Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Merdiven çıkarken dizde oluşan ağrıya dikkat

Günlük hayatta fark etmeden atılan binlerce adım, yıllar içinde dizlerde yorgunluğa neden oluyor. Diz kireçlenmesinin özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra ağrıyla kendini belli ettiğini belirten Uzman Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesi hakkında bilgi verdi.

Her adımda vücudun tüm yükünü taşıyan diz eklemleri, yıllar içinde sessizce yıpranıyor. Bu yıpranma zamanla “gonartroz” olarak adlandırılan, halk arasında “diz kireçlenmesi” olarak bilinen hastalığa yol açıyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesinin diz ekleminde yer alan kıkırdak dokunun aşınmasıyla başladığını söyleyerek, “Kıkırdak, eklem yüzeylerinin rahatça hareket etmesini sağlayan koruyucu bir tabakadır. Bu doku bozulduğunda, kemikler birbirine sürtünmeye başlar ve bu durum ağrı, sertlik, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olur. Yaşlanma, fazla kilo, geçirilmiş diz yaralanmaları, genetik yatkınlık ve bazı romatizmal hastalıklar gonartrozu kolaylaştıran etkenlerdir” dedi.

Kilo kontrolü önem taşıyor
Gonartrozun genellikle dizde özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra hissedilen ağrı ile kendini belli ettiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Zamanla dizde şekil bozukluğu, çıtırtı sesi, sabahları tutukluk hissi ve oturup kalkarken zorlanma gibi şikâyetler gelişir. Tanı, hasta öyküsü ve fizik muayene ile birlikte basit bir röntgen ile rahatlıkla konabilir. Gerektiğinde MR gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir. Gonartroz tedavisi, hastalığın evresine ve hastanın yaşam kalitesine göre belirlenir. İlk aşamada kilo kontrolü, kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler, baston veya dizlik gibi yardımcı ekipmanlar önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da ağrının azaltılmasında ve eklemin korunmasında oldukça etkilidir” şeklinde konuştu.

İlaçların yan etkilerine dikkat
Gonartrozun tedavisinde ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar, krem veya jel formunda sürülen topikal ilaçların kullanılabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Ancak bu ilaçlar uzun süreli kullanımda mide, böbrek ve kalp üzerindeki yan etkileri nedeniyle dikkatli alınmalıdır. Ağrı kesici, iltihap giderici ilaçların yanında diz içi enjeksiyonların da bu sorunda kullanıldığını söylemek mümkündür” diye görüş verdi.

Erken evrede hyaluronik asit enjeksiyonları uygulanabilir
İlaç ve fizik tedaviye yeterli yanıt vermeyen hastalarda diz içine yapılan enjeksiyonların son yıllarda önemli bir tedavi seçeneği haline geldiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bu uygulamalar, doğrudan eklem içine yapıldığından daha etkili ve hedefe yönelik sonuçlar sağlayabilir. Diz içine kortizon enjeksiyonları tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntem iltihaplı durumlarda etkili ve hızlı ağrı giderici etki sağlar. Ancak yılda 2-3 defadan fazla önerilmez, zira kıkırdak üzerine olumsuz etkileri olabilir. Kortizon dışında kullanılan hyaluronik asit enjeksiyonları da eklem sıvısının kalitesini artırır, sürtünmeyi azaltır, dizin ‘yağlanmasını’ sağlar. Özellikle erken ve orta evredeki hastalarda işe yarar” dedi.

Diz kireçlenmesinde yeni nesil tedaviler
Kişinin kendi kanından alınan ve iyileştirici hücrelerden zenginleştirilmiş bir sıvının ekleme verilmesiyle yapılan PRP’nin de diz kireçlenmesinde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunların yanında kök hücre uygulamaları ve kolajen enjeksiyonları da kullanılır. Genellikle hastanın yağ dokusundan ya da kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, hasarlı dokuya ‘yenilenme’ sinyali verir. Deneyimli ekipler tarafından uygulandığında fonksiyonel faydalar sağladığı görülmüştür. Kolajen enjeksiyonları da tercih edilen bir yöntemdir. Vücutta doğal olarak bulunan kolajenin dışarıdan desteklenmesi ile kıkırdak dayanıklılığı artırılmaya çalışılır. PRP ya da hyaluronik asitle birlikte uygulanabilir. Ayrıca, eksozom tedavisi de diz kireçlenmesinde kullanılan bir diğer yöntemdir. Bu yöntem, hücreler arası iletişimi sağlayan minik ‘haberci kesecikler’ olan eksozomların diz içine verilmesiyle uygulanır. Eksozomlar, doku yenilenmesini uyaran sinyaller içerir ve hasarlı bölgelerde onarıcı süreçleri başlatabilir. PRP ve kök hücre tedavilerinin etkilerini destekleyici niteliktedir. Her ne kadar bilimsel araştırmalar hâlen devam etse de, eksozom tedavisi günümüzde bazı özel kliniklerde diz kireçlenmesi tedavisine destek amacıyla uygulanmaktadır ve klinik deneyimlerle olumlu geri dönüşler alınmaktadır” şeklinde görüş verdi.

“Enjeksiyonların yeterli olmadığı durumda cerrahi önerilir”
Tüm yöntemlere rağmen hastaların günlük aktivitelerini yapmakta zorlanma varsa, cerrahi seçeneklerin gündeme geldiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunlar arasında artroskopik temizleme işlemleri, kemik hizalama ameliyatları (osteotomi) ve ileri vakalarda diz protezi ameliyatları yer alır. Gonartroz, yaşla birlikte görülme sıklığı artan ancak doğru yönetildiğinde hastanın yaşam kalitesini koruyabildiği bir hastalıktır. Tedavi seçenekleri klasik yöntemlerden ileri biyolojik uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Her hastanın ihtiyacı farklı olduğundan, tedavi planı bireye özel olarak şekillendirilmelidir” dedi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tek tuşla teşhis: İşte diş hekimlerinin yeni yardımcısı

Türkiye’de yalnızca 5 merkezde kullanılan yapay zeka destekli diş muayene sistemi, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındı. Yapay zeka destekli “Craniocatch” sistemi, diş çürüklerinden kemik kaybına kadar pek çok hastalığı tespit ederek erken teşhis imkanı sunuyor. Önümüzdeki süreçte bu sistemin ağız kanseri teşhisinde de kullanılması hedefleniyor.

Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, yapay zeka destekli muayene dönemini başlattı. “Craniocatch” isimli yapay zeka programı, hastalıkları teşhis edip tedavi planı önererek diş hekimlerine yardımcı oluyor. Uygulamayı yaklaşık bir aydır kullanan Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, sistemin gelecekte kanser teşhisine de katkı sunabileceğini belirtti. Türkiye’de yalnızca 5 hastanede kullanılan bu teknolojinin, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındığı öğrenildi.

“Tanı koyuyor, yetmiyor tedavi yöntemi sunuyor”

KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde Ağız, Diş, Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı’nda görevli Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, “Craniocatch” isimli yapay zeka programının detaylarını anlattı. Bu programı yaklaşık bir aydır kullandıklarına dikkat çeken Öçbe, “100’den fazla hastayı yapay zeka ile muayene ettik. Hasta ilk muayeneye geldiğinde, rutin görüntüleme yöntemi olan 2 boyutlu panoramik röntgen çekiliyor. Craniocatch, bu panoramik radyografiyi analiz ederek hem anatomik noktaları belirliyor hem de çürük, periodontal hastalıklar gibi mevcut rahatsızlıkların tanısını koyuyor. Bununla da kalmayıp hasta için bu mevcut hastalıkların tedavi planını oluşturuyor. ’Bu diş çürük, buna dolgu yapılması lazım, kemik kaybı var, diş boşluğu var, implant yapılması gerekiyor’ gibi bize detaylı tedavi yöntemi sunuyor” dedi.

“Kocaeli’de ilk”

Hastanın herhangi bir zararlı etkiye maruz kalmadığını vurgulayan Dr. Öçbe, yapay zeka programının hasta yönetim sistemiyle entegre çalıştığını söyledi. Sistemin işleyişini de anlatan Öçbe, “Hasta röntgeni çekildiğinde tek bir tuşa basmamız yeterli oluyor. Röntgen analizi butonunu bastığımızda hastanın tüm mevcut hastalıkları ve tedavi yöntemleri bize sunulmuş oluyor. Yapay zeka kullanarak ağız muayenesi yapıyoruz. Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde bu sistemi kullanıyoruz. Türkiye genelinde de sayılı üniversitelerde yer alıyor. Biz de kendi verilerimizle bu derin öğrenme algoritmasını geliştirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

“Diş hekimleri olarak alışma sürecine giriyoruz”

Yapay zekanın muayene sürecine katkısına değinen Dr. Öçbe, şu bilgileri verdi:

“Şu an için sistemin verdiği verileri kontrol etmemiz gerektiğinden, muayene süresini kısaltmıyor. Ancak gelecekte ek algoritmalarla süreç daha hızlı hale gelebilir. Dünyada diş hekimleri olarak buna alışma sürecine giriyoruz. Beraber çalışmayı öğrenebileceğimiz bir zaman diliminde muayene süresini de kısaltacağını, tanıyı kolaylaştıracağını düşünüyorum. Türkiye’de bu algoritmanın kullanım yerinin 5’ten az olduğunu biliyorum. Umarım giderek yaygınlaşır”

Tanı ve tedavi yöntemi sunuyor

Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, kullandıkları bu algoritmanın tanı sürecine katkısına ilişkin de detaylı bilgilendirmelerde bulundu. Öçbe, “Yapay zeka algoritması, anatomik noktaları tespit ediyor. Çürük, diş eti hastalıkları, periodontal hastalıklara bağlı olarak kemik kayıpları gibi bir çok şeyi tespit edilebiliyor. Diş çürüklerinin büyüklüğüne göre tedavi endikasyonun dolgu ya da kanal tedavisini seçiyor. Ayrıca çene kemiği içerisinde bulunan radyoopak ya da radyolüsent kemik içi lezyonları tespit edebiliyor ve bunlar için ön tanı sunabiliyor. Hastanın sahip olduğu diş dolgularda uyumsuzluk ya da yeni başlayan çürük varsa bunu gösterebiliyor. Bir röntgen çekildiğinde hastada gözüken tüm anatomik noktaları tek tek görebiliyoruz. Bu eğitimde de öğrenciler için sık başvurduğumuz bir yöntem. Klasik anlamda öğrenciyle röntgeni değerlendirirken, ’Burası neresi?’ diye sorduğumuzda bilebiliyor, bilemiyor veya karıştırıyor. Craniocath ile beraber bu anatomik noktaların hepsini tek seferde gördüğümüzde farklı renklerle etiketlenmiş birçok alan öğrencinin aklına çok iyi yer ediyor” dedi.

“Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir”

Öçbe, Craniocath’ın gelecekte hastalıkları daha erken teşhis edebilme potansiyeline sahip olduğunu da vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Kullandığımız Craniocatch algoritması mevcut hastalıkların tanısına yönelik bir sistem. Fakat dünyada yapay zeka radyoloji alanında çok fazla ilerledi. Artık yapılan çalışmalarda yapay zeka radyomiks uygulamaları bir ağız kanserinin prognozunu bize sunabiliyor. ’Bu kanser ve radyoterapi uygulanırsa iyileşebilir, tümör küçülebilir ya da radyoterepi tümöre hiç etki etmeyecek’ diyor. O zaman boşu boşuna hastalar radyoterapi almamaya başlıyor. Yapay zekayı, radyomiksi bu anlamda dünyada kullanan örnekler mevcut. Biraz daha veriye ihtiyaç var. Farklı toplumlardan, farklı üniversitelerden, ülkelerden gelecek verilerle radyomiksin ağız kanserini tespit etmedeki ya da prognozunu belirlemedeki hatta hastanın yaşam süresini belirlemedeki rolü de giderek önem kazanacak. Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir. Şu ana kadar bu hala geliştirilme aşamasında kısa zamanda bunun da başarılacağını düşünüyorum”

“Bilgisayar başındayken öğrenebiliyor hale geleceğiz”

Yapay zekanın hasta üzerindeki önemine de değinen Öçbe, “Normalde biz 3 boyutlu tomografik kesitlerde bir lezyonu farklı gri tonlarında görüyoruz. Bu gri tonları gözümüzle ayırt edebildiğimiz skalanın ötesinde, radyomiksle daha derin analiz edildiğinde lezyonun ön tanısı bile konulabiliyor. Histopatolojik değerlendirme, lezyonun kesin tanısı için altın standarttır. Fakat yalnızca yapay zeka radyomiks uygulamaları kullanılarak, lezyonun histopatolojik değerlendirmeye yakın bir ön tanısı elde edilebiliyor. Bu sayede, daha bilgisayar başındayken, biyopsi almadan, cerrahi işlem yapmadan ve örneği laboratuvara göndermeden lezyon hakkında bilgi sahibi olabileceğiz” şeklinde konuştu.

