Gölcük Anıtpark’ta depreme karşı dayanıklı binalar konusunda bilinci arttırmak amacıyla açılan resim sergisi vatandaşlardan ilgi gördü.
Gölcük Belediyesi; toplumun deprem duyarlılığını arttırmak hedefiyle Anıtpark’ta anlamlı bir etkinliğe imza attı. 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında düzenlenen “Depreme Duyarlılık Sergisi” yoğun katılımla ziyaretçilerine açıldı. Gölcük Belediyesi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi ve Gölcük Kent Konseyi iş birliğinde düzenlenen sergide, ziyaretçiler güvenli binalar konusunda bilgiler edindiler.
SERGİ YOĞUN KATILIMLA AÇILDI
Serginin açılışına Gölcük Kaymakamı Müfit Gültekin, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, Gölcük Kent Konseyi Başkanı Fatih Bayram, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Ali Akgün, siyasi parti temsilcileri, STK’lar, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Açılan sergide depremde hasar gören binaların yer aldığı resimler üzerinden, inşaat tekniklerinde yapılan hataların deprem anında yol açtığı sonuçlar sergilendi.
GÖLCÜK DEPREME DAYANIKLI BİNALARLA YENİLENİYOR
Serginin açılışında konuşan Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, “17 Ağustos 1999’ta meydana gelen depremde Gölcük depremin ne demek olduğunu öğrendi. Türkiye’de aslında depremin nasıl bir yıkıcı etkiye sahip olduğunu öğrenmiş oldu. Depreme dayanıklı binalar oluşturma hedefiyle çarşı merkezde devam eden bir kentsel dönüşüm çalışması var. Okullarımız, devlet hastanemiz, kaymakamlık binamız bu çalışmaların ürünü olarak yeniden yapıldı. Sadece Gölcük’e münhasır değil Kocaeli’nin tamamında depreme hazırlık anlamında önemli bir faaliyet var” dedi.
SERGİ HAKKINDA BİLGİLER ALDILAR
Konuşmaların ardından Başkan Sezer ve beraberindekiler sergiyi gezerek TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Akgün’den bilgiler aldılar.
Büyükşehir, 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında Başiskele Aydınkent İlk ve Ortaokulu’nda kapsamlı bir deprem tatbikatı gerçekleştirdi. Deprem öncesinde, deprem anında ve sonrasında neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirilen öğrenciler, afetlere karşı bilinçli olmanın önemini kavradı.
TAHLİYE PLANLARI GÖZDEN GEÇİRİLDİ
Büyükşehir İmar ve Şehircilik Dairesi Zemin Deprem İnceleme Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen tatbikat öncesinde, okula ait deprem tahliye planları gözden geçirilerek gerekli düzenlemeler yapıldı. Ardından öğrencilere deprem öncesinde, deprem anında ve sonrasında neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirme eğitimi verildi. Öğretmenler de tahliye süreci hakkında bilgilendirildikten sonra tatbikat başlatıldı.
ÇÖK-KAPAN-TUTUN HAREKETİ UYGULANDI
Senaryoya göre, 1 Mart günü saat 10.30’da İstanbul merkezli bir deprem meydana geldi. Deprem anında öğrenciler, öğretmenler ve okul personeli, “Çök-Kapan-Tutun” hareketini uyguladı. Sarsıntının geçmesiyle birlikte bina tahliye edilerek öğrenciler, öğretmenlerin yönlendirmesiyle bahçedeki toplanma alanına sınıf düzeninde sıralandı.
SENARYO GEREĞİ BİR ÖĞRENCİ MAHSUR KALDI
Tatbikat kapsamında, deprem sırasında yaralanan bir öğrenci senaryo gereği sınıfta mahsur kaldı. Olay yeri yönetim merkezi kurularak tahliye süreci devam ettirildi. Haberleşme, hasar tespit, arama-kurtarma, ilk yardım, yangın söndürme, toplanma alanı ve öğrenci teslim ekipleri görevlerini yerine getirdi. Arama-kurtarma ve ilk yardım ekipleri, yaralı öğrenciyi güvenli bir alana taşıyarak ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. Hasar tespit ekibinin incelemesi sonucunda okulda herhangi bir yapısal hasar olmadığı belirlendi.
GERÇEKÇİ SENARYO EŞLİĞİNDE
Tatbikatın sonunda, güvenlik önlemleri kapsamında okul giriş ve çıkışları kontrol altına alındı. Acil durum toplanma alanında öğrenci sayımı yapıldı ve öğrenciler, velilere teslim edilirken ilgili formlar imzalatıldı. Gerçekçi senaryolar eşliğinde gerçekleştirilen tatbikat, öğrencilerin ve öğretmenlerin afet anında nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda bilinçlenmesine katkı sağladı. Büyükşehir yetkilileri, benzer tatbikatların farklı okullarda da gerçekleştirileceğini belirtti.
Türkiye’de depreme karşı dayanıklı binalar konusunda bilinci arttırmak amacıyla 6 Mart Perşembe günü Gölcük Anıtpark’ta “Depreme Duyarlılık Sergisi” açılacak.
Gölcük Belediyesi; toplumun deprem duyarlılığını arttırmak hedefiyle anlamlı bir etkinliğe imza atacak. Deprem Haftası kapsamında düzenlenecek etkinlik kapsamında Gölcük Belediyesi tarafından; 6 Mart Perşembe günü saat 14.30’da, Anıtpark’ta, “Depreme Duyarlılık Sergisi” açılacak. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi ve Gölcük Kent Konseyi iş birliğinde düzenlenecek olan sergide, ziyaretçilere güvenli binalar konusunda bilgiler verilecek.
Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, “Depreme dayanıklı Türkiye için bilinçlen” sloganı ile düzenlenecek olan sergiye tüm hemşehrilerini davet etti.
Darıca’da Deprem Haftası dolayısıyla öğrencilere farkındalık eğitimi verildi. Etkinlikte konuşan Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, deprem başta olmak üzere muhtemel her türlü afete karşı ilçeyi hazır hale getirmeye yönelik önemli adımlar attıklarını söyledi.
Darıca Belediyesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Daire Başkanlığı ile birlikte 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla Kocaeli Üniversitesi öğretim görevlilerinin katılımıyla gönüllülerden oluşan ve lisede eğitim gören sivil savunma kulüpleri üyesi öğrencilere yönelik deprem farkındalık semineri düzenledi. Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık da seminere katılarak ilçede afetlere karşı yapılan hazırlıklar hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Muzaffer Bıyık, deprem başta olmak üzere muhtemel her türlü afete karşı ilçeyi hazır hale getirmeye yönelik önemli adımlar attıklarını ifade ederek, “Darıca’mızın da içinde olduğu bölgemiz bildiğiniz gibi bir deprem bölgesi. Biz de Darıca Belediyesi olarak deprem başta olmak üzere ilçemizi her türlü muhtemel afetlere karşı hazır hale getirmek içim gerekli adımları atıyoruz. Afet İşleri Müdürlüğümüzü kurarak bu konuda özel bir müdürlük kurduk. Muhtemel afetlerde hizmet verebilmesi için aşevimizin kapasitesini artırdık. Darıca arama kurtarma birimimizi de oluşturarak eğitimlere başladık. Mahalle gönüllüleri oluşturarak eğitimleri devam ettiriyoruz. Seminerlerle birlikte tatbikatlar da yaparak ilçemizi deprem başta olmak üzere muhtemel her türlü afete karşı hazır hale getirmek istiyoruz. Kentsel dönüşüm çalışmalarına önem veriyoruz ve bu konuda örnek projeler geliştiriyoruz. Afet Koordinasyon Merkezi ile birlikte toplanma alanları gibi çalışmalarımız da devam ediyor” dedi.
https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/uzmanindan-sanayi-tesisleri-icin-onemli-uyari-0-YgNvVZRD.mp4 Kocaeli’nin aktif deprem hattı üzerinde bulunması nedeniyle uyarılarda bulunan Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özkan Coruk, sanayi tesislerinin inşasında zemin etütlerinin titizlikle yapılması gerektiğini ifade etti. Coruk, bu tesislerinin yanlış konumlandırılması ve bilinçsiz kazılar nedeniyle ciddi risklerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.
Kocaeli, jeopolitik konumu sebebiyle sanayi tesislerinin yoğun olarak bulunduğu kritik kentlerden biri. Özellikle İzmit Ovası gibi aktif deprem bölgelerinde, sanayi tesislerinin inşasında zemin- yapı etkileşimi büyük önem taşıyor. Yanlış kazılar ve zemin etüdü yapılmadan gerçekleştirilen projeler, ciddi riskler de barındırabiliyor.
Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özkan Coruk, sanayi tesislerinin yanlış konumlandırılması ve bilinçsiz kazılar nedeniyle ciddi risklerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekerek, uyarılarda bulundu.
“Sanayi tesisleri kontrollü şekilde inşa edilmeli”
Plansız sanayileşmenin hem çevreye hem de zemin etüdüne zarar verdiğini belirten Doç. Dr. Özkan Coruk, “Kocaeli bölgesi, sanayi tesisleri açısından yoğun bir bölgedir. Bu yoğunluk, yapılaşma ve yerleşimi dolaylı olarak etkileyen bir faktördür. Sanayi tesisleri kontrollü şekilde inşa edilmeli ve işletilmesi sağlanmalı, ayrıca yeni sanayi tesislerinin devreye girişi kontrol altına alınmalıdır. Bu yoğunluğu durdurmak için stratejik konumu önemli olan sanayi tesisleri dışında yeni tesislerin yapımına izin verilmemeli ya da çevreye ve zemine uyumlu şekilde kontrollü inşa edilmelidir” dedi.
“İzmit Ovası, depremin en şiddetli hissedileceği bölgelerden biridir”
Kocaeli’nin aktif bir deprem hattı üzerinde bulunduğunu hatırlatan Coruk, “Kocaeli bölgesi, özellikle İzmit Ovası, aktif bir deprem hattı üzerindedir ve depremin en şiddetli hissedileceği bölgelerden biridir. Bu nedenle, deprem zonunun etkileri mutlaka göz önünde bulundurularak sanayi tesisleri inşa edilmelidir” diye konuştu.
“Sanayi tesislerinin olumsuz etkileri doğrudan depreme neden olmaz”
Sanayi tesislerinin depremi doğrudan tetiklemediği bilgisini de veren Doç. Dr. Coruk, “Sanayi tesislerinin olumsuz etkileri doğrudan depreme neden olmaz ancak zemin veya kaya ortamı doğru tanımlanmadığında ve kontrolsüz kazılar yapıldığında, toprak kayması, heyelan gibi olumsuz durumlarla karşılaşılabilir. Bu durum, binalarda veya tesislerde deformasyonlara, eğilmelere ve çeşitli yapı kusurlarına yol açar” şeklinde konuştu.
“Normal şartlarda stabil görünen yapılar deprem sırasında ciddi hasar alabilir”
Doç. Dr. Özkan Coruk, zemin etüdünün önemine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Özellikle İzmit Ovası’nda, İzmit kent merkezinde, eski demiryolu ve D-100 hattında, 1999 Gölcük Depremi öncesinde ve sonrasında bu tür yapılarla karşılaşılmıştır ve mutlaka önlem alınması gerekmektedir. Bu tür zeminlerde, deprem sırasında zeminin nasıl davranacağını doğru analiz etmek çok önemlidir. Eğer bu hususlar dikkate alınmazsa, normal şartlarda stabil görünen yapılar, deprem sırasında zeminin ek yükler ve titreşimler nedeniyle farklı davranışlar sergilemesi sonucu ciddi hasar alabilir. Burada en önemli konu, zemini doğru tanımlamak, yapıyı zeminin özelliklerine göre projelendirmek ve inşa etmektir. Ayrıca, inşa sürecinde projede belirlenen tüm gerekliliklerin en ince ayrıntısına kadar uygulanması büyük önem taşımaktadır”
“Ülkemizdeki en büyük eksikliklerden biri koordinasyonun sağlanamaması”
Sanayi tesislerinin ve binaların inşa aşamasında denetimlerin eksiksiz yapılması gerektiğini de vurgulayan Özkan Coruk, “Ülkemizdeki en büyük eksikliklerden biri bu koordinasyonun sağlanamamasıdır. Ne yazık ki uygulamada da gözden kaçan birçok nokta bulunmaktadır ve bazı önemli unsurlar sıklıkla göz ardı edilmektedir. 1999 Gölcük Depremi’nde ve 6 Şubat Kahramanmaraş Depremi’nde bu ihmallerin sonuçları açıkça görülmüştür” şeklinde konuştu.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Kentimizin deprem riskine karşı dayanıklı hale getirilmesi, sadece bugünün değil, geleceğin Bursa’sı için de kritik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda kentsel dönüşüm çalışmalarını hızlandırdık. Depreme dayanıklı Bursa, öncelikli hedefimizdir” dedi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası’ndaki Şubat ayı değerlendirme toplantısına, Başkan Mustafa Bozbey’in yanı sıra CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları, daire başkanları ve çok sayıda basın mensubu katıldı. Başkan Mustafa Bozbey, kentsel dönüşüm ve dirençlilik başta olmak üzere birçok başlıkta önemli açıklamalarda bulundu.
Kentsel dönüşümde yeni dönem
Bursa’yı yaşanabilir, dirençli ve sürdürülebilir bir geleceğe taşımanın en büyük öncelikleri olduğunu söyleyen Bozbey, kentsel dönüşümü sadece fiziksel bir yenilenme olarak değil, yeşil alanları, sosyal donatıları, ulaşım altyapısını ve toplumsal dayanışmayı içeren kapsamlı bir süreç olarak gördüklerini belirtti. Hedeflerinin insan odaklı, doğayla uyumlu ve kültürel mirası koruyan projeler hayata geçirmek olduğunu ifade eden Başkan Bozbey, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Bursa’daki tarihi ve kültürel mirasın zaman içindeki plansız yapılaşma ve depreme dayanıksız yapı stoku sebebiyle risk altında olduğunu dile getirdi. Bu nedenle Bursa’da insan odaklı ve sürdürülebilir bir kentsel dönüşüm modelini oluşturmayı hedeflediklerini anlatan Başkan Bozbey, “Bursa, aktif fay hatlarının kesiştiği bir noktada yer alıyor ve tarih boyunca da birçok yıkıcı deprem yaşamıştır. Kentimizin deprem riskine karşı dayanıklı hale getirilmesi, sadece bugünün değil, geleceğin Bursa’sı için de kritik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda bilimsel veriler ışığında kentimizin risk haritalarını oluşturarak kentsel dönüşüm çalışmalarını hızlandırdık. Depreme dayanıklı Bursa, öncelikli hedefimizdir. Hedeflerimiz, riskli bölgelerin belirlenmesi ve önceliklendirilmesi, zemin etütleriyle yapı güvenliğinin artırılması, kent dokusuna uygun, sürdürülebilir dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesi, vatandaşlarımızın haklarını koruyan, uzlaşı odaklı bir dönüşüm modeli oluşturulmasıdır. Bu kapsamda kentimizin her köşesinde kapsamlı bir dönüşüm seferberliği başlattık” diye konuştu.
“Bursa’da varlığı tespit edilmiş 9 fay hattı bulunuyor”
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaları ve yeni projeleri de basın mensuplarıyla paylaşan Başkan Bozbey, Bursa’nın depremselliği ile ilgili sunum yaptı. Bursa’nın aktif deprem üreten önemli bir tektonik kuşak bölgesinde yer aldığını ve tarih boyunca yıkıcı depremlerle karşı karşıya kaldığını anlatan Başkan Bozbey, bunlardan en önemlilerinin 1855 yılında meydana gelen depremler olduğunu hatırlattı. 28 Şubat 1855 Bursa Depremi’nin merkez üssünün Uluabat Gölü’nün güneyinden geçen Uluabat fayı üzerinde olduğunun düşünüldüğünü söyleyen Başkan Bozbey, “En büyük hasar, Kestel’den Akçalar’a kadar uzanan bölgede gözlenmiştir. 11 Nisan 1855 depreminin merkez üssünün ise şehir içinde, Uludağ eteklerini takip eden kırıklar üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Daha yakın tarihlerde ise 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki Kocaeli Depremi, Marmara Denizi içine uzanan Kuzey Anadolu Fayı’nın bölgemiz için büyük bir deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Sismik tehlike analizleri yapılırken iki ana unsur üzerinde durulmalıdır. Deprem üretebilecek aktif fay hatları ve bölgenin zemin yapısı. Bursa’da, MTA tarafından resmî olarak varlığı tespit edilmiş 9 fay hattı bulunmaktadır” dedi.
“Zemin yapısını detaylı şekilde analiz edebildiğimiz noktaya geldik”
Bursa’nın deprem riski altında olduğunun bilindiğini, ancak bugüne kadar yaşanan afetlerden ders çıkarılmadığını söyleyen Başkan Bozbey, deprem başta olmak üzere tüm doğal afetlere karşı hazırlıklı olmak için kentin tüm kurumlarının ve halkın el ele vermesinin, bir kentsel dirençlilik seferberliğinde yer almasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Japonya Uluslararası İş Birliği Ajansı (JICA) ile birlikte yürüttüğü ‘Bursa Deprem Riskini Azaltma ve Önleme Projesi’nin 2023-2026 yıllarını kapsayan 3 buçuk yıllık bir süreç boyunca devam edeceğini açıklayan Başkan Bozbey, “Bu projenin en önemli çıktısı, Bursa’nın Kentsel Dirençlilik Planı’nın oluşturulması olacak. Projemiz çerçevesinde Prof. Dr. Şerif Barış, Prof. Dr. Gürol Seyitoğlu ve Prof. Dr. Beyhan Bayhan’dan akademik destek alıyoruz. Projemizin üç önemli çıktısı bulunuyor. Birincisi, deprem riskinin, bina riskinin, altyapı ve kamu binalarının riskinin değerlendirilmesidir. İkincisi, kentsel dirençlilik planının hazırlanmasıdır. Bu plan, makro ve mikro anlamında üst ölçekli, alt ölçekli planlara da veri teşkil edecek. Üçüncüsü, planı tüm dokümanlarla entegre edeceğiz. Böylece bölgede yaşanacak bir depremde kayıpları minimize etme şansımız olacak. 2013 yılında Tübitak-Marmara Araştırma Merkezi ile birlikte yürütülen Bursa Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi’nin verilerini güncelleyerek, yeni zemin etütleri ve Japon uzmanların katkılarıyla değerlendirmeler yaptık. Bu çalışmalar sonucunda kentimizin zemin yapısını en detaylı şekilde analiz edebildiğimiz bir noktaya geldik” diye konuştu.
“Yapı envanterinin de bu verilere eklenmesi gerekir”
Nüfusun büyük kısmının yaşadığı Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer ilçeleri için mikro bölgeleme etütleri gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Bozbey, Yıldırım ve Osmangazi ilçelerindeki çalışmaların tamamlandığını, Nilüfer için de çalışmaların devam ettiğini ifade etti. Elde edilen verilerin, mevcut zemin değerlendirmesiyle bütünleştirildiğini ve yeni veriler geldikçe güncellenmeye devam edildiğini anlatan Başkan Bozbey, böylece kentin zemin yapısını en detaylı şekilde analiz edebilir hale geldiklerini dile getirdi. MTA verilerine göre kentten geçen tüm fayların ve resmi olarak tescillenmemiş, ancak bilim insanlarının tespit ettiği ‘havza-kesen’ fayları için 12 farklı deprem senaryosu oluşturduklarını belirten Başkan Bozbey, “Bu çalışmalar, kentin sismik risklerini ortaya koyan çok önemli bilimsel veriler sağlamaktadır. Ancak, deprem riskini belirlemek için sadece zemