulaşabilir veya iyi sterilize edilmemiş, iyi temizlenmemiş ve hijyenik olmayan diş hekimi müdahalesinde bulaş gerçekleşebilir. Ayrıca manikür, pedikür ortamlarında ve kuaförlerde gerçekleşebilir. Günümüzde gençler arasında biraz daha popüler olan piercing, dövme; hijyenik ve steril ortamda tek kullanımlık aletler ile yapılmazsa bulaş gerçekleşebilir” diye konuştu.

“El yıkamaya özen gösterin”

Hepatitin genelde belirti göstermediğini dile getiren Özel, çoğu insanın belirtisiz bir şekilde hastalığı kapabileceğine dikkat çekti. Ancak akut dönemde; ateş, karın ağrısı, bulantı, kusma, eklem ağrısı, sarılık, açık renkte dışkılama gibi tüm vücudu etkileyen semptomlarla belirti gösterebileceğini vurgulayan Özel, “Hastalığı önlemek için yemeklerden önce ve sonra el yıkamaya, tuvaletten önce ve sonra el yıkamaya dikkat etmeliyiz. Yiyeceklerin iyice piştiğinden emin olarak tüketmeliyiz. Cinsel yolla Hepatit B ve C virüslerinin bulaşmasını önlemek için kondom kullanmak gerekir. Tıraş makinesi, diş fırçası, jilet, manikür, pedikür, tırnak makası gibi malzemelerin ortak kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Dövme, akupunktur, piercing malzemeleri tek kullanımlık ve steril olmalıdır. Son olarak da tabi ki Sağlık Bakanlığımızın onayladığı merkezlerden hizmet almak gerekir” ifadelerini kullandı.

“Hepatit tedavi edilebilir”

Hastalığın tedavisinde aşılama başta olmak üzere güçlü tedaviler uygulandığını ifade eden Uzm. Dr. Özel, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Aşılama özellikle Hepatit B ve A için çok idealdir. Yeni doğan her bebek Hepatit B aşısıyla 1998 yılından beri aşılanmaktadır. Koruyuculuğu yüzde 99’lara çıkmaktadır. Hepatit A için ise bu rutin kullanım 2012 yılında devreye girmiştir. Onun da koruculuğu yüksektir. Ayrıca Hepatit B ve C için elimizde güçlü tedaviler bulunmaktadır. Özellikle Hepatit C için 2-3 ayda ağızdan alınacak bir veya birkaç tablet gibi güçlü tedavilerimiz mevcuttur. Çok yüksek oranda tedavi türü sağlanmaktadır. Hepatit B için ise günlük bir tane alınan, yan etkisi sınırlı olan ilaçlar bulunmaktadır. Bunları da tansiyon ilacı gibi günde bir tane almak gerekebilir. Hepatit A içinse belirgin bir tedavi yoktur. Genelde çocukluk çağında hafif, erişkinlikte biraz daha ağır olsa da kendi kendini sınırlar. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 Hepatit Günü teması ’Harekete Geçme Zamanı’ olarak belirlenmiştir. Bizler de artık harekete geçmeli, hepatit virüsünün yayılımını azaltmalı, önlemlerimizi almalı ve geleceğe daha güvenli bakmalıyız.”

Kategoriler
SAĞLIK

Uzman Klinik Psikolog Melike Yücel’den yaz tatili ipuçları

Hayat Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Melike Yücel, çocukların yaz tatilini değerlendirmeleriyle ilgili ipuçları veridi.

Çocuklar için yaz tatilinin, sadece dinlenmek değil, aynı zamanda öğrenmek, keşfetmek ve sosyalleşmek için büyük bir fırsat olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog, “Eğitim sürecinin dinamik bir parçası olan tatiller, planlı ve çeşitlendirilmiş aktivitelerle geçirilmelidir. Tatil, çocukların enerji toplaması, yeni yerler keşfetmesi, hobiler edinmesi ve meraklarını gidermesi için ideal bir zamandır” dedi.

“Çocuklar, müzeleri ziyaret etmek, doğa yürüyüşleri yapmak, kitaplar okumak gibi aktivitelerle zihinsel olarak tazelenirler ve sosyal becerilerini geliştirmek için arkadaşlarıyla vakit geçirmeli, grup aktivitelerine katılmalıdırlar” diyen Uzman Klinik Psikolog Melike Yücel, “Çocukların tatil sonrası okullarına döndüklerinde, tatilde edindikleri deneyimler ve öğrenmeler sayesinde adaptasyon süreci daha kolay olur. Stresten uzak, dolu dolu günler geçirerek, okul performanslarını olumlu yönde etkilerler. Unutulmamalıdır ki tatil, sadece fiziksel olarak dinlenmek değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal olarak da yenilenme zamanıdır. Bu nedenle çocuklar için yaz tatili, hem eğlenceli hem de öğretici bir süreç olmalıdır” şeklinde konuştu.

