Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Kolay Morarma Hemofi̇li̇ Haberci̇si̇ Olabi̇li̇r

Hemofilinin ömür boyu takip edilmesi gereken kronik bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Işık Odaman Al, “Hemofili kanda pıhtılaşma proteini olarak görev yapan faktör VIII ve faktör IX’un eksikliğidir. Kızlar taşıyıcı, erkekler ise hastadır. Hastaların üçte biri sünnet sonrası uzamış kanama şikayeti ile başvurup tanı alır. Vücutta kolay morarma, kas içi ve eklem içi kanamalar, kan alınan yerden sızıntı şeklinde uzun süren kanama, uzamış adet kanamaları, kafa içi kanaması olan hastalarda hemofili akla gelmelidir” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Işık Odaman Al, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Işık Odaman Al, hemofilinin kanda pıhtılaşma proteini olarak görev yapan faktör VIII ve faktör IX’un eksikliği olduğunu belirterek “Hemofili A ve hemofili B olarak iki tipi vardır. Hemofili A’da eksik olan, faktör VIII’dir. Tüm hemofili hastalarının yüzde 85’ini oluşturur. Hemofili B’de ise faktör IX eksikliği mevcuttur ve hastaların yüzde 15’ini oluşturur. Hemofili kalıtsal (doğumsal) bir hastalıktır. X’e bağlı çekinik olarak kalıtılır. Yani kızlar taşıyıcı, erkekler ise hastadır. Öte yandan sonradan kazanılmış mutasyonlar da hemofili hastalığına neden olabilmektedir. Toplumdaki sıklığı hemofili A için 5 bin erkek çocukta 1 iken hemofili B için 30 bin erkek çocukta 1’dir” şeklinde konuştu.

Sünnet sonrası uzayan kanamaya dikkat

Hemofili A ve B’de klinik bulguların benzer olduğuna işaret eden Doç. Dr. Işık Odaman Al, şöyle devam etti: “Eklem ve kas içi kanamalar en sık görülen bulgulardır. Hastaların üçte biri sünnet sonrası uzamış kanama şikayeti ile başvurup tanı alır. Hastalık faktör düzeyinin kandaki seviyesine göre ağır (faktör düzeyi (yüzde 1), orta (yüzde 1-5) ve hafif (yüzde 5-40) olarak sınıflandırılır. Klinik bulgular ise hastanın yaşına, faktör düzeyine göre değişir. Ağır hemofilide bulgular daha ciddi olup yenidoğan döneminde ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkar. Hastalar emeklemeye ve yürümeye başlama döneminde eklem içi kanamalar ile başvurur. Hafif hemofilide ise bulgular daha ileri yaşlarda, ağır bir travma ya da cerrahi işlem sonrası kanama şeklinde ortaya çıkar. Hastalığın tanısı şüphelenilen kişilerde kan faktör seviyesine bakılarak konulur. Vücutta kolay morarma, kas içi ve eklem içi kanamalar, kan alınan yerden sızma şeklinde uzun süren kanama, sünnet sonrası beklenmedik kanama, uzamış adet kanamaları, kafa içi kanaması olan hastalarda hemofili akla gelmelidir. Tanı konulmasında aile öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır. Erken tanı konulması özellikle ağır hemofili hastalarında hayat kurtarıcıdır.”

Ciddi kanama olmadan koruyucu tedavi şart Doç. Dr. Işık Odaman Al, tedavinin esasını eksik olan faktörlerin yerine konulması olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: “Günümüzde plazma kaynaklı ve rekombinant olarak üretilen faktör konsantreleri mevcuttur. Ağır hemofili hastalarında ciddi kanamalar gelişmeden koruyucu tedaviye başlanmalıdır. Koruyucu tedavi hemofilinin tipine, hastanın kilosuna, kanama sıklığına ve şiddetine ve faktör düzeyine göre bireyselleştirilir. Genellikle haftada 1 olarak başlanıp, haftada 3’e kadar arttırılır. Bu tedavide amaç hastanın kan faktör seviyesini yüzde 1’in üzerinde tutmak ve ciddi kanamaların önüne geçmektir. Diğer tedavi şekli ise ‘kanadıkça’ olarak isimlendirilen hastanın kanaması olması durumunda uygulanan faktör yerine koyma tedavisidir. Faktör konsantreleri hastalara damar içi infüzyon yolu ile uygulanmaktadır. Hemofili ömür boyu takip edilmesi gereken kronik bir hastalıktır. Bu süreçte hasta ve ailesinin bilgilendirilmesi ve tedaviye uyumu çok önemlidir. Hastalar hematoloji, fizik tedavi, ortopedi hekimi, fizyoterapist, psikolog gibi bir çok disiplinden profesyonel uzmanlarca takip edilmelidir. Hastalar hastalığın ismi, ağırlık derecesi, kullandığı faktör konsantresi, takip eden merkez ve hekimin bilgilerini içeren kimlik kartları taşımalıdır. Tedavide amaç hayatı tehdit eden, ani gelişen kas içi, beyin içi kanamaların önüne geçmek olduğu kadar, uzun vadede hastaların bebeklikten, erken çocukluk, okul dönemi, ergenlik ve erişkin dönemlerine geçişte karşılaşabileceği kronik sorunları da tespit edip çözmektir. Tekrarlayan eklem içi kanamalar kısa ve uzun vadede hastaların hayat kalitesini önemli düzeyde etkilemektedir.”