“Her bölümde yapay zeka dersleri veriyoruz”

KOSTÜ’nün yapay zekaya büyük önem verdiğini belirten Öçbe, “Biz KOSTÜ olarak hem iç işleyişimizde hem de akademik çalışmalarımızda, öğrencilerimizin eğitim süreçlerinde yapay zekayı yoğunlukla kullanıyoruz. Rektörümüzün bu konuya verdiği önem ve bizlere verdiği destek sayesinde mühendislik fakültesi, diş hekimliği fakültesi, hemşirelik gibi KOSTÜ’nün her bölümünde yapay zeka dersleri veriyoruz” şeklinde konuştu.

“Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum”

Yapay zekanın diş hekimlerinin işini tehdit edip etmediği sorusuna yanıt veren Dr. Melisa Öçbe, “Craniocatch’ın CEO’su, aynı zamanda çok saygı duyduğumuz ve örnek aldığımız Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi uzmanı olan Prof. Dr. İbrahim Şevki Bayrakdar, ’Yapay zeka diş hekimlerinin işini elinden almayacak. Ama gelecekte yapay zeka ile çalışabilen diş hekimleri daha avantajlı olacak’ der. Ben de buna yüzde 100 katılıyorum. Bu sebeple en kısa zamanda yapay zekayı tüm işleyişlerimizde dahil etmemizin hepimizin faydasına olacağını düşünüyorum. Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Tüm Sağlık Haberleri Sağlık Haberleri

“Her 3 çocuktan biri akran zorbalığı yaşıyor”

Akran zorbalığının dünyada yaygın bir sorun olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Büşra Pekkoç Baskıcıoğlu, “Araştırmalar, dünya çapında çocukların yaklaşık üçte birinin hayatlarının bir döneminde akran zorbalığına maruz kaldığını göstermektedir. Akran zorbalığıyla başa çıkabilmek için çocuklara zorbalıkla başa çıkma stratejileri öğretilmeli, güçlü sosyal bağlar kurmalarına yardımcı olunmalı ve aile-okul iletişimi güçlendirilmelidir” dedi.

Medical Park Ataşehir Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Büşra Pekkoç Baskıcıoğlu, akran zorbalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Akran zorbalığının tanımını yapan Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, “Akran zorbalığı, bireyin yaşıtları tarafından sürekli ve kasıtlı olarak fiziksel, sözel, sosyal veya dijital yollarla zarar görmesi ya da baskı altında tutulmasıdır. Fiziksel saldırılar, alay etme, dışlama, tehdit etme, dedikodu yayma ve siber zorbalık gibi birçok farklı formda ortaya çıkabilir” diye konuştu.

“Siber zorbalıkta da ciddi artış var”
Akran zorbalığının dünyada yaygın bir sorun olduğunu dile getiren Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, “Araştırmalar, dünya çapında çocukların yaklaşık üçte birinin hayatlarının bir döneminde akran zorbalığına maruz kaldığını göstermektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalarda ise öğrencilerin yüzde 20-35’inin zorbalık mağduru olduğu, yüzde 10-20’sinin ise zorbalık yapan taraf olduğu belirlenmiştir. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla birlikte siber zorbalık oranlarında ciddi bir yükseliş görülmektedir” şeklinde konuştu.

“Aile içi şiddet zorbalığa neden olabilir”
Zorbalığın sebeplerinden bahseden Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, “Zorbalığın nedenleri arasında aile içi şiddet, yetersiz ebeveyn ilgisi, düşük özsaygı, sosyal beceri eksiklikleri, okul ortamındaki denetimsizlik ve toplumda şiddetin normalleştirilmesi gibi faktörler yer almaktadır. Zorbalık yapan bireyler genellikle kendilerini güçlü hissetmek, dikkat çekmek veya başkalarına üstünlük sağlamak amacıyla bu tür davranışlarda bulunurlar” dedi.

“İlkokul ve ortaokul dönemlerinde sık görülür”
Akran zorbalığının hangi yaşlarda daha sık görüldüğüne değinen Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, “Akran zorbalığı genellikle okul öncesi dönemde başlar ancak en belirgin ve yaygın olarak ilkokul ve ortaokul dönemlerinde görülür. Lise döneminde de devam edebilir, ancak türü ve şekli değişebilir. Araştırmalara göre, akran zorbalığı en çok 7-15 yaş aralığında yaygın olarak görülmektedir. İlkokulun son yılları ve ortaokul dönemi, zorbalığın en sık yaşandığı dönemlerdir” açıklamasında bulundu.

“Akran zorbalığına uğrayan bireyde yalnız kalma isteği olabilir”
Akran zorbalığında görülebilecek belirtilerden bahseden Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, “Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda içine kapanıklık, kaygı ve depresyon belirtileri, okula gitmek istememe, akademik başarının düşmesi, fiziksel yaralanmalar, sosyal ortamlardan kaçınma, yalnız kalma isteği, uyku ve yeme düzeninde bozulmalar, özsaygı ve özgüvende düşüş gibi belirtiler görülebilir” dedi.

“Uzman desteği alınmalı”
Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, zorbalık mağduru bir çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiği hakkında şu bilgileri paylaştı:
“Zorbalığa uğrayan çocuğa destekleyici ve anlayışlı bir şekilde yaklaşmak önemlidir. Öncelikle çocuğun hissettiklerini anlamak ve onu suçlamadan dinlemek gerekir. Daha sonra öğretmenler, okul yönetimi ve gerekirse bir uzmandan destek alınmalıdır. Çocuğa kendini savunma ve sosyal beceriler kazandırma konusunda rehberlik edilmelidir. Akran zorbalığına uğrayan çocuklar ilerleyen yaşlarda düşük özsaygı, depresyon, anksiyete bozuklukları, akademik başarısızlık, sosyal izolasyon ve hatta travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Ayrıca, bazı bireylerde saldırgan davranışlar geliştirme veya başkalarına zorbalık yapma eğilimi de görülebilir.”