Ailelerin dikkat etmesi gereken noktalar

Açıklamasında ailelere de hatırlatmalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog şunları söyledi: “Yaz tatili, çocuklar için serbest vakit geçirme ve keyifli hatıralar biriktirmek için güzel bir fırsattır. Ancak, bu süreçte ailelerin dikkat etmesi gereken birkaç nokta vardır. Öncelikle, çocukların günlük rutinlerini korumak önemlidir. Uyku düzeninin bozulmaması ve öğrenme süreçlerinin devam etmesi için düzenli bir program oluşturulabilir. Ayrıca, teknoloji kullanımının kontrol altında tutulması ve çocuklarla birlikte keyifli zaman geçirilmesi, aile bağlarını güçlendirebilir. Ailece yapılabilecek etkinlikler ve tatil rutinlerinin belirlenmesi, çocukların hem eğlenmesini hem de öğrenmesini sağlayabilir. Bu şekilde, tatil dönemi aile için anlamlı ve verimli bir zaman dilimi haline gelebilir. Çocukların yaz tatilini değerlendirmeleri için tatil rutini oluştururken, çocukların yaşına, ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına uygun bir program hazırlamak önemlidir. Dengeli bir şekilde zaman ayarlayarak hem eğlenceli hem de öğretici bir tatil geçirmeleri aileler tarafından sağlanmalıdır.”

Hayat Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Melike Yücel, doğa ve açık hava aktivitelerinin, sanatsal etkinliklerin, spor ve fiziksel faaliyetlerin, eğitim gezileri ve müzelerin gezilmesinin, kitap okuma alışkanlığının faydalı olabileceğini belirtirken, teknoloji ve dijital dünyada denge ile gizli yeteneğini keşfinin tatil dönemlerinde gerçekleşebileceğini sözlerine ekledi.

Kategoriler
SAĞLIK

ÇOMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik Devir Teslim Töreni Gerçekleştirildi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik Devir Teslim Töreni ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. R. Cüneyt Erenoğlu’nun katılımıyla Başhekimlik Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

ÇOMÜ Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Eren Pek, görevi Doç. Dr. Hasan Ali Kiraz’dan teslim aldı. Törene, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Dinçay Köksal, Prof. Dr. Hüsnü Levent Dalyancı ve Prof. Dr. Evren karayel Gökkaya, Genel Sekreter Yardımcıları Öğr. Gör. Dr. Tanju Güdük ve Sinan Karabulgu, Meslek Yüksekokul Müdürleri, akademik ve idari personel katılım sağladı.

ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. R. Cüneyt Erenoğlu, çalışmaları ve emekleri için Doç. Dr. Hasan Ali Kiraz’a teşekkür ederek, göreve yeni atanan Doç. Dr. İbrahim Eren Pek’e başarılar diledi.

Tören toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.

Kategoriler
SAĞLIK

Arkadaşlık çocuğun gelişimine katkı sağlıyor

Çocukların sağlıklı bir şekilde arkadaşlık ilişkisi kurmasının sosyal beceri gelişimine çok önemli katkıları olduğunu belirten İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, çocukların arkadaşlık ilişkileri içerisinde önce içinde bulundukları toplumun sonra da dünyanın gereklerini öğrendiklerini söyledi. Şendil, sağlıklı kurulan arkadaşlıklar sayesinde çocukların bir kimlik ve aidiyet duygusu kazandıklarını belirterek “Çocuklar, güvenli ilişkiler kurabilir, kendine güvenleri gelişir, plan yapma ve problem çözme becerileri gelişir, stresle baş etmeyi öğrenir, duygu düzenleme becerilerini geliştirir ve duygusal sosyal yönden sağlıklı bir gelişim gösterirler” diye konuştu.

İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, 30 Temmuz Arkadaşlık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada çocuk gelişiminde arkadaşlık ilişkilerinin önemini değerlendirdi.

Çocuk doğarken sosyal yaşama hazırlanıyor

Kişiler arası sağlıklı ilişkiler kurmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Biyolojik evrende canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri için nasıl avantajlı olmaları gerekiyorsa sosyal yaşamda da insanların sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için kişiler arası ilişkilerinin sağlıklı olması gerekir. Tam da bu amaca uygun olarak insan doğduğu andan itibaren anne babası ile başlayan ilişki ağını, kardeşler, yakın akraba, komşular, akranlar ve geniş toplumsal ilişkiler olmak üzere giderek genişleterek sosyal yaşama hazırlanır. Bu ilişkilerin sağlıklılığı oranında sosyal becerilerini geliştirir” diye konuştu.

Sosyal beceri geliştiren çocuk etkin iletişim kuruyor

Çocuklarda sosyal beceri gelişiminin önemini vurgulayan Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Sosyal becerilerini geliştiren bir çocuk, diğerleriyle etkin iletişim kurabilir; sosyal olarak kabul edilebilir davranışlar ortaya koyabilir ya da kabul edilmeyen tutum ve davranışlardan kaçınabilir ve hem kendisi hem de içinde bulunduğu toplum için faydalı davranışlar sergileyebilir” dedi.

Sağlıklı arkadaşlıklar çocuğa kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor

Çocuğun sosyal gelişimi içerisinde arkadaşlık ilişkilerinin çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, şunları söyledi:

“Sosyal beceriler ile arkadaşlık ilişkileri iç içedir. Sosyal becerinin gelişimi arkadaşlık ilişkilerindeki başarıyı belirlerken aynı şekilde arkadaşlık ilişkileri de sosyal becerilerin gelişimine katkıda bulunur. Çocuklar arkadaşlık ilişkileri içerisinde önce içinde bulundukları toplumun; giderek dünyanın gereklerini öğrenirler. Sağlıklı kurulan arkadaşlıklar sayesinde çocuklar bir kimlik ve aidiyet duygusu kazanır, diğerleriyle güvenli ilişkiler kurabilir, kendine güvenleri gelişir, plan yapma ve problem çözme becerileri gelişir, stresle baş etmeyi öğrenir; duygu düzenleme becerilerini geliştirir ve duygusal sosyal yönden sağlıklı bir gelişim gösterirler. Ayrıca arkadaşlıklar sayesinde çocuklar, düzenli uyku ve beslenme, egzersiz yapmak gibi sağlıklı davranışlar geliştirirler.”

Akran ve arkadaş ilişkilerinde farklı deneyimler yaşanır

Akran ve arkadaş ilişkilerinin iki farklı kavram olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Çocuklarda hem akran hem de arkadaş ilişkilerinden söz edilir aslında bu iki kavramı birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuğun akran grubuyla ilişkisini içeren akran ilişkileri tek yönlüdür. Arkadaşlık ise en az iki çocuk arasında gelişen karşılıklı, gönüllü ve olumlu ilişkiyi içerir. Çocuklar, akran ve arkadaş ilişkilerinde farklı deneyimler yaşarlar. Örneğin arkadaşı olmayan bir çocuk bir akran grubuna kabul edilebilir ya da az arkadaşı olan bir çocuğun bir akran grubuna kabulü her zaman garanti olmayabilir. Akranları tarafından kabul görmek, çocuğun duygusal sosyal gelişimi açısından koruyucu bir faktördür. Akranları tarafından kabul gören çocuklar, yakın arkadaşlıklar kurabilirler, okul etkinliklerine katılmaya daha heveslidir, akademik motivasyonları yüksektir ve arkadaşlık ilişkilerinde daha uyumludurlar” şeklinde konuştu.

Anne ve babaya önemli görevler düşüyor

Çocuklar için bu denli önemi olan arkadaşlık ilişkilerinin gelişimini desteklemek için anne babalara düşen sorumluluklar olduğunu belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Anne babalar hem çocuk yetiştirmede benimsedikleri tutumlarla hem de olumlu model olarak çocuklarına, sosyal becerilerini geliştirecekleri bazı özellikleri kazandırmalıdır. Bu kazanımlar arasında çocukların duygu ve dürtülerini kontrol etmeyi, başkalarının haklarına saygı duymayı, sıra alarak konuşmayı, sabretmeyi, paylaşmayı, sorumluluk almayı, karşılıklı alma vermeyi, kendi problemlerini çözmeyi öğrenmeleri ve sevme ve sevilme deneyimini kazanmaları sayılabilir” diye konuştu.

Ebeveynler doğrudan müdahale etmemeli

Prof. Dr. T. Gül Şendil, ebeveynlerin çocuklarının akranlarıyla birlikte olabileceği ortamlar oluşturması gerektiğini de ifade ederek “Arkadaşlarını seçme konusunda onları cesaretlendirmeli ve arkadaşlarıyla ilişkilerine doğrudan müdahale etmek yerine gerektiğinde sağlıklı iletişim kurarak onlara rehberlik etmelidir” tavsiyesinde bulundu.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version