Uzun dönemde sakatlığa ve psikolojik sorunlara yol açabilir Tekrarlayan kanamalarda uzun dönemde sakatlığa yol açabileceğine dikkati çeken Doç. Dr. Işık Odaman Al, “Tekrarlayan kanamalar sonucu eklem içinde inflamasyon (yangı) oluşmakta ve kısa dönemde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığına; uzun dönemde ise eklem hareket yeteneğinin kaybına yani sakatlığa neden olmaktadır. Bu tür sakatlıklar ise hastalarda fiziksel aktivitede azalmaya ve osteoporoz, obezite, sosyolojik ve psikolojik sorunlara da neden olur. Fiziksel aktivite her yaş grubunda oldukça önemlidir ve desteklenmelidir. Böylece sinir ve kas gelişimi desteklenir ve eklem hareket açıklığı artar. En çok önerilen sportif aktiviteler yürüyüş ve yüzmedir. Erken çocukluk döneminde hastaların aşıları aşı takvimine uygun olarak yapılır. Ancak kas içi yerine cilt altı uygulama tercih edilmelidir. Eğer kas içi uygulama zorunlu ise koruyucu olarak uygulanan faktör tedavisi ile aynı güne denk getirilmeli ve aşı sonrası aşı uygulanan bölgeye baskı uygulanmalıdır. Okul dönemindeki hastalar için ise okul yönetimi ve öğretmenleri hastalığın tedavisi ve acil durumlar hakkında bilgilendirilmelidir. Aile ve öğretmen iş birliği içinde olmalı ve çocuk bu dönemde psikososyal olarak desteklenmelidir. Ergenlik dönemi ise tedaviye uyumun en çok bozulduğu dönemdir. Hastalar kronik sürecin vermiş olduğu bıkkınlık, kanama ataklarının eskisi kadar sık olmaması, bağımsız olma arzusu gibi nedenler ile tedavilerini aksatabilmektedir. Son yıllarda klasik faktör uygulamalarının yanı sıra uzun yarı ömürlü faktörler, faktör VIII’ e benzer etki gösteren bisipesifik antikor (Emicizumab) ve faktör dışı tedaviler geliştirilmiştir. Emicizumab henüz ülkemizde kullanım onayı almamıştır. Gen tedavisi çalışmaları ise devam etmektedir” değerlendirmesi yaptı.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Vücut direnci için suyu ihmal etmeyin

Uzman Diyetisyen Orçun Kürüm, hastalıkların yoğun yaşandığı kış aylarında vücudu güçlü tutmak için su içmenin oldukça önemli ve koruyucu etkisi olduğunu vurguladı.İSTANBUL (İGFA) – Kış aylarında yeterli sıvı alımının sağlanması, sağlık için oldukça önemli. Uzman Diyetisyen Orçun Kürüm, suyun vücudu doğru şekilde hidrate etmesinin, bağışıklık sisteminin etkin çalışmasını desteklediğini belirtti. Kış aylarında grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar daha sık görüldüğünden, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi büyük önem taşıdığına dikkati çeken Kürüm, “Yeterli sıvı alımı, aynı zamanda vücudun detoksifikasyon sürecini hızlandırır ve mukus zarlarını nemli tutar. Bu durum, virüslerin solunum yoluyla vücuda girmesini önleyebilir. Yeterli miktarda su tüketmek, metabolizmanın verimli çalışmasına katkı sağlar ve enerji seviyelerini korur, bu da kilo yönetimi açısından da faydalıdır” dedi. “SARIMSAK VE ZENCEFİL SOFRANIZDAN EKSİK OLMASIN” Kış aylarında su içmenin yanı sıra virüslerden korunmak için beslenmenin de önemini vurgulayan Orçun Kürüm, “Günlük diyetinizde dengeli bir şekilde protein bakımından zengin yumurta, baklagiller, süt ürünlerine yer vermek bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur. Tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer açarak, vitamin ve mineral açısından zengin, antioksidan içerikli seçimlerle bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirebilirsiniz. Özellikle C vitamini turunçgiller, kırmızı biber, çilek, E vitamini badem, fındık ve vücut için gerekli çinkoyu kabak çekirdeğiyle yoğurt içeren gıdaları tüketerek alabilirsiniz.” dedi. Antiinflamatuvar özellikleri olan sarımsak ve zencefili yemeklerden eksik etmemek gerektiğini belirten Kürüm, hastalıkların yoğun olduğu bu dönemde ek takviye olarak D vitamini, probiyotik ve propolisin düzenli kullanmasının bağışıklığı güçlendirmeye destek olduğunu ifade etti.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

3 Mart Dünya Omega 3 Gününde Anlamlı Mesaj: “Deni̇zleri̇mi̇z Kalp Damar Sağlığı İçi̇n Önem Arz Edi̇yor”

Denizler, kalp damar sağlığı için önem arzediyor.

Orzaks İlaç, Türk Kardiyoloji Derneği, Türkiye Çevre Eğitim Vakfı ve Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin 3 Mart Dünya Omega 3 Günü özelinde düzenledikleri etkinlikte, denizlerin temizliğinin sağlığımızla ilişkisi vurgulandı. Orzaks İlaç Genel Müdürü Yunus Emre Alimoğlu, “3 Mart Dünya Omega 3 Günü’nde denizlerimizin temizliği, su altı yaşamının çeşitliliği ve Omega 3’ün kalp sağlığımız için önemine dikkat çekmek istedik” dedi.

Kalp sağlığı, bağışıklığı güçlendirme, göz ve beyin sağlığını destekleme, trigliserid ve kan basıncı seviyelerini düşürme, romatizmal eklem iltihabına iyi gelme ve depresyonun etkilerini azaltarak ruh sağlığını iyileştirme gibi vücudumuzda çok çeşitli faydalı etkileri olan Omega 3’e dikkat çekmek için tüm dünyada 3 Mart tarihinde Dünya Omega 3 Günü etkinlikleri düzenleniyor.

Vücudumuzda pek çok farklı sistemde kritik rol üstlenen Omega 3, en fazla sardalya, hamsi, somon, uskumru, istiridye, ringa ve havyarda bulunuyor. Türkiye Beslenme Rehberi verilerine göre 19-50 yaş arasındaki kadınların günlük 1,1 gr, erkeklerin 1,6 gr Omega 3 tüketmesi öneriliyor.

Proje kapsamında Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin Türkiye’de bir STK’ya ait tek Mavi Bayraklı tekne ve yine Türkiye’deki 10 Mavi Bayraklı tekneden biri olan Valmira isimli yelkenli ile Marmara Denizi’nde profesyonel dalgıç ekibi ile dalış gerçekleştirildi. Yapılan dip temizliğinin ardından, Alimoğlu’nun da içinde yer aldığı ekip ile birlikte denizden çıkarılan çöpler ayrıştırılarak geri dönüşüme kazandırıldı. Ayrıca hayalet ağlara takılan deniz canlıları kurtarılıp tekrar sulara bırakıldı.

6 dalıcı ile yaklaşık 400 m2 bir alanda 6 dalıcı ile ortalama 6 metre derinliği 37 dakikalık bir dalıştan 7 çuval plastik, cam, metal, ambalaj vb. çöp çıkarıldı. Bunların yanı sıra büyük plastik ve metal parçalar ve deniz dibine terk edilmiş bir hayalet av aracı da çıkarıldı.

“Toplum sağlığına ve çevreyi yaşanabilir hale getirmeye odaklanıyoruz”

Sadece ticari başarı elde etmekle kalmayıp topluma karşı sorumluluklarını da yerine getirdiklerini kaydeden Alimoğlu, “Bugün topluma katkı sağlama adına ülkemiz için çok değerli STK’ların desteğiyle Mavi Bayrak Mavi Kalp projemizi hayata geçiriyoruz. Aynı amaç için toplandığımız Türk Kardiyoloji Derneği, Deniz Yaşamını Koruma Derneği, Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’na katkıları ve destekleri için çok teşekkür ediyorum” dedi.

Alimoğlu, “Mavi Bayrak Mavi Kalp projesi bizim için çok kıymetli bir şeyi işaret ediyor “Omega 3”. Bazı omega 3 takviyeleri, balıklardan veya deniz ürünlerinden elde edilir. Günümüzde deniz kirliliği, bu tür takviyelerin güvenliği ve kalitesi üzerinde endişelere yol açabilir. Balık yağı veya diğer deniz kaynaklı omega 3 takviyeleri, kirlilik seviyelerini kontrol etmek ve güvenliği sağlamak için titizlikle işlenmelidir. Tam da bu sebeplerden dolayı deniz temizliğin de farkındalık oluşturarak gelecek nesillere karşı olan sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlatıyoruz. 3 Mart Dünya Omega 3 Günü’nde denizlerimizin temizliği, su altı yaşamının çeşitliliği ve omega 3’ün kalp sağlığımız için önemine dikkat çekmek istedik. Hep birlikte, daha iyi bir dünya için adım atıyoruz” şeklinde konuştu.

“Deniz yaşamını korumak için çalışıyoruz”

Projeye destek olan Deniz Yaşamını Koruma Derneği Başkanı Volkan Narcı ise “Deniz yaşamını sürdürülebilir ve adil yöntemlerle korumak, bu yolda bilimsel çalışmalar ve projeler üretmek için misyonumuz; denizlerin, dolayısıyla doğa ve insan hayatının yaşanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini güçlendirmek için doğayla birlikte çözümler üretmek ve uygulamaya geçirmektir. Denizlerimizin akciğeri olan Mercan Resiflerinin restorasyonu, korunması, Tavşan Adası’nın deniz koruma (MPA) ile korunan alanlar oluşturulması, su altı ve su üstünde yaşayan canlıların yaşayabilmesi için hayalet ağların temizlenmesi gibi çalışmaları Marmara Denizi’miz için hayata geçirirken, diğer denizlerimiz için de çalışmaya devam ediyoruz” açıklamasını yaptı.

Uluslararası partnerleri, kamu, özel sektör ve sivil toplumu bir araya getiren çalışmalar yürüttüklerini aktaran Volkan Narcı, “Akdeniz, Ege ve Karadeniz deniz yaşamını korumak ve etki oluşturmak için birlikte çalışıyoruz. Binlerce gönüllümüz ile milyonlarca yaşama dokunduğumuzun farkındalığı ile deniz dibi temizlikleri yaparak da birlikte fark oluşturmaya devam ediyoruz” dedi.

“Denizlerimiz önemli bir besin kaynağı sağlamasının yanı sıra ruhumuza da hitap ediyor’’

Türk Kardiyoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, “Sağlıklı bir kalp için psikososyal ve çevresel faktörlerin önemi yadsınamaz. Üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizde denizlerimiz, soluduğumuz oksijenin yüzde 70’inin kaynağı olması sebebiyle olmazsa olmazımız. Ayrıca Omega 3 kaynağı olan denizlerimiz insanımızın kalp damar sağlığı için çok yararlı olan yüzme sporunu yapabilmesi ve barındırdığı çeşitli balık ve canlı türleri ile önemli bir besin kaynağı olması yanı sıra ruhumuza da hitap ediyor” şeklinde konuştu.

‘’Çevre sağlığı olmadan, insan sağlığı olmaz’’

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Almıla Kından Cebbari, “Çevre sağlığı olmadan insan sağlığı olmaz sloganı ile faaliyetlerimizi yürüttüğümüz Uluslararası Mavi Bayrak Programı’nda, denizlerin sağlığının insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatmaya çalışıyoruz. Sağlıklı bir kalp ve vücut için gerekli olan Omega 3 için de en önemli kaynak konumunda. Dünyayı ve denizleri temiz tutmak istiyorsak bu, tek başına bir kurum veya kuruluşun başarabileceği bir şey değil, tüm toplum ve kurumlar birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var. Bu birlikteliğin bir parçası olan tüm paydaşlarımıza destekleri için teşekkür ederiz” dedi.

“Toplumsal ve çevresel sorumluluğumuzu yerine getirmek için kararlıyız”

Orzaks İlaç Pazarlama Direktörü Müge Turan, “Toplum sağlığına ve çevreye karşı sorumluluklarımızın bilinciyle hayata geçirilen ‘Mavi Bayrak Mavi Kalp’ projesini duyurmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. 3 Mart Dünya Omega 3 Günü’nde denizlerimizin temizliği, su altı yaşamının çeşitliliği ve Omega 3’ün insan vücudunun normal fonksiyonlarındaki önemine dikkat çekmek, projedeki öncelikli amacımız. Bu projenin yanı sıra, çevresel sürdürülebilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalarak, projelerimizin devamlılığı şirket misyonumuz için de önemli bir nokta olarak konumlanmaktadır” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Çocuklarda tedavi edilmeyen influenza böbrek tıkanmasına neden olabilir

Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.

İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.

“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”

İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:

“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”

“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”

Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.

“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”

Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikâyetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.

“En iyi PCR testiyle tespit ediliyor”

İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Beyin pili, parkinson hastalığında konforu artırıyor

Beyin pilinin uygun ve seçilmiş parkinson hastalarının hayat kalitesini düzelttiğini söyleyen Doç. Dr. Bekir Enes Demiryürek, “Beyin pili tedavisi ile parkinsonun ilaca bağlı yan etkileri de azaltabilir. Beyin pili uygulaması ileri evre parkinson, ailesel titreme (esansiyel tremor) ve istemsiz boyunda kol ve bacaklarda kasılma şeklinde ifade ettiğimiz distoni hastalarında uygulanmaktadır” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bekir Enes Demiryürek, parkinson hastalığında tercih edilen beyin pili tedavisi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının tanımını yapan Doç. Dr. Demiryürek, “Parkinson hastalığı beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden, kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülen, yavaş ilerleyen bir hareket bozukluğudur. Hastalığının belirtileri; titreme kaslarda katılık (rijidite), hareketlerde yavaşlama (bradikinezi) ve yürüyüş bozuklukları olarak tanımlanabilir. Genellikle 65 yaşından sonra başlayan Parkinson hastalığının yüzde 10 kadarı genetik geçişlidir ve genetik olanlar genellikle genç yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir” diye konuştu.

“Beyin pili, uygun ve seçilmiş Parkinson hastalarında hastanın hayat kalitesini düzeltebilir”
Parkinson hastalığında tercih edilen tedavi yöntemlerinden bahseden Doç. Dr. Demiryürek, “Parkinson hastalığı ilerleyen bir hastalık olup ilk 5 yıl ilaçlarla kontrol altında tutulabilmektedir ancak ileri evrelerde ilaçlara ve hastalığın kendisine bağlı donmalar, istemsiz hareketler ve yavaşlamalar gibi yan etkiler nedeniyle hastalarda cihaz destekli tedavi gereksinimi duyulmaktadır. Deri altı iğne tedavisi, ince bağırsağa takılan pompa tedavisi ve beyin pili, uygun ve seçilmiş Parkinson hastalarında hastanın hayat kalitesini düzeltebilir. Bunun yanı sıra, ilaca bağlı yan etkileri de azaltabilir. Beyin pili uygulaması ileri evre Parkinson, ailesel titreme (esansiyel tremor) ve istemsiz boyunda kol ve bacaklarda kasılma şeklinde ifade ettiğimiz distoni hastalarında uygulanmaktadır” şeklinde konuştu.

“Uzman hekim tarafından değerlendirilmeli”
Beyin pilinin her hasta için uygun olamayacağını hatırlatan Demiryürek, “Mutlaka bir nöroloji hekimi tarafından değerlendirilmesi gereklidir. Bunama ileri düzey depresyon ya da şizofreni gibi hastalığı olan hastalarda ve 80 yaş üzeri Parkinson hastalarında beyin pili takılması uygun değildir. Beyin pili ve diğer cihaz destekli tedaviler hastalığı tamamen durdurmaz ancak hastanın yaşam kalitesini ve konforunu artırır” dedi.

“Ameliyat 3-4 saat sürüyor”
Beyin pili ameliyatının detaylı bir operasyon olduğunu ifade eden Doç. Dr. Demiryürek, şu ifadeleri kullandı: “Nöroloji, psikiyatri ve beyin cerrahisi hekimleri tarafından hasta değerlendirildikten sonra beyin pili tedavisine uygun olup olmadığına karar verilmektedir. Ameliyat sırasında hasta uyanık olup lokal anestezi ile başına bir çerçeve takılarak beyindeki hedefler ayrıntılı hesaplanarak hasta ameliyata alınmaktadır. Yaklaşık 3-4 saat süren ameliyatın büyük bölümünde hastanın bilinci açık olup hekim bu sayede hastayı kontrol edilebilmektedir. Bu da ameliyatın başarısını olumlu yönde oldukça etkilemektedir. Ameliyattan sonra hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede ağırlanmakta ve takibi yapılmaktadır. İyileşme süresinin yaklaşık 1 hafta ile 10 gün sürmektedir. Beyin pili takılan hasta kısa sürede normal hayatındaki aktivitelerine dönebilmektedir. Piller şarjlı ve şarj edilmeyen piller olarak ikiye ayrılır. Şarj edilmeyen pillerin ömrü Parkinson hastaları için ortalama 5 yıl, istemsiz kasılma (distoni) hastaları için ise 2-3 yıl olarak öngörülmektedir. Sonrasında basit bir cerrahi işlem ile değiştirilebilmektedir. Şarj edilebilen pillerin ise ortama ömrü 15 yıldır. Hastalar ortalama 4-5 günde bir pillerini cep telefonu gibi şarj etmesi gerekmektedir”