“Çocuklara empati ve sosyal beceriler kazandırılmalı”
Uzm. Klnk. Psk. Baskıcıoğlu, akran zorbalığıyla başa çıkabilmeleri için ebeveynlere şu önerilerde bulundu:

“Akran zorbalığıyla başa çıkabilmek için çocuklara zorbalıkla başa çıkma stratejileri öğretilmeli, güçlü sosyal bağlar kurmalarına yardımcı olunmalı ve aile-okul iletişimi güçlendirilmelidir. Akran zorbalığını önlemek amacıyla ise aileler, eğitimciler ve toplum iş birliği yapmalı; okullarda zorbalık karşıtı programlar düzenlenmeli, çocuklara empati ve sosyal beceriler kazandırılmalıdır. Ayrıca, aileler çocuklarının davranışlarını yakından gözlemlemeli ve dijital ortamda karşılaştıkları içerikleri kontrol etmelidir. Gerekirse, psikolojik destek de alınarak çocukların güvenli ve sağlıklı bir ortamda gelişmeleri sağlanmalıdır. Akran zorbalığı, bireylerin gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler bırakabilen ciddi bir problemdir. Bu konuda farkındalığı artırmak ve etkili çözümler üretmek, daha sağlıklı bir toplum oluşturmanın önemli bir parçasıdır.”

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tiroit hastalarına önemli uyarı

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, “Tiroit ilacı kullanan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, tiroit hastalarının Ramazan’da nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit hastalıklarının kısaca ne olduğundan bahseden Uzm. Dr. Temiz, “Tiroit hastalıkları hipotiroidi (tiroidin az çalışması) veya hipertiroidiye (tiroidin aşırı çalışması) yol açan tiroit hormon dengesinin bozulduğu hastalıkların yanında nodüler tiroit, guatr gibi tiroit hormonlarının etkilenmediği farklı tablolardan da oluşan bir hastalık grubudur” dedi.

“Her hastanın tıbbi durumuna göre oruç tutması gerekir”

Tiroit hastalarının oruç tutup tutmayacağı konusunda bilgi veren Uzm. Dr. Temiz, “Tiroitte nodül varlığı eğer tiroit hormonlarını etkilemiyor ve tiroit ilacı kullanımı gerektirmiyorsa oruç tutmasına engel değildir. Hipotiroidi ve hipertiroidide ise bozulmuş olan tiroit hormon dengesinin uygun ilaç tedavisiyle yeniden sağlanmış ve hastalığın kontrol altına alınmış olması bu hastaların güvenle oruç tutabilmesi için gereklidir. Tiroit hormonlarının dengede olmaması, özellikle de yandaş hastalıklar varlığında oruç tutulması hasta için riskli olabilir. Bunun yanında tiroit kanseri dolayısıyla ameliyat olan ve tiroit değerleri katı bir aralıkta tutulması gereken hastalarda da oruç tutulması risk oluşturabilir. Her tiroit hastasının tıbbi durumunun farklı olduğunu unutmamalıyız. Bundan dolayı oruç tutmak isteyen tiroit hastalarının öncesinde mutlaka takipli oldukları hekime oruç tutmalarının uygun olup olmadığı yönünde danışması ve hekimin önerilerine uyması gerekmektedir” diye konuştu.

“Sahurda veya iftarda ilaçlar alınabilir”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini de söyleyen Temiz, “Günümüzde hipotiroidi hastalarını sıkça görmekteyiz. Bu hastaların kullandığı levotiroksin içeren ilaçların emilimi için gerekli olan faktörlere Ramazan ayında da dikkat edilmesi tiroit değerlerinin bozulmaması için önemlidir. Tiroit ilacı kullanmakta olan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler. Levotiroksini sahur yemeğinden 30 dakika önce aç karnına içilmeli ve öncesinde de mümkün olduğunca uzun bir gece açlığı olmasına dikkat etmeliyiz. Normalde levotiroksin 8-10 saat gece açlığı sonrası sabah aç içilmelidir. Ramazan’da iftar-sahur arasında 8 saatlik açlığı sağlamak zor olsa da gece geç saatlerde yemek yememeye özen gösterilmelidir. Levotiroksin ilacının emilimini olumsuz etkileyen mide koruyucu, asit giderici mide ilaçları, demir ve kalsiyum gibi minerallerin sahurda alınmamasına dikkat edilmelidir. Hipertiroidi hastalarının kullandığı antitiroit ilaçları ise günlük dozunu değiştirmeden bölerek sahurda ve iftarda yemekle beraber alınmasında bir sakınca yoktur” şeklinde konuştu.

“Ramazan’da beslenme önerileri”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında nasıl beslenmesi gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Temiz, “Sağlıklı çalışan bir metabolizma için yeterli su tüketimi Ramazan’da da çok önemlidir. Günde 2-2.5 litre olmak üzere su tüketimini iftar-sahur arasında zamana yayarak sağlamalıyız. Hipotiroidi hastalarında sıklıkla karşılaşılan kabızlık sorununda da yeterli su tüketimi önemlidir. Su tüketiminin yanında özellikle meyve ve sebzelere beslenmemizde yer vererek yeterli lif alımı da sağlanmalıdır” dedi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanından böbrek sağlığı uyarısı: “Sık görülen bir hastalık”

Böbrek hastalığının dünyada ve Türkiye’de sık görülen bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Betül Kalender Gönüllü, “Böbrek hastalığından korunmak için sağlıklı beslenmek, hareketli olmak, ideal vücut ağırlığımızı korumak, kan basıncı ve kan şekerimizi ölçtürmek, tuzu azaltmak gerekmektedir” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Betül Kalender Gönüllü, 13 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek hastalığı ve sağlığı hakkında açıklamalarda bulundu.

Böbreklerin vücuttaki önemli organlardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gönüllü, “Yaşamımızın sürdürülmesinde, genel sağlığımızın korunmasında çok önemli görevleri vardır. İdrar oluşturarak kandan toksinleri ve fazla sıvıyı uzaklaştırırlar, kan basıncı kontrolünü sağlarlar. Kırmızı kan hücrelerinin üretiminden, D vitamininin aktifleşmesinden sorumludurlar. Böbrek hastalığında, yaşam süresini kısaltan kalp damar hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Kısaca böbrekler vücudumuzdaki her organı, her hücreyi etkileyecek işlevlere sahiptir” dedi.

“Sık görülen bir hastalıktır”

Böbrek hastalığının dünyada ve Türkiye’de sık görülen bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Gönüllü, “Erken evrelerde genellikle belirti vermez. Böbrek hastalığına erken evrelerde tanı koyabilirsek, diyaliz/nakil gerektirecek aşamaya ilerlemesini durdurabiliriz. Diyabet, hipertansiyon, obezite, kalp damar hastalıkları, tekrarlayan böbrek taş hastalığı, ailede böbrek hastalığı olması gibi böbrek hastalığı riskinin yüksek olduğu kişilerde, basit kan ve idrar testleri ile erken evre/gizli böbrek hastalığı kolaylıkla tespit edilebilir. Erken evre böbrek hastalarında hastalığın ilerlemesini durduracak pek çok tedavi seçeneği vardır” diye konuştu.

“Tuz tüketimi azaltılmalı”

Böbrek hastalığını tedavi etmek yerine, bu hastalığı önlemenin daha sosyal ve ekonomik bir yaklaşım olduğunu belirten Gönüllü, “Böbrek hastalığından korunmak için, sağlıklı beslenmek, hareketli olmak, ideal vücut ağırlığımızı korumak, kan basıncı ve kan şekerimizi ölçtürmek, tuzu azaltmak gerekmektedir. Yeterli su içmek, sigaradan ve alkol tüketiminden kaçınmak, reçetesiz ilaç veya bitkisel ürün kullanmamak da önemlidir” ifadelerini kullandı.

“Düzenli kontroller yapılmalı”

Düzenli kontrollerin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Gönüllü, “Böbrek sağlığımızı korumak için, sağlıklı yaşam tarzını benimsemeliyiz. Eğer böbrek hastalığı risk grubundaysak, erken tanı için böbreklerimizi düzenli olarak kontrol ettirmeliyiz” şeklinde konuştu.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

BAH Darıca Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nca ’Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Belgesi’ ile tescillendi

Büyük Anadolu Hastaneleri(BAH), obezite cerrahisi ameliyatlarında, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ‘Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi’ ile tescillendi.

Tescil belgesi, obezite tedavisinde etkin ve sürdürülebilir mücadelenin uygulanması için, obezite hastalarını multidisipliner bir yaklaşım modeli ile tedavi etmek amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından kriterleri sağlayan hastanelere veriliyor. Yeni yönetmelik gereği Sağlık Bakanlığı Tescil Belgesi alan hastanelerde, obezite ve metabolik cerrahi yapılmasına izin veriliyor.

Büyük Anadolu Hastaneleri, uzun yıllara dayanan deneyim, uzman kadro, donanım ve hasta memnuniyeti odaklı hizmetleriyle sektörde referans hastaneler olma yolculuğuna, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ‘Obezite Cerrahi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi’ni de alarak güvenle yoluna devam ediyor.

“Türkiye’de bakanlık tarafından tescilli sayılı hastanelerden birisi”

Obezite cerrahisi ameliyatları konusunda bölgenin önemli sağlık kuruluşlarından biri olan Büyük Anadolu Darıca Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen tescil belgesi hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şahin, “Darıca ve Samsun’da bulunan hastanelerimiz, birçok hastalığa zemin hazırlayan ve kendisi de başlı başına hastalık olarak değerlendirilen obezitenin tedavisini multidisipliner bir bakış açısıyla gerçekleştirmektedir. Darıca hastanemiz yapmış olduğumuz tüm alt yapı çalışmaları sonrasında, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık müdürlüğü yetkililerince yerinde yapılan denetim sonrasında Sağlık Bakanlığı’nca tam not alarak, Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi olarak belgelendirilmiş ve Türkiye’de güvenle obezite ameliyatı yapılabilecek Sağlık Bakanlığı’nca tescilli sayılı hastanelerden biri olmaya hak kazanmıştır” dedi.

Prof. Dr. Şahin, şunları söyledi:

“Ülkemizde ve dünyada son yıllarda, özellikle sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve paketli rafine gıda tüketimi nedeniyle artış gösteren obezite ile mücadelede önemli bir yer tutan cerrahi uygulamaların bakanlık kriterlerini sağlayan sağlık kurumlarına verilmesi sonucunda, multidisipliner yaklaşım ile cerrahi öncesi ve sonrası hastanın düzenli sağlık kontrolleri ve uzman kadro tarafından verilen eğitimlere katılması ile güvenli tedavi kriterlerinin ve hasta memnuniyetinin üst düzeyde karşılanması sağlanmış olacaktır. Bu vesileyle, Darıca Hastanemizin Obezite Cerrahisi Uygulama Merkezi Tescil Belgesi almasında katkısı olan tüm ekibimizi yürekten tebrik ediyorum.”

Büyük Anadolu Sağlık Grubu, Darıca ve Samsun’da yer alan Hastaneleri ile, hasta odaklı sağlık hizmeti anlayışıyla, dahili ve cerrahi branşlarda 29 yıldır hastalarına hizmet vermeye devam ediyor.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanından Ramazana özel uyarı: “Ağız bakımı aksatılırsa dişler hızla çürüyebilir”

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/uzmanindan-ramazana-ozel-uyari-agiz-bakimi-aksatilirsa-disler-hizla-curuyebilir-0-1QtKDnZL.mp4
Ramazan ayında ağız ve diş bakımına ekstra dikkat edilmesi gerektiğini belirten Arş. Gör. Ecem Nur Salman, “İftardan ve sahurdan sonra dişlerimizi mutlaka iki dakika fırçalıyoruz. Ramazan boyunca ağız bakımını aksatırsak, dişler hızlı bir şekilde çürüyebilir. Buna dikkat etmemiz gerekir” uyarısında bulundu.

Ramazan ayının gelmesiyle ağız ve diş bakımının doğru şekilde yapılması da önemli. Konu hakkında çeşitli önerilerde bulunan İstanbul Beykent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Ana Bilim Dalı Arş. Gör. Ecem Nur Salman, “Uzun süreli açlıkta ve susuzlukta tükürük üretimimiz azalır. Bu da ağız kokusuna ve çürük oluşumuna yol açabilir. Bu nedenle iftar ve sahurdan sonra bol su tüketerek tükürük salgımızı destekleyebiliriz” açıklaması yaptı.

“Tatlı yedikten sonra ağzımızı suyla çalkalayıp dişlerimizi temizlemeliyiz”

“Diş fırçalamayı aksatmamalısınız” diyen Salman, “Diş ipi kullanmak, ağız gargarası yapmak ve dil temizliği yapmak hem bakteri oluşumunu hem de ağız kokusu oluşumunu önler. Aynı zamanda iftardan sonra fazla şeker tüketmemeye dikkat etmemiz gerekir. Tatlı yedikten sonra mutlaka ağzımızı suyla çalkalayıp dişlerimizi temizlememiz gerekir. Lifli sebzeler ve süt ürünleri, ağız bakımını destekler. Asitli, kafeinli içecekler ise diş minesini aşındırabilir. Bunların kullanımlarını sınırlandırabiliriz” şeklinde konuştu.

“Sigara kullananlar ekstra dikkat etmeli”

Sigara kullanımını her halükarda önermediklerini belirten Salman, “Ramazan ayında sigara kullanıldığında ağız kokusu ve kuruluğu artabilir. Sigara içenlerin buna ekstra dikkat etmesini öneriyorum. Ağız bakımına ekstra özen gösterip dişlerini mutlaka fırçalamalarını, diş ipi ve ağız gargarası kullanmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

“Dilde biriken besinler, ağız kokusuna daha fazla sebep olur”

Salman son olarak şunları söyledi:

“Dişlerimizi fırçalarken fazla sert davranmadan, hafif bir şekilde diş etinden dişe doğru süpürme hareketi yapmalıyız. Aynı zamanda dişlerin arkalarını da fırçalamayı unutmuyoruz. Bunun yanı sıra dilde biriken besinler, ağız kokusuna daha fazla sebep olur. Dil temizliği çok önemli. Sağlıklı bir ağız, oruç süresince konforunuzu destekler. Siz de bu öneriler ile Ramazan ayında ağız ve diş sağlığınızı koruyarak geçirebilirsiniz. Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum.”

Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

“Soğuk havalar, tansiyon hastalarında riski artırabilir”

Soğuk havaların yüksek tansiyonu olan bireyler için endişe kaynağı olabileceğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ekmekci, “Ancak gerekli önlemleri alarak ve sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürerek soğuk havanın tansiyon üzerindeki etkilerini azaltmak mümkündür. Kendilerini sıcak tutacak önlemler alarak, susuz kalmayarak, aktif kalarak, stresi ve diyeti yöneterek tansiyon hastaları kış aylarında güvende ve sağlıklı kalabilirler” dedi.

VM Medical Park Pendik Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ekmekci, soğuk havanın tansiyon hastaları üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.

Yüksek tansiyonu olan kişiler için soğuk havanın endişe kaynağı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ekmekci, “Kışın soğuğu, tansiyonun yükselmesine neden olarak kardiyovasküler komplikasyon riskini artırabilir. Vücudumuz soğuk sıcaklıklara maruz kaldığında, kan damarlarımız daralır veya büzülür. Bu daralma periferik (uç) direnci artırarak kalbin kan pompalamasını zorlaştırır. Sonuç olarak, kalp yeterli kan akışını sürdürmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır ve bu da tansiyonda artışa neden olur. Ayrıca soğuk stres tepkisi adrenalin ve noradrenalin gibi hormonların salınımını tetikler ve bu durum da tansiyonun artmasına katkıda bulunur. Tüm bunların yanı sıra, soğuk hava vücudumuzun ısı kaybetmesine neden olarak ekstremitelere (kol ve bacaklara) giden kan akışının azalmasına yol açabilir. Kan akışındaki bu azalma, kan damarlarımızın daha da daralmasına ve kan basıncının daha da artmasına neden olabilir. Kırılması zor bir kısır döngüdür” diye konuştu.

“Soğuk havalarda kalp krizi ve felç riski artabilir”

Soğuk havalarda yüksek tansiyonun oluşturabileceği risklere değinen Prof. Dr. Ekmekci, “Yüksek tansiyon, kalp krizi, felç ve böbrek hastalığı dâhil olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. Soğuk havada kan basıncı yükseldiğinde, bu komplikasyonların riski artar. Ayrıca bilimsel çalışmalar kış aylarında kalp krizi ve felç sayısının arttığını göstermiştir” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Ekmekci, ayrıca, yüksek tansiyonun aşağıdaki komplikasyonlara da yol açabileceğini belirtti:

“Böbrek hasarı: Yüksek tansiyon böbreklere zarar vererek kronik böbrek hastalığına veya hatta böbrek yetmezliğine yol açabilir.

Görme kaybı: Yüksek tansiyon gözlerdeki kan damarlarına zarar vererek görme kaybına veya hatta körlüğe yol açabilir.

Periferik arter hastalığı: Yüksek tansiyon, bacaklardaki ve kollardaki kan damarlarının daralmasına neden olarak ağrıya, uyuşukluğa ve güçsüzlüğe yol açabilir.”

“Alınabilecek önlemler”

Soğuk havalarda tansiyon hastası olan bireylerin nelere dikkat etmeleri gerektiğinden bahseden Prof. Dr. Ekmekci, “Soğuk havada yüksek tansiyonla ilişkili riskler önemli olsa da, bunları azaltmak için atılabilecek adımlar vardır. Vücut ısısını korumak ve soğuk stresini önleyecek giysiler giyin. Bunlara şapka, atkı, eldiven ve sıcak çoraplar da dâhildir. Özellikle aşırı soğuk havalarda (ayaz havası) uzun süre soğuk havaya maruz kalmaktan kaçının. Herhangi bir değişikliği tespit etmek için tansiyonunuzu düzenli kontrol edin. Bu, evde bir tansiyon cihazı veya bir sağlık hizmeti sağlayıcısının ofisinde yapılabilir. Hipertansiyonu kötüleştirebilecek dehidratasyonu önlemek için bol sıvı için. Günde kabaca 8 bardak su içmeyi hedefleyin. Soğuk stres tepkisini en aza indirmek için evden çıkamadığımız zamanlarda stres azaltıcı aktivitelere katılın” ifadelerini kullandı.

“Soğuk havalarda tansiyon hastaları için beslenme önerileri”

Kış aylarında sağlıklı tansiyonu korumak için dengeli beslenmenin çok önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ekmekci, “Potasyum alımı artırılmalıdır. Muz, yapraklı yeşillikler ve tatlı patates gibi potasyum açısından zengin yiyecekler tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilir. Doyurucu çorbalar ve güveçler vücut ısısını korumaya ve temel besinleri sağlamaya yardımcı olabilir. Susuz kalmamak ve sıcak kalmak için çay veya ıhlamur gibi sıcak içecekler içilebilir. Hipertansiyonu artırabileceğinden aşırı tuz tüketiminden kaçının” açıklamasında bulundu.

“Egzersiz ve fiziksel aktivitenin önemi”

Soğuk havalarda bile kardiyovasküler sağlığı korumak için düzenli egzersizin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Ekmekci, “Hareketli bir yaşam tarzı ile tansiyon düşürülebilir, dolaşım iyileştirilebilir, kardiyovasküler zindelik artırılabilir ve stresi azaltılabilir. Ancak soğuk havalarda egzersiz yaparken önlem almak da çok önemlidir. Herhangi bir yeni egzersiz programına başlamadan önce, güvenli ve etkili olduğundan emin olmak için bir kalp muayenesinden geçin. Vücut ısısını korumak ve soğuk stresini önleyici giysiler giyin. Egzersiz sırasında yeterli sıvı alın. Aşırı soğuk havalarda egzersiz yapmaktan kaçının” dedi.

“Uzman hekime mutlaka danışılmalı”

Kış aylarının yüksek tansiyonu olan kişiler için zorlayıcı olabileceğini fakat alınabilecek önlemlerle olumsuz etkilerden korunulabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ekmekci, “Ancak gerekli önlemleri alarak ve sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürerek soğuk havanın tansiyon üzerindeki etkilerini azaltmak mümkündür. Tansiyon hastaları kendilerini sıcak tutacak önlemler alarak susuz kalmayarak, aktif olarak, stresi ve diyeti yöneterek kış aylarında güvende ve sağlıklı kalabilirler. Unutmayın, herhangi bir yeni egzersiz veya diyet programına başlamadan önce bir değerlendirmeden geçmek ve kardiyovasküler sağlığı izlemek için düzenli kontroller yapmak önemlidir. Doğru yaklaşımla tüm yıl boyunca sağlıklı ve mutlu kalmak mümkündür” dedi.

Kategoriler
SAĞLIK Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Her 10 Çocuktan Birinde Nöro-Gelişimsel Bozukluk Görülüyor

Her 10 Çocuktan Birinde Nöro-Gelişimsel Bozukluk Görülüyor

Uzmanlara göre her 10 çocuktan birinde nöron-gelişimsel bozukluk yaşadığını ifade ediyor.

Hiperaktivite, dikkat eksikliği, öğrenme ve konuşma bozuklukları, otizm… Çocukların beyin gelişiminde ve sinir sistemi işlevlerinde ortaya çıkan aksaklıklarla ilişkili olan ve nörogelişimsel bozukluk olarak adlandırılan bu tablolar oldukça sık görülüyor. Genetik yatkınlık, epigenetik ve birçok çevresel faktörlerin görülme riskini artırdığı nörogelişimsel bozukluklar genellikle çocukluk çağında başlıyor ve erkek bireylerde daha sık gözlemleniyor. Bu bozukluklar çocukluk çağında belirginleşip, bilişsel, sosyal, duygusal veya motor becerilerde zorluklara yol açabiliyor. Her 10 çocuktan birinde nörogelişimsel bozukluk görülüyorken, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukların % 5-7’inde kendini gösteriyor ve 36 çocuktan 1’inde otizm şeklinde ortaya çıkıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümü’nden Uz. Dr. İbrahim Zeyrek, nörogelişimsel bozukluklar hakkında en çok merak edilen soruların yanıtlarını paylaştı.

Akranlarla iletişim kurmada zorluklar gözlemlenebiliyor

Ebeveynlerin en çok merak ettiği konuların başında nörogelişimsel bozuklukların belirtileri ve nedenleri gelmektedir. Bir uzmandan profesyonel yardım almadan önce anne ve baba adaylarının gözlem sonucu bir uzmana danışmalı mıyız? Sorusunun cevabını hangi sorularla arayacağı hususu önem taşımaktadır.  Belirtiler bozukluğun türüne göre değişiklik gösterse de genel olarak iletişim ve sosyal etkileşimde zorluk, konuşmada gecikme, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ve dürtüsellik, akademik becerilerde zorlanma, motor becerilerde koordinasyon eksikliği, davranışlarda tekrarlayıcılık veya sınırlı ilgi alanları ile gelişimsel kilometre taşlarını geç tamamlama olarak sayılabilmektedir.

 Birbirinden farklı nörogelişimsel bozukluklar saptanabilir

 En sık görülen nörogelişimsel bozukluklar arasında otizm spektrum bozukluğu (OSB), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (dehb), öğrenme güçlükleri (disleksi, diskalkuli, disgrafi), zihinsel yetersizlik, dil ve konuşma bozuklukları ile tik bozuklukları yer almktadır. Bu bozuklukların genellikle önemli bir kısmı yaşam boyu devam eder. Ancak semptomların şiddeti zamanla değişebilir. Erken müdahale ve sürekli destekle bireylerin bağımsızlık ve işlevsellik seviyeleri artırılabilir. Pek çok nörogelişimsel bozuklukta genetik faktörlerin önemli bir rolü vardır. Ancak çevresel faktörler, beyin gelişimini etkileyen prenatal (doğum öncesi) ve perinatal (doğum sırasındaki) durumlar da etkili olabilmektedir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda genetiğin rolü çok büyüktür. DEHB’de genetik faktörlerin rolü %70-80 civarındadır. Otizmde 800 den fazla gen sorumlu bulunmuştur. Ancak çoğu vaka sporadik olarak sonradan oluşmaktadır. Zihinsel yetersizlikte genetik kökenli vakaların %30-35’inde etken saptanabilmektedir. Saptanabilen genetik nedenler arasında en sık görülenler Down Sendromu ve Frajil X Sendromudur. Özgül öğrenme bozukluğunda da klinik örneklemde yüksek düzeyde genetik nedenler tespit edilmiştir.

Erken tanı bireysel bağımsızlık ve işlevsellik sürdürmeyi mümkün kılıyor

 Nörogelişimsel bozukluklarda erken tanı ve müdahale sağlıklı bir gelişim süreci için kritik öneme sahiptir. Çocuğun gelişimini destekleyen bireyselleştirilmiş eğitim ve terapi planları, uzun vadeli sonuçları olumlu yönde etkilemektedir. İlk 5 yaş beyin gelişimi açısından kritik önem arz eder daha fazla olmaktadır. Uygun tedavi ve müdahalelerle bireyin işlevselliği ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabilir. Özelikle otizmde erken ve yoğun özel eğitimin önemi çok büyüktür. Özel eğitim, konuşma terapisi, davranış terapisi, ilaç tedavisi (özellikle DEHB, otizmde eş hastalık durumunda ve bazı tik bozuklukları için) ve aile eğitimi destek programları erken müdahale ile çocuğun hayatta tek başına bazı becerileri kazanması ve hayata adapte olması şansını artırmaktadır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

[kanews-related-post title=”Editörün Seçtikleri” ids=”46048″ tag=”div”]
Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Uzmanlardan ’Sahte alkol’ uyarısı: “Kendi ayağıyla gelen entübe etmek zorunda kaldığımız hastalar oldu”

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/01/uzmanlardan-sahte-alkol-uyarisi-kendi-ayagiyla-gelen-entube-etmek-zorunda-kaldigimiz-hastalar-oldu-0-ppAgKPb8.mp4
Sahte alkol can kayıplarına neden olurken uyarılarda bulunan Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Abuzer Özkan, “Ayın 10’undan itibaren 7 ciddi vakamız oldu. 2’si ölümle sonuçlandı, 5’i hala entübe, bir tanesine birkaç kere kalp masajı yapmak zorunda kaldık. Kendi ayağıyla gelen entübe etmek zorunda kaldığımız hastalar oldu. Şüpheli alkol tüketimiyle ilgili bir hikaye alabiliyorsak hızlanabiliyoruz yoksa şikayetler genelde diğer hastalıklarda da görülen şeyler. Alkolün orijinalinin de sahtesinin de tüketilmesini kesinlikle istemiyoruz” dedi.

Türkiye genelinde sahte alkole karşı denetimler ve önlemler sürerken bugünlerde hastanelere başvuruların da devam ettiği öğrenildi. Can kayıplarına neden olan sahte alkolle ilgili İstanbul Valiliği bir dizi önlem alırken uzmanlar da uyardı. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği’nden Doç. Dr. Abuzer Özkan da alkolün zararları, sahte alkol zehirlenmesi durumunda yapılması gerekenler gibi konularda bilgi verdi.

“Kendi ayağıyla gelmesine rağmen entübe etmek zorunda kaldığımız hastalar oldu”

Son zamanlardaki başvurulara yönelik konuşan Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Abuzer Özkan, “Ayın 10’undan itibaren yaklaşık 6 gün içinde 7 tane ciddi vakamız oldu. Bunlardan hemen hemen hepsini yoğun bakıma yatırdık, 2’si ölümle sonuçlandı. 5 tanesi de hala entübe, bir tanesinin de durumu çok ciddi. Kötü sonuçlanabilir çünkü birkaç kere kalp masajı yapmak zorunda kaldık. Çok ciddi kan parametrelerinde bozulmayla geldiler hatta yoğun takip etmemize rağmen bir türlü toparlayamadık. Muhtemelen metil alkol oranını yüksek kullanmış olabilirler çünkü 15-20 cc toksik etki yaparken 100-150 cc ölümle sonuçlanıyor. Genel itibariyle birkaç hastamızın Fatih bölgesinde aldığını ailesinden aldığımız hikayeyle öğrendik. Bir tanesini 112 servisi getirdi, 2 tanesi kendi ayağıyla geldi ama bunlar çok hızlı kötüleşiyorlar. Kendi ayağıyla gelmesine rağmen çok hızlı bir şekilde bilinci kapanıp entübe etmek zorunda kaldığımız hastalar oldu. Kısmi bir zehir gibi bir şey, sahte alkol dediğimiz metil alkol, endüstriyel alanda kullanılan bir şey” dedi.

“Şikayetler genelde diğer hastalıklarda da görülen şeyler”

Sahte alkol tüketimi sonrası kişilerde oluşabilecek problemlere ilişkin bilgi veren ve vatandaşlara uyarılarda bulunan Doç. Dr. Özkan sözlerine şöyle devam etti: “Bağırsak, mide şikayetleriyle kendisini gösterir, bulantı kusma, bazen halsizlik olabilir, bilinç değişikliği olabilir, baş ağrısı yapar. Tükettikten sonra bu gibi şikayetleri olan hastaların özellikle bu dönemlerde bir hastaneye başvurmalarında fayda var. Kendilerini iyi hissediyor olabilirler ama çok kısa sürede çok istemediğimiz sonuçlarla neticelenebilir. Sahte alkol zehirlenmelerindeki ölümlerin yüksek olmasının sebeplerinden biri de bu; şikayetler genelde diğer hastalıklarda da görülen şeyler. Şüpheli alkol tüketimiyle ilgili bir hikaye alabiliyorsak hızlanabiliyoruz yoksa biraz daha süreç alabiliyor çünkü laboratuvar parametrelerini beklemek zorunda kalıyoruz. Alkolün orijinalinin de sahtesinin de tüketilmesini kesinlikle istemiyoruz. Damarları bozar, beyin kanaması yapabilir, yılbaşı döneminde yani öncesinde ve hafif sonrasında başvurularda bir artış oldu”

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version