Kategoriler
KOCAELİ VALİLİĞİ Kocaeli Valiliği Haberler Tüm Kocaeli Valiliği

Üsküdar Vapur Faciası şehitleri için anıt yapıldı

1 Mart Üsküdar Vapur Faciası’nda şehit olan 392 kişi, felaketin 67. yılında dualarla anıldı. İzmit 1 Mart İskelesi önünde şehitler için yapılan anıtın açılışı yapıldı.

1 Mart 1958 tarihinde yaşanan, Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan Üsküdar Vapuru Deniz faciasında hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak amacıyla 1 Mart Üsküdar Vapuru Deniz Faciası Anma ve Anıt Açılış Töreni gerçekleşti. “Üsküdar” isimli vapurun şiddetli lodos sebebiyle batması ile gerçekleşen facianın 67. yılında, 1 Mart Üsküdar Deniz Faciasını Anma Töreni ile birlikte Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmit 1 Mart İskelesi önünde yapımı tamamlanan ve faciada hayatını yitiren 392 canın isimlerinin yazılı olduğu Anıt’ın açılışı gerçekleşti. Törene katılanların dualarıyla anıta karanfil bırakmasının ardından facianın gerçekleştiği saat olan 12.53’te denize çelenk bırakıldı.

Anma ve anıt açılış törenine, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ve Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın yanı sıra İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, İl Jandarma Komutanı J. Alb. Murat Bozkurt, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Akmanşen, İl Kültür ve Turizm Müdürü Fatih Taşdelen, Sivil Toplum Kuruluşları, vapur faciasında hayatını kaybedenleri yakınları ve vatandaşlar katıldı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Vapur faciasında yaşamını yitirenlerin anısı yaşatılacak; Büyükşehir’den 392 can anısına 1 Mart anıtı

Büyükşehir, 1 Mart 1958 tarihinde yaşanan ve Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olan Üsküdar Vapuru faciasında hayatını kaybeden 392 canın anısını yaşatmak amacıyla İzmit 1 Mart İskelesi önünde anlamlı bir anıt yapıyor.

 

TARİHİN EN BÜYÜK DENİZ KAZASI

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül sivil deniz kazası olan Üsküdar Vapuru faciasının acısı, aradan geçen yıllara rağmen Kocaeli’nde tazeliğini koruyor. İzmit ile Değirmendere arasında sefer yapan “Üsküdar” adlı vapur, 1 Mart 1958’de şiddetli lodos nedeniyle batmış ve bu korkunç kazada 392 kişi hayatını kaybetmişti. O gün, sadece 39 kişi hayatta kalabilmişti. Bu facia, Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olarak kayıtlara geçmişti.

 

KAYBEDİLEN CANLAR UNUTULMAYACAK

Büyükşehir, kazada yaşamını yitirenlerin anısını yaşatmak için İzmit 1 Mart İskelesi’nin bulunduğu alana yaptığı anıtın inşaatında sona geldi. Anıtın, kazanın 67. yıldönümü olan 1 Mart Cumartesi günü saat 12.30’da yapılacak anma törenine yetiştirilmesi planlanıyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bu anlamlı anıt, 1 Mart 1958’de kaybedilen hayatları unutturmamayı ve bu trajedinin hatırlanmasını sağlamak için önemli bir adım olarak tarihe geçecek.

 

ANITTA HUMMALI ÇALIŞMA

Büyükşehir Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı’nca İzmit 1 Mart İskelesi’nin önünde yapımı devam eden anıt, 43 metrekare kaide üzerine oturtulan 3 üçgen objeden ve insan figürlerinden oluşuyor. Objeler, parlak rustik mermerle kaplanırken, kaide yüzeyi star galaksi mermeriyle kaplanacak. Kaldırımlar ise mat rustik mermerle döşeniyor. Tasarımda kullanılan malzemeler, kalıcılık ve dayanıklılığı simgeliyor. Anıtın tasarımında kullanılan CNC kesim figürler, atölye ekipleri tarafından detaylı şekilde işlendi. Ayrıca Enerji Müdürlüğü tarafından CNC figürlerinin iç aydınlatma sistemleri ve obje aydınlatmaları yapıldı. Bu aydınlatmalar, anıtın görsel etkisini ve anlamını artırmayı hedefliyor.

 

ANITIN ÖZELLİKLERİ

Anıtın üçgen ve keskin hatlara sahip olması, trajedinin sertliğini ve ani doğasını simgeliyor. Üçgen form, hem deniz kazasını hem de yükselen anıları temsil ediyor. Anıtın, doğal taş kaplamasının yüzey malzemesi kalıcılık ve dayanıklılığı simgeliyor. Aynı zamanda soğuk ve sert yapısı felaketin acı yönünü de hissettiriyor. Altta yer alan insan figürleri, kaybedilen yolcuların anısını canlı tutuyor. Boşluk olarak işlenen figürler, kayıpları ve yokluğu simgeliyor. Anıtın yükseltilmiş platformu ise onun ciddiyetini ve önemini artırıyor. Yuvarlak kaide ise denizi ve sonsuz döngüyü çağrıştırıyor, hayatın devamlılığını vurguluyor.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Marmara Denizi’nde müsilaj alarmı devam ediyor

Marmara Denizi’nde Ekim ayı sonunda başlayan müsilaj, kısa sürede tüm bölgeyi etkisi altına aldı. Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi ve Kuzey Ege’de müsilajın etkisinin sürdüğünü belirterek, çözüm için denize arıtılmadan bırakılan atıkların durdurulması gerektiğini vurguladı.