“Beyin pili olanların dikkat etmesi gerekenler”
Beyin pili olan hastaların dikkat etmesi gereken durumlara da dikkat çeken Doç. Dr. Demiryürek, “Hastaların beyin pili takılmasından sonra kullandığı ilaçlar genellikle azaltılır ancak tamamen kesilmesi mümkün değildir. Hastaların günlük yaşamlarında diyetlerinde herhangi bir kısıtlamaya ihtiyaçları yoktur. Beyin pili takılan hastaların son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte MR çektirmeleri ya da x-ray cihazlarından geçmelerinde herhangi bir engel bulunmamaktadır” sözlerine ekledi.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Aşırı sıcaklarda kalbimizi zinde tutmalıyız

Beslenme uzmanı Ertekin Aykaç, sıcak havalarda sağlıklı düşünebilmek için kalbi zinde tutmanın önemine vurgu yaptı.

Aşırı sıcaklarda kalbimizi zinde tutmalıyız

Beslenme uzmanı ve Phanes Beauty kurucu ortağı ve CEO ’su Ertekin Aykaç, sıcak havalarda dikkat edilmesi gerekenler hakkındaa uyarılarda bulundu. Sıcak havalarda hem bedenin hem de ruhun zinde olunması gerektiğini söyleyen Ertekin Aykaç, “Bunun için de bedeni ve ruhu zorlamayacak bir hayat yaşanması zorunluluktur. İnsanımız yöresel ve kültürel olarak ağır yemekleri tercih ediyor.

Yaz aylarında ağır yemeklerden kaçınılmalıdır. Yazın Akdeniz ve Ege yöresi ağırlıklı yemekler tercih edilmesi beden sağlığı açısından rahatlatıcıdır. Ispanak, brokoli gibi yeşil sebzeleri tercih etmek gerekmektedir. Potasyum, lif, folat, kalsiyum ve C vitamini zengin kalp dostu sebzelerdir. Kırmızı meyveler, avokado, yeşil çay, ceviz, keten tohumu ve bitter çikolata gibi ürünleri de beslenme alışkanlığına katmanın faydalarını yaz ayında farkına varacaksınız.

Yaz ayının olmazsa olmazı balık tüketilmelidir. Kalbin zinde olması, aynı vakitte beynin doğru karar alması için sağlıklı beslenme şart. Yapılan yeni araştırmalar gösterdi ki sağlıklı bir kalp, aynı vakit de beynin doğru karar alması için hususi önem taşımaktadır” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Her 5 çocuktan 1’inde alerji görülüyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nejla Çelenk Uysal, “Dünya Sağlık Örgütü öngörüsüne göre şu an dünyada 330 milyon olan astım hasta sayısının 2025 yılında 100 milyon artmasını beklemektedir. Dünya genelinde çocukların yüzde 14’ü astım tanısı ile izlenmektedir. Ülkemizde ise her 10 çocuktan biri astım ya da bronşit, her 5 çocuktan biri ise alerjiktir” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nejla Çelenk Uysal, çocuklarda görülen alerjilere ilişkin bilgilendirmelerde bulundu. Çevrede bulunan, normalde çoğu kişide sorun oluşturmayan bazı maddelere bazı kişilerin vücutlarının aşırı tepki vermesinin alerji olarak tanımlandığını belirten Dr. Nejla Çelenk Uysal, “Alerji tanısı genel bir tanım olmakla birlikte çok farklı, hastalık tipleriyle karşımıza çıkabilir. Alerjik astım bronşit, alerjik nezle, alerjik egzama, kurdeşen bunlardan sadece birkaçıdır. Son yıllarda özellikle solunum yolunu tutan alerjik astım, bronşit, alerjik nezle ve gıda alerjilerinin artışı dikkate değerdir. Dünya Sağlık Örgütü öngörüsüne göre şu an dünyada 330 milyon olan astım hasta sayısının 2025 yılında 100 milyon artmasını beklemektedir. Dünya genelinde ise çocukların yüzde 14’ü astım tanısı ile izlenmektedir. Ülkemizde ise her 10 çocuktan biri astım ya da bronşit, her 5 çocuktan biri ise alerjiktir. Alerjiden bağışıklık sistemimiz sorumludur. Bu sistem normalden saptığında zararsız kabul etmesi gereken bazı maddelere karşı aşırı tepki verdiğinde alerjik reaksiyon ortaya çıkmış demektir” dedi.

Beslenme önerisi
Çocuklarda güçlü bağışıklık sistemi için beslenme önerilerinde bulunan Uysal, şu ifadeleri kullandı:
“Çocukları kafein içeren gofret, kakaolu çikolata, kakaolu kahvaltılık gevrek, kakaolu fındık ezmesi gibi gıdalardan; kahve, kola, tein içeren siyah çay, buzlu çay gibi içeceklerden uzak tutmalıyız. Hamur işleri gibi dışarıda hazırlanmış şekerli gıdalardan uzak tutmalı, evde yapılan hamur işleri ise tam tahıllı undan esmer şekerle ve zeytinyağı ile hazırlanmalıdır. Çocuk beslenmesinde şekerden kaçınmak ana hedef olmalıdır. Şeker ihtiyacını meyveli ya da az sütlü tatlılardan, kahvaltıda ise pekmez ve kuşburnu gibi az şekerli marmelatlardan karşılamalıyız. Hayvansal gıdalardan balığın bol tüketilmesi, kırmızı ette kuzu etinin tercih edilmesi, doğal beslenmiş tavuk ve hindi etinin yanında mutlaka bol sebze tüketilmesi gerekmektedir. Meyve suyu yerine meyvelerin kendisini bütün ve lifli tüketmeye teşvik edilmelidir. Çocuk beslenmesinde mutlaka baklagiller bol bitkisel protein kaynağı olarak yer almalıdır”.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Burun estetiğinde yaşa dikkat

Burun estetiğinde yaşa dikkat

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ömer Faik Sağun, burun estetik ameliyatının 17 yaşından önce olunmaması gerektiğini söyledi.

Son yıllarda özellikle Türkiye ’de en fazla gerçekleştirilen estetik ameliyatlarının başında burun estetiği geliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ömer Faik Sağun, burun estetiği ameliyatının 17 yaşından itibaren yapılması gerektiği konusunda uyardı. Sağun, “Burun estetiği kişinin burnunda kendine göre veya çevresine göre herhangi bir problem olduğu görüldüğü durumlarda erkeklerde 18 yaşından sonra, bayanlarda 17 yaşından sonra yapılan bir işlemdir. Aslında burada yaşını pek sınırlamamak gerekir. 18 yaşına girdikten sonra veya 16 yaşında uzaması tamamen bitmiş olmakta da olabilir. Gelişme devam ettiği halde burun estetiği yaptığında burun büyümesi devam edeceği için bayanlarda 17 yaşını bitirdikten sonra, erkeklerde 18 yaşını bitirdikten sonra yapılabilmektedir. Aynı zamanda nefes alma problemi olan hastalarda çoğunlukla birkaç işlemin ardından burun estetiği yapılabiliyor” diye konuştu.

“Tekrar burun ameliyatı gerekiyorsa en erken ilk operasyondan 6 ay sonra yapılabilir”
Sağun, estetik dışında doğumsal anomalisi olanlarda durumun farklı olduğunu belirterek “Yarık dudak-damak, burunda hemangiom vb. ve travma nedeniyle burunda kayıp oluşanlarda çok daha erken yaşlarda burun estetiği ameliyatı yapılabilir. Eğer hasta daha önceden burnundan bir operasyon geçirdiyse ancak tekrar burun estetiği ameliyatı olması gerekiyorsa en erken ilk operasyondan 6 ay sonra yapılabilir. Ancak bu süre 1, hatta 2 yıla çıkabilir” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Balkan: “Sağlık çalışanlarının maaşları iyileşiyor”

Öz Sağlık İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Sedat Balkan, Sağlık Bakanlığı çalışanlarının maaşlarının yükseldiğini belirterek, sağlık ve sosyal hizmetler çalışanlarının da maaşının artacağını ifade etti.

190 bin işçiyi kapsayan kamunun en büyük toplu iş sözleşmesine imza atan Öz Sağlık İş Sendikası, her ilde şube yönetimleriyle birlikte temsilci toplantılarını yaparak üyelerini bilgilendiriyor. Kocaeli Şube Başkanı Sedat Balkan, geçtiğimiz günlerde gerek temsilci toplantılarında gerekse tüm kuruluşlarda şube yönetimi ile birlikte işçileri doğru bilgilendirmenin çok önemli olduğunu, toplu iş sözleşmesinde kazanılan hakların ne olduklarıyla ilgili bilgilendirilmeleri gerektiğini belirtti.

İmzalanan Kamu Çerçeve Protokolü’nün ardından Sağlık Bakanlığı çalışanlarının maaşlarının yüksek seviyelere geldiğini söyleyen Balkan, sırada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yapılan ek protokol olduğunu söyledi. Balkan, genel merkezlerinin imzaladığı ek protokol ile 1 Temmuz itibarıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında görev yapan sağlık ve sosyal hizmet işçisinin de maaşlarının yüksek seviyelere geleceğini açıkladı.

“Hakkınız emanetimizdir”
Özellikle Kurban Bayramı öncesi zamlı maaş alacak olan sağlık ve sosyal hizmet işçisinden sahadan oldukça olumlu tepkiler aldığını söyleyen Balkan, “‘İşçinin hakkı bize emanet’ diyen bir genel başkanımız var. Bu süreçte tüm çabalarıyla mücadele verip, toplu iş sözleşmemizi sonuçlandıran Genel Başkanımız Sayın Devlet Sert’e teşekkür ediyoruz. İşçi için mücadelemiz devam edecek” dedi.
Kocaeli Şube Başkanı Sedat Balkan, Şube Başkan Yardımcıları Volkan Kutal ve Sema Malkoç ile birlikte sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin sesi olmaya devam edeceklerini belirtti.

Kocaeli’de 4 binin üzerinde üyesi bulunan Öz Sağlık İş Sendikası’nın Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Türkiye geneli üniversite hastanelerinde yetkisi bulunuyor. Ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler biriminde de yetkisi bulunan sendika, çalışmalarına Kocaeli ’de yaygın bir şekilde devam ediyor.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanından uyarı: “Sıcaklarda sindirimi kolay, hafif yiyecekleri tercih edin”

Yaz aylarının gelmesi ve artan hava sıcaklıkları sebebiyle beslenme uzmanı Ertekin Aytaç, sindirimi kolay olan hafif yiyecekler tercih edilerek, bol bol su tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Uzmanından uyarı: “Sıcaklarda sindirimi kolay, hafif yiyecekleri tercih edin”

Beslenme uzmanı ve Phanes Yönetim Kurulu üyesi Ertekin Aytaç, sıcaklıkların artmasıyla birlikte sindirimi kolay olan hafif yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğini söyledi. Daha çok su tüketilmesi gerektiğini de hatırlatan Aytaç, “Özellikle sıcaklıkların yükseldiği şu günlerde beslenme ile ilgili en fazla dikkat etmemiz gereken en önemli kural bol su tüketilmesidir. Çünkü yaz mevsimi vücudun kolayca susuz kaldığı ve temel mineralleri kaybettiği bir zamandır. Vücuttaki su içeriği azaldığında, şiddetli yorgunluğa ve bitkinliğe yol açar. Düzenli su tüketimi ideal vücut sıcaklığını dengede tutar. Sağlıklı bir insan günde en az 8 bardak su içmelidir. Vücut ısısını artıran yüksek kalorili ve zor sindirilen besinlerden kaçınılmalıdır. Yüksek su içeriğine sahip yiyecekler hem daha kolay sindirilir hem de vücudunuzu ferahlatır. Yumurta, kırmızı et, tavuk, kurubaklagiller sindirimi uzun sürdüğü için, vücut ısısının artmasına neden olur ve ölçülü olarak tüketilmelidir. Yumurta haşlama olarak veya salatalarda, et ürünleri ızgara veya sebze yemeklerinin içerisinde az miktarda tüketilebilir. Yaz mevsiminde zengin sebze çeşitlerinden daha çok faydalanılmalıdır. Kış sebzeleri patates, turp, havuç daha çok nişasta içerir. Bu nedenle sindirimi zor besinlerdir” dedi.

“Yemeklerde pul biber ve karabiber yerine taze yeşil biber kullanmak daha iyidir”
Uzman Aytaç, yaz aylarında baharat kullanımının da azaltılması gerektiğini belirterek, “Yaz aylarında baharatlı ve tuzlu yiyecekler tüketmek sağlığınıza zarar verir. Baharatlı besinlerde yine vücudumuzda ısı üretimine neden olur. Kışın ısınmak için özellikle içeceklerde tükettiğimiz tarçın, zencefil, zerdeçal gibi baharatlardan uzak durmakta fayda var. Yine yemeklere eklediğimiz, pul biber, karabiber, kekik vücut ısısını artırarak rahatsız edebilir. Yemeklerde pul biber ve karabiber yerine taze yeşil biber kullanmak daha iyidir” diye konuştu.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version