“Müsilajsız Marmara İçin Atıkların Önüne Geçmeliyiz”

Müsilajın Marmara Denizi’nin yüzeyden 30 metre derinliğe kadar olan kısmını sardığını belirten Prof. Dr. Sarı, Bozcaada, Gökçeada çevreleri ve Saros Körfezi’nde de müsilajın görüldüğünü söyledi. Deniz ekosisteminin korunması için atık yönetimine dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Sarı, “Müsilajsız bir Marmara istiyorsak, denize arıtmadan bıraktığımız atıkları durdurmalı, çalışmayan arıtma tesislerini faaliyete geçirmeli ve sanayi kuruluşlarını sıkı denetlemeliyiz” dedi.

İklim değişikliğinin deniz yüzeyi sıcaklıklarını artırdığını belirten Prof. Dr. Sarı, Marmara Denizi’nin mevcut yapısının değiştirilemeyeceğini, ancak yanlış uygulamaların düzeltilmesiyle müsilajın önüne geçilebileceğini ifade etti. “Marmara Denizi çevresinde yaşayan herkes, kimyasal kullanımını azaltarak bireysel olarak denizin iyileşmesine katkıda bulunabilir” diyen Sarı, deniz ekosisteminin korunması için toplumsal bilinç ve sorumluluk çağrısında bulundu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Son 50 yılda beş kat arttı!

Deniz suyunun normallerin üzerinde ısınmasıyla birlikte, geçtiğimiz ocak ayında Çanakkale’de müsilajın tekrar ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Normalde nisan ayında beklenen bu artış, çok daha önce görüldü. Son dönemde havaların soğumasıyla birlikte, bu artış geçici olarak yavaşlasa da tamamen ortadan kalkmış değil.” dedi.

2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, müsilaj sorununa dikkat çekti.

Müsilaj salgısı stres koşullarında bolca üretiliyor

Müsilaj salgısını okyanus, deniz ve göllerde yaşayan fitoplanktonların, stres koşullarında (besin kıtlığı, kolonizasyon gibi) bolca ürettiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Serbest oksijenin üçte ikisini üreten bu mikroskobik algler, denizlerdeki kirlilikle artan azot ve fosforun yanı sıra uygun sıcaklık koşullarını da bulduğunda inanılmaz bir hızla çoğalır. Bu da sularda tehlikeli mikropların çoğalmasına yol açar. Bu mikro alglerin oluşturduğu müsilaja tutunan mikroplar, dev kütlelere dönüşerek hem denizin üstünde hem de tabanında birikir. Sonuç olarak, deniz canlılarının ölümüne, kötü bir kokuya ve büyük bir çevre felaketine neden olur.” dedi.

Dünyada müsilaj ne durumda? 

Deniz suyunun normallerin üzerinde ısınmasıyla birlikte, geçtiğimiz ocak ayında Çanakkale’de müsilajın tekrar ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Normalde nisan ayında beklenen bu artış, çok daha önce görüldü. Son dönemde havaların soğumasıyla birlikte, bu artış geçici olarak yavaşlasa da tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle kapalı ve durgun sulara sahip denizlerde görülen müsilaj olgusu, dünyada ilk defa 1729’da Adriyatik Denizi’nde kaydedilmiş, ikinci olarak 1860’ta Yeni Zelanda’da gözlemlenmiştir. Sonrasında uzun yıllar boyunca Adriyatik, Tiren, Ligurya, Baltık, Ege ve Alboran denizlerinde, ayrıca Japonya ve Meksika Körfezi’nde de görülmüştür. 1900’lerden itibaren Adriyatik Denizi’nde sıkça rastlanan bu olay, İtalyan hükümetinin sıkı denetimleri sayesinde son on beş yıldır neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.” diye konuştu.

Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele…

Türkiye’de ilk müsilaj vakasının 1992 yılında Erdek Körfezi’nde dalış sporcuları tarafından gözlendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, şöyle devam etti:

“2007-2008 yılları arasında Çanakkale Boğazı’ndan İzmit Körfezi’ne kadar belirgin bir müsilaj oluşumu tespit edildi. 2010-2020 yılları arasında, Marmara Bölgesi’ndeki sanayi, kentsel ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atık sular, denizdeki azot ve fosfor yükünü arttırarak asitleşmeye ve oksijen konsantrasyonunun azalmasına neden oldu. Bu atık suların yüzde 80’i İstanbul’dan, geri kalanı ise sırasıyla Kocaeli, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, Yalova ve Çanakkale’den gelmektedir. Tüm bunlara ek olarak, küresel ısınmadaki artış, deniz suyu sıcaklığını anormal seviyelere yükseltmiş ve müsilaj oluşumunu tetiklemiştir. 2021 yılının ocak ayında başlayan ve yaz aylarına kadar kilometrelerce yayılan müsilaj felaketini hepimiz hatırlıyoruz. Aslında, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarındaki akıntılar sayesinde yüzyıllarca kendini koruyabilen Marmara Denizi, artık bu yükü taşıyamadığını bize defalarca göstermiştir. Özellikle 2021’deki bu felaketten sonra, Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele kapsamında hükümet ve ilgili kurumlar tarafından çeşitli önlemler alınmıştır. Bu önlemler, deniz kirliliğinin azaltılması, atık su arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve ekosistemin korunması gibi alanlara odaklanmıştır.”

Alınan başlıca önlemler neler?

2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, bu önlemleri şöyle sıraladı:

Atık su arıtma tesislerinin geliştirilmesi: Evsel ve endüstriyel atık suların arıtılmadan denize bırakılmasını önlemek için, mevcut tesislerin kapasiteleri arttırılıp yeni ileri biyolojik arıtma tesisleri kurulmuştur.

Denetimlerin artırılması: Deniz araçlarının sintine suyu ve kirli balast sularının kaçak deşarjını önlemek için denetimler sıkılaştırılmış, izleme faaliyetleri uydu ve insansız hava araçları ile desteklenmiştir.

Tarımsal kirliliğin azaltılması: Azot ve fosfor kullanımını kontrol altına almak için farkındalık projeleri ve iyi tarım uygulamaları hayata geçirilmiştir.

Marmara denizi koruma alanları: Bazı bölgeler koruma alanı ilan edilmiş ve balıkçılara ekonomik destek sağlanmıştır.”

2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi!

Bu önlemlerin müsilaj sorununun çözümü için kritik adımlar olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Ancak tüm paydaşların sürdürülebilir çözümler sağlamak için iş birliği yapması ve çevresel farkındalığı artırması esastır. Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Örgütü’nün verilerine göre, 2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi. Ayrıca, Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor. Dolayısıyla kararlı ve hızlı bir şekilde hareket edilmesi geleceğimiz açısından çok önem arz ediyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Profesörden salonda şok eden sözler, “Ben biraz gerçekleri konuşacağım, ne olur üzerinize alının ve bana kızın”

Marmara Belediyeler Birliğinin kuruluşunun 50. yıl etkinliklerinin ilki olan “50 Yıldır Marmara Denizi için Birlikte” programı Bursa Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde Merinos Atatürk Kültür Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Programda konuşan Marmara Denizi Eylem Planı Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Denizde Müsilaj Görmek Ne Demek?” oturumunda “Marmara Denizi ve müsilaj” konulu sunumuyla katılımcıları bilgilendirdi.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi de olan Sarı, mevcut durumun Marmara Denizi açısından çok iyi görünmediğine dikkati çekerek, “Ben biraz gerçekleri konuşacağım, bu esnada ne olur üstünüze alının ve bana kızın” dedi.

Müsilajın, soluduğumuz havanın oksijenin en az yarısını üreten, denizdeki minik bitkiciklerin, biyolojik üretimin ilk basamağı olan bitkisel planktonun kirlilik, su sıcaklığı, durağanlık gibi etkilerin tetiklemesiyle aşırı çoğalması sonucu deniz suyuna salgıladıkları sümüksü, şeffaf, yapışkan bir organik madde olduğunu anlatan Sarı, şu anda Marmara Denizi’nde yüzeyden 30 metre derinliğe kadarki kısımda yoğun görüldüğünü söyledi.

Müsilaj için 100’den fazla neden sayılabileceğini dile getiren Sarı, şöyle konuşu:

“Bu yapışkan madde yüzeye çıkana kadar varlığına kimse inanmaz. Çok az kısmı yüzeye çıkar. Aslında yüzeye çıkanlar da müsilajla ölen mikroorganizma parçacıklarıdır aslında. Gündüz 12 civarında yapılan dalışta diplerde karanlıkta kalıyoruz. Neden? Çünkü müsilaj gelen ışığı kesiyor. Deniz çevresini bozan ne varsa müsilajı oluşturur. Deniz yüzeyinin ortalamadan sıcak olması, denizin durağan olması, fazla besin elementi yani kirliliğin, azot fosforun ortalamadan fazla olması Bu üçü bir araya geldiğinde felaket boyutunda müsilaj otaya çıkar.”

Marmara’da deniz suyu sıcaklığı 10,5 derece

Marmara Denizi’ndeki sıcaklıkların ortalamaların 2,5 derece üzerinde olduğunu vurgulayan sarı, Marmara’da deniz suyu sıcaklığının şu anda 8 civarında olması gerekirken 10,5 derecelere ulaştığını söyledi.

Denizlerin ısınmaya devam ettiğini aktaran Sarı, “2021’den sonra daha hızlı ısınıyor. Deniz şartlarında 40-50 yıllık rekorlar kırılıyor. Birinci şartı kontrol edemiyoruz denizi soğutamıyoruz. İkinci durum olan durağanlığa çare üretemiyoruz. Üçüncüsü kirlilik. Bunu önleyebiliriz” dedi.

1980’li yıllardan bu yana belediye başkanları, partiler, valiler, bürokratlar ve hükümetlerin değiştiğini ancak Marmara Denizi’ne gönderilen atıkların değişmediğini belirten Sarı, şunları kaydetti:

“Sonuç maalesef müsilaj. Marmara Denizi astımlı çocuk gibidir. İki tarafta dar boğazlarla nefes almaya çalışıyor. Işık geçirgenliği düşmüş azot fosfor dengesi bozulmuş bir Marmara Denizi’miz var. Evsel atıklarda ileri biyolojik arıtmadan geçirilen oran yüzde 51,7. Bandırma’nın arıtma tesisi yok pompalama tesisi var. Marmara Denizi’ne bu tesisle derin deşarj yapılıyor. Denize kıyısı olan belediyelerin birbirinden farkı yok, atıkları pompalarla basıyorlar. Sanıyorlar ki akıntıyla Karadeniz’e gidiyor. Akıntı körfezlere uğramıyor. Durağanlık bu işte. Gönderdiğiniz atıklar Marmara’da kalıyor.”

Saros Körfezi’ni bile sardı

Sarı, 2021’deki eylem planı içinde yer alan en önemli madde olan atık yükünün azaltılması konusunda ciddi bir ilerleme kaydedilemediğini vurgulayarak, “2021’deki eylem planı uygulayabilseydik bugün müsilajla karşılaşmayacaktık. Kuzey Ege’nin akvaryumu Saros Körfezi’ni bile sardı müsilaj.” diye konuştu.

Müsilaj nedeniyle deniz çayırlarının, mercanların ve diğer canlıların öldüğünü belirten Sarı, “Midye çiftlikleri var. Yüzde 30 civarında kayıp yaşanıyor. Deniz suyunu filtre eden midyelerde de ciddi kayıplar var. Turizm etkileniyor. Kimse müsilajla kaplı yere gelmeyecek. Nisandan itibaren müsilaj yüzeye çıkacak. Balıkçılık zarar görüyor. Balıkçı tekneleri çalışamaz duruma geldi. Küçük balıkçılar gerçekten perişan” ifadesini kullandı.

Sarı, Marmara’nın kirlilik yükünün azaltılması gerektiğine dikkati çekerek, “Çırçır balığının müsilaja rağmen denizden umudu var bizim niye olmasın. Geç kalmadan harekete geçmeliyiz. Yapılması gerekenler belli. Marmara Denizi’ni bu kötü durumundan kurtarmalıyız” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Çanakkale’de müsilaj sebebiyle bir aydır denize ağ atamıyorlar

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/canakkalede-musilaj-sebebiyle-bir-aydir-denize-ag-atamiyorlar-0-BrzlFz9y.mp4
Çanakkale’de müsilaj sebebiyle balıkçılar bir aydır denize ağ atamıyorlar.

Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilajın balıkçılık faaliyetlerini etkilediğini belirterek, “Şu anda Marmara Denizi’nde, Çanakkale kıyılarında Bozcaada‘ya kadar, Gökçeada kıyıları, Saros Körfezi’ne kadar müsilajdan etkilenmiş durumda ve balıkçılar ağlarını denize indiremiyor” dedi. Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın balıklara herhangi bir zehir etkisi bulunmadığını da belirtti.

Bilim insanlarının uzun süredir uyardığı deniz kirliliği ve buna bağlı olarak oluşan müsilaj, özellikle Marmara Denizi’nde ciddi ekolojik zararlara neden olmuştu. Arıtma sularının denize deşarjı ve deniz ulaşımı sağlayan taşıtların oluşturduğu kirlilik, zamanla deniz ekosistemini tehdit eden bir hastalığa dönüştü. 2020 yılında müsilaj, deniz tabanından su yüzeyine çıkarak görünür hale geldi ve bu durum turizm ile balıkçılık sektörlerini olumsuz etkiledi. Çanakkale Boğazı’nda 2020 yılında Marmara Denizi’ni etkisi altına alarak büyük bir çevre sorununa yol açan müsilaj 5 yıl sonra Çanakkale Boğazı ve Çanakkale kıyılarını kaplamaya başladı. Tekrar görülmeye başlayan müsilajın artış göstermesi endişeye yol açtı. Çanakkale’de hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle de müsilaj etkisini arttırdı. Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilaj çevresel etkinin yanı sıra denizde balıkçılığı da etkiledi. Balıkçılar Çanakkale bölgesinde 1 aydır denize ağ atamıyor.

ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın Kasım’dan sonra Aralık ayı gibi Marmara Denizini sarmaya başladığını söyledi. İlk Erdek Körfezi’nden başladığını bildiklerini belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Şu anda bütün Marmara Denizi’ni maalesef kapladı. Yine Yalova’daki kendi öğrencim var dalış yapan o bölgede bir çalışması var, müsilajın bana geçen hafta suyun üzerine itibaren 25 metreye kadar yani 25 metre bir kalınlık oluşturduğunu söyledi. 25 metrenin altında da herhangi bir çökme olmadığını ama 25 metreye kadar şiddetli bir şekilde olduğunu söyledi. Buda ne demek biz de 2020’de girdiğimizde de aynı şeyleri gördüğümüze göre yani 2021 yılında yaşadığımızın benzeri şiddette bir müsilaj olayı var. Bu durum tabii ki bizi çok aşırı derecede özellikle balıkçılar etkiledi. Bu işin en büyük mağduru da kendisi balıkçılar oldu. Şu anda Marmara Denizi’nde, Çanakkale kıyılarında Bozcaada‘ya kadar, Gökçeada kıyıları, Saros Körfezi’ne kadar müsilajdan etkilenmiş durumda ve balıkçılar ağlarını denize indiremiyor. Tahminen 1 Temmuz ile 15 Temmuz arasında müsilajın denizde bakteriler tarafından parçalanarak yok edileceğini düşünüyorum. Suların sıcaklığına göre tabi bu değişecektir” dedi.

Çanakkale’de müsilaj nedeniyle balıkçılık ağlarını denize bırakamadıklarını da kaydeden Ayaz, sözlerine şöyle devam etti:

“Balıkçılık olarak düşündüğümüzde yaklaşık bir aydır Çanakkale bölgesi için biz ağlarımızı denize atamıyoruz. Daha öncesinde de gırgır teknelerinin Marmara Denizi’nde çalışamadığını ve erken paydos ettiklerini biliyoruz. Bazı tekneler bölgemize geldi. Bozcaada‘dan daha aşağı da Babakale, Gürpınar ve Edremit Körfezi bölgesinde çalıştıklarını biliyoruz. Ama çoğu gırgır teknesi şu an paydosu çekti. Ağlarımızın gözlerini kapadığı için balık yakalamıyoruz. Maalesef dip balıkları için demiyorum ama pelajik balıklar kendilerine müsilajın zarar vermeyeceği şekilde uzaklaşıyor, ortamdan kaçıyor. Yani kendine zarar verecek seviyeye geldiğinde ortamda kalmıyor bu da bölgede balık miktarının müsilaj onu önüne katarak götürüyor ve azalmasına sebep oluyor. Dip balıklarında herhangi bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum şu anda ama pelajik balıklar da hissedilir bir azalma olduğunu biz de tahmin edebiliyoruz. Müsilajın balıklara herhangi bir zehir etkisi bulunmadığını söyleyebilirim. Balıklarda bir zehirleyici etkisi onun maalesef yok ama tabii ki insanlarda korkuyor bazı noktalardan, bunları çok dikkatli şey yapmak gerekiyor. Zaten Tarım ve Orman Bakanlığı da bu konuda balıklardan örnek alıp herhangi bir sıkıntı var mı, yok mu sürekli testler yapıyor. Bir sıkıntı olsa zaten Tarım ve Orman Bakanlığında bunu Balıkçılık Su Ürünleri Genel Müdürlüğü halka duyurur. Müsilajın en büyük mağduriyetini balıkçılar yaşamıştır. Erken paydos ettiler. Küçük kıyı balıkçıları da zaten kıyıda çalışmaları mümkün değil, ağların gözleri anında doluyor ve balık yakalayamaz hale geliyor. Şu anda oltadan başka bölgede balık avlamamız mümkün olmuyor.”

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Prof. Dr. Naci Görür: “Çanakkale’de bu fayların her biri 7 ve üzerinde deprem üretebilir”

Jeolog ve Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Çanakkale’nin çürük zeminde oturduğunu, Kuzey Anadolu Fayı’nın her iki kolu tarafından çevrelendiğini belirterek, “Bu fayların her biri de 7 ve üzerinde deprem üretebilir” dedi.

Ege’deki depremleri de değerlendiren Görür, “Bu Ege’de gördüğümüz deprem fırtınası nedeni Afrika levhasının, Anadolu, Ege levhasının altına dalması, üsteki Anadolu levhasının gerilmesi ve lavların deniz tabanına çıkması. Bu çok evrilir ve gelişirse Anadolu’yu rahatsız edebilir” dedi.

Çanakkale’de, ‘Çanakkale’nin Depremselliği ve Deprem Dirençli Çanakkale’ konulu konferans düzenlendi. Konferansa, Vali Ömer Toraman, Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemiri ilçe Kaymakamları ve Belediye Başkanları, STK temsilcileri vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.

Konferansta konuşan Prof. Dr. Naci Görür, “Türkiye’de maalesef kentlerin deprem dirençli nasıl yapılabilir, deprem dirençli kent nasıl olunurun tam olarak bilinmediğini” söyledi. Çanakkale’nin dirençli bir kent olmadığını belirten Prof. Dr. Naci Görür, “Çanakkale depreme dirençli bir kent değil. Depreme dirençli bir kent olmak için çalışmalar sürebilir, sürmekte, ama henüz daha deprem bakımından dirençli bir Çanakkale diyemeyiz” dedi.

Çanakkale’nin kuzeyinde ve güneyinde dağlık sağlam alanların olduğunu işaret eden Prof. Dr. Görür, sözlerine şöyle devam etti:

“Çanakkale’nin bulunduğu yer, dağlık kesimini arası tamamen çürük zeminden meydana gelmiş. Alüvyondan, tersiyer yaşlı çökellerden meydana gelmiş suyu bol, projitesi, permeabilitesi bol bir alan. Haliyle topografya uygun olduğu için bütün kentleşme de bu bölgede dağlardan inen alüvyon yelpazelerin önüne kentlerinizi, şehirlerini kurmuşsunuz. Dolayısıyla burada oturuyorsunuz. Ben negatif bir şey söylemek istemiyorum. Ama Çanakkale’nin zemini çürük. Hiç kendinizi aldatmayın. Çanakkale’nin sağlam olan yeri kuzeyinde ve güneyinde dağlık alanlar, daha yaşlı kayaların olduğu yer.”

Çanakkale’nin kuzeyinde faylı kesimler olduğunu slayt eşliğinde harita üzerinde gösteren Görür, “Bunlar Kuzey Kolu Saroz Körfezi’nin içinden geçer. Güney Kolu bu yarımadadan gelip, Edremit Körfezine doğru giden Kuzey Anadolu Fayı’nın Güney Koludur. Dolayısıyla siz Kuzey Anadolu Fayı’nın her iki kolu tarafından çevrelenmişsiniz. Kuzey, Kuzey Anadolu Fayının Kuzey Kolu. Güney, Kuzey Anadolu Fayının Güney Kolu. İkisi de aktif. Güney Kol daha yavaş, daha az uzun zamanda enerji biriktiren bir kol. Kuzey Anadolu Fayında da zaten deprem bekliyoruz Marmara Bölgesinde. Siz bu iki kolun ortasında üstelik çürük zeminde oturuyorsunuz. Bu fayların her biri de 7 ve üzerinde deprem üretebilir” diye konuştu.

Güney Ege’de her yarım saatte bir depremler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Naci Görür, “Çoğunlukla 4 büyülüğünde depremler oluyor. Zaman zaman da 5’in üzerine çıkıyor. En son en büyük 5.3 büyüklüğünde deprem oldu. Bunun sebebi bizim ülkemizin etrafındaki levha hareketlerine bağlı. İşin esası levha hareketlerine bağlı. Depremler levha hareketlerine bağlı oluşur. Bu Ege’de gördüğümüz deprem fırtınası nedeni Afrika levhasının, Anadolu, Ege levhasının altına dalması, üsteki Anadolu levhasının gerilmesi ve lavların deniz tabanına çıkması. Bu çok evrilir ve gelişirse Anadolu’yu rahatsız edebilir. Ben öyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Belirli bir zaman sonra, Çünkü bu tür deprem fırtınaları oldu. Belli bir süre devam edip ondan sonra duruyor. Ege’de yaşanan depremlerin de öyle olacağını düşünüyorum. Çok büyük bir depremlere neden olursa bizim kıyılarımızda, kıyıya yakın yerlerde çok çürük bina yıkılmalarına, tsunamiye neden olur. Aksi halde pek bir sorun olacağını düşünmüyorum. AFAD, hükümetimiz de gerekli önlemleri almış. Oradaki belediye başkanları tsunami olabilecek yerleri belirlemişler, halkı uyarmışlar. Tedbirler alınmış. Herhangi bir volkan düşünün indifa etti. Kilometrelerce gökyüzüne çıkıyor, çıkardığı küller ve lavlar etrafa yayılıyor. Bazen atmosferde güneşin ışığını kapatıyor. O kadar yoğun oluyor. O zaman bu toz bulutunun kimyasal özelliklerini düşünürsen insan için çok zararlı. Solunum yolları yönüyle insanların salığını etkiliyor. Ben öyle bir indifanın olacağını düşünmüyorum. Öyle bir volkanın harekete geçtiğinin belirtileri yok. Volkan yeryüzüne kadar çıkıp fışkıracaksa belirli bir süreç içerisinde bu hareketi belli ediyor. Yapılan araştırmalarla bir volkan ne zaman patlayacak, neleri sürükleyecek önceden araştırıyorlar. Böyle bir belirti yok. Deniz altında olan depremler söz konusu. Bir volkan hareketi yok. Yeryüzünde bir volkan faaliyeti yok. Onu öyle spekülatif söylüyor” şeklinde konuştu.

Depremlerin deniz çekilmesiyle hiç ilgisi olmadığını kaydeden Görür, “Çünkü deniz çekilmesi depremde tsunaminin geleceği zaman olur. Yani önce deprem olur. Deprem olduğu zaman sallanır, yıkılır. Bu arada da tsunami olabilir diye uyarı verilir. Deniz seviyesi deprem olduktan sonra çekilir, uyarı gelir ondan sonra deniz seviyesi yükselmeye başlar. Şimdi bir deprem yok. Deniz çekilmiş. Depreme bağlı olarak bir çekilme yok ki tsunamiden şüphelenelim. Bugün ki deniz çekilmesi tamamen klimatolojik nedenlerle yaşanıyor. Atmosferdeki olaylar nedeniyledir. Bazı yerlerde özellikle rüzgar, fırtına, yüksek basınç, alçak basın alanları, sıcaklık, soğukluk yani atmosferik olaylar denizlerin zaman zaman böyle çekilmesine, yükselmesine neden olur. Bunun tektonik hareketlerle bir ilgisi yok” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

(Özel) Ege Denizi’nde düzensiz göçmen faaliyetleriyle mücadele devam ediyor

Sahil Güvenlik Komutanlığı, Ege Denizi’nde yaşanan düzensiz göçmen faaliyetleriyle ilgili çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Komutanlık, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu ve diğer ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığıyla mücadele görevlerini yerine getiriyor.

Düzensiz göçle mücadelede 2015 yılında başlatılan “Ege’de Umut Harekâtı” ve “Akdeniz’de Güven Harekâtı” isimli operasyonlar kapsamında kesintisiz görev yapılıyor. Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile gerçekleştirilen müşterek operasyonlarla göçmenler denize çıkmadan yakalanıyor. Ayvalık Sahil Güvenlik Karakol Komutanı SG Binbaşı Onur Şen, “Sahil Güvenlik Komutanlığı; 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Sahil Güvenlik Komutanlığı Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği çerçevesinde kendisine verilen düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığı ile mücadele görevlerini yerine getirmektedir. Son yıllarda küresel bir sorun haline gelen düzensiz göçle mücadele, Komutanlığımızın zaman mefhumu gözetmeksizin büyük ölçüde gayret sarf ettiği görevlerinden yalnızca bir tanesidir. Ege Denizi; göçe hedef olan Ege adalarının yakın mesafede olması, kıyı şeridinin girintili çıkıntılı yapısının deniz alanlarının kontrol altında tutulmasını zorlaştırması, yılın büyük bir bölümünde deniz şartlarının sakin seyretmesi ve yoğun turizm amaçlı tekne trafiğinin bulunması nedenleriyle düzensiz göç hareketlerine elverişli özelliklere sahiptir. Sahil Güvenlik Komutanlığı, düzensiz göçle mücadeleye yönelik olarak 2015 yılında başlatılan ve halen sürdürülen Ege’de Umut Harekâtı ve Akdeniz’de Güven Harekâtı isimli iki büyük operasyon kapsamında, denizlerimizde kesintisiz bir şekilde görev yapmaktadır. Ayrıca, mülki makamlar koordinesinde genel kolluk kuvvetleri arasında kurulan koordinasyon ve iş birliği neticesinde, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile gerçekleştirilen müşterek operasyonlarla düzensiz göçmenler ve göçmen kaçakçıları denize çıkmadan da yakalanmaktadır” dedi.

Yakalanan göçmenlerin insani ihtiyaçlarının karşılandığını ve İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edildiğini ifade eden SG Binbaşı Şen, “Yakalanan düzensiz göçmenler hassas gruplara (engelli, yaşlı ve çocuk gibi) göre ayrılarak kendileri için hazırlanan mahallere alınmakta ve temel ihtiyaçlarının giderilmesi maksadıyla kendilerine yiyecek, giyecek ve battaniye gibi çeşitli yardım malzemeleri dağıtılarak insani ihtiyaçları süratle giderilmektedir. Müteakiben detaylı sağlık muayeneleri yapılmakta ve idari işlemlerinin tamamlanmasının ardından İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edilen düzensiz göçmenlerin işlemleri burada sonuçlandırılmaktadır” diye konuştu.

2024 yılında Ege Denizi’nde 62 bin 424 düzensiz göçmen kurtarıldı

2024 yılı içerisinde Ege Denizi’nde 2 bin 325 düzensiz göç olayı meydana gelmiş olup bu olaylarda 62 bin 424 düzensiz göçmen kurtarıldı ve 765 göçmen kaçakçısı yakalandı.

Ayvalık’ta 4 bin 556 düzensiz göçmen kurtarıldı

Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı sorumluluk sahasında bulunan Ayvalık/Balıkesir bölgesinde 2024 yılında gerçekleşen 161 olayda 4 bin 556 düzensiz göçmen yakalandı. 21 organizatör yakalandığını da belirten Binbaşı Şen, “2024 yılı içerisinde Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı sorumluluk sahasında bulunan Ayvalık ilçesi Balıkesir bölgesinde gerçekleşen 161 olayda 4 bin 556 düzensiz göçmen yakalanmış veya kurtarılmış. Olaylar ile bağlantısı olduğu tespit edilen 21 organizatör yakalanmıştır” dedi.

Düzensiz göçle mücadelede gelişmiş teknoloji kullanılıyor

Ayvalık ve Edremit Körfezi’nde, gelişmiş radarlar ve elektro optik sistemlerle donatılmış yüzer unsurlar, uçar unsurlar, İnsansız Hava Araçları ve Mobil Radarlar aktif olarak kullanıldığına değinen Ayvalık Sahil Güvenlik Karakol Komutanı SG Binbaşı Onur Şen, “2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu gereğince; Sahil Güvenlik Komutanlığı Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sahillerinde, iç suları olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerinde, kara sularında, münhasır ekonomik bölgesi ile ulusal ve uluslararası hukuk kuralları uyarınca egemenlik ve denetimi altında bulunan deniz alanlarında, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle kendisine tevdi edilen görevleri uygulamak ve yetkileri kullanmak üzere görevlendirilmiştir. Komutanlığımız tarafından sınır güvenliğinin korunmasına yönelik olarak 7 gün 24 saat esasına göre görev icra edilmektedir. Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı sorumluluk sahası içerisinde yer alan Ayvalık ve Edremit Körfezinde gelişmiş radarlar ve elektro optik sistemlerle donatılmış yüzer unsurlar, uçar unsurlar, İnsansız Hava Araçları ve Mobil Radarlar ile birlikte karada mevcut elektro optik sistemler düzensiz göçle mücadelede aktif olarak kullanılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Müsilaj, deniz çayırı ve pinaları olumsuz etkiliyor

Marmara Denizi’ndeki müsilaj kabusu her geçen gün artıyor. Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar Marmara Denizi’ni kaplayan müsilajın bir taraftan dibe çökerek pinalar ve süngerler gibi canlılarla birlikte deniz çayırlarını da etkilediği diğer yandan da yüzeye çıkmaya başladığı bildirildi.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, müsilajın yüzeye çıkmaya başladığını, bir yandan dibe çökerek deniz çayırlarını, süngerleri ve pinaları etkilediğini belirtti. Marmara Denizi’ni adeta örümcek ağı gibi saran müsilajın, ekim ayı sonunda Erdek Körfezi’nde başladığını ve 45 gün içinde İzmit Körfezi’ne ulaştığını vurgulayan Sarı, “Yüzeyden itibaren 30 metre derinliğe kadar tüm Marmara’yı kaplayan müsilaj, deniz ekosistemine ciddi zararlar veriyor.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Mustafa Sarı: “Üzerleri müsilajla battaniye gibi örtülmeye başlanan canlılar nefes almakta ve beslenmekte zorluk yaşıyor. Müsilajla kaplanan deniz çayırları fotosentez yapamadıkları için tehlike altında. 2021 yılında yaşanan müsilaj esnasında kıyıdan 30 metre derinliğe kadar Marmara Denizi kıyısal alanındaki bütün sünger toplulukları ölmüştür. Eğer acilen tedbir alınmazsa 1 saatte 6 litre deniz suyunu filtre eden pinalar, 1 metrekaresi günlük 10 litreden fazla oksijen üreten deniz çayırları, dipte sabit yaşayan süngerler, mercanlar ve daha sayamadığımız yüzlerce canlı tehdit altındadır. Bir şekilde yapılmış ama çalışmayan atık arıtma tesisleri bir an önce çalıştırılmalıdır. Belediyeler, ön arıtmadan sonra atıkları derin deşarjla denize boca etmeyi acilen durdurmalıdır. Denizin kirlilik yükünü azaltmak için akarsuların zehir kanalına dönüşmesine neden olan sanayi atıkları denetimle engellenmelidir. Mevcut şartlar değişmediği sürece müsilajın daha sık ve yoğun bir şekilde ortaya çıkacağı ön görülmektedir. Bu durumda şimdiden müsilajdan etkilenecek sektörler için zararları telafi edici bir sistem oluşturulması zorunludur.” dedi.

Kategoriler
EKONOMİ Tüm Ekonomi Haberleri

Anadolu Grubu’nun tekne markası Aiata, Boot Düsseldorf’ta dünya prömiyerini gerçekleştirdi

ANADOLU GRUBU, ‘Anadolu’yu dünyaya, dünyayı Anadolu’ya bağlayan yıldız olma’ vizyonuyla, 20 ülkede, 90’dan fazla üretim tesisi, 6 Ar-Ge merkezi ve 100 bin’i aşkın çalışanıyla sekiz sektörde faaliyet gösteren çok güçlü bir yapıya sahip. Honda Marine ürünlerinin distribütörlüğüyle uzun yıllardır marin sektöründe yer alan Anadolu Motor, detaylı araştırma ve fizibilite çalışmaları sonucunda Aiata markasıyla tekne sektörüne güçlü bir giriş yaptı. Aiata’nın dünya prömiyeri bu yıl, 18-26 Ocak tarihleri arasında düzenlenen, denizcilik sektörünün en prestijli fuarı Boot Düsseldorf’ta yapıldı. Dünyanın pek çok yerinden fuara gelen ziyaretçiler, Aiata’nın ilk modeli Wayfinder 38’i yakından görme fırsatı buldular.

En son teknoloji ile tekne üretimi

Aiata tekneleri, İstanbul’da Çayırova Sanayi Bölgesi’nde bulunan 20.000 metrekarelik son teknoloji ile donatımış Anadolu Motor fabrikasında üretiliyor. Yılda 250 adede kadar tekne üretim kapasitesine sahip olan fabrikada, robotik teknolojiler ve modern teknikler kullanılıyor. Aiata’nın büyük ilgi toplayan ilk modeli Wayfinder 38’in tasarımındaysa dünyanın önde gelen ödüllü tasarımcılarından Jarkko Jämsen ile çalışılarak, hem global trendleri hem de tüketici ihtiyaçlarını merkeze koyan bir anlayışla ilerlendi. 

Boot Düsseldorf’ta gerçekleştirilen lansman etkinliğinde konuşma yapan Anadolu Motor Genel Müdürü Yutkun Tok; “Aiata’yı, Türkiye’nin zengin denizcilik mirası ve en son teknolojik çözümleri birleştirerek kurgularken, modern denizciliği yeniden tanımlama hedefiyle yola çıktık. Denizcilik bizim için sadece yeni bir girişim değil; geleneğimizin, deneyimimizin ve teknolojik uzmanlığımızın doğal bir evrimi. İlk modelimiz Wayfinder 38’in lansmanını ve markamızın dünya prömiyerini düzenlediğimiz 2025 Boot Düsseldorf’ta, dünyanın pek çok yerinden gelen ziyaretçilerin büyük ilgisiyle karşılaşmak bizleri gururlandırdı. Çok başarılı geçirdiğimiz fuarda misafirler, performans, konfor ve modüler tasarımı bir araya getirerek fark yaratan Wayfinder 38’i yakından görme fırsatı buldular. Wayfinder 38’in benzersiz tasarım özellikleri ve geniş donanım seçenekleriyle, her türlü kullanıcı ihtiyacını karşılamayı hedefliyoruz. 2026 yılına kadar portföyümüzü 45-50 fit kategorisindeki yeni bir modelle genişletmeyi ve daha da geniş bir müşteri yelpazesine hitap etmeyi planlıyoruz; bu konudaki çalışmalarımız süratle devam ediyor. Bu tekneler de yine Aiata’nın yüksek kalite, benzersiz tasarım ve profesyonel üretim anlayışını yansıtacak” dedi.

Denizciliğe yeni bir bakış getiriyor

Aiata’nın ilk modeli Wayfinder 38, 11.57 metre uzunluğundaki walkaround tasarımı ile deniz severlere çok yönlülük, konfor ve modülerlik sunan yenilikçi bir dıştan takma motorlu tekne. İleri teknoloji ile üretilen bu model, estetik ve fonksiyonel tasarımı birleştirerek, kullanıcılarına benzersiz bir deniz deneyimi yaşatmayı amaçlıyor. Wayfinder 38, optimize edilmiş “step hull” tasarımı ile eşsiz deniz performansı ve konforlu bir sürüş keyfi sağlarken, 300-425 hp aralığındaki farklı motor seçenekleri ve kişiselleştirilebilir konfigürasyonlarla kullanıcılarına geniş bir yelpaze sunuyor. Açık ve kapalı güverte tasarımları arasında kolayca geçiş yapılmasına olanak tanıyan, kullanıcıların tercihlerini karşılayacak şekilde kişiselleştirilebilen modüler tasarımıyla Wayfinder 38, kategorisindeki diğer teknelerden benzersiz biçimde ayrışıyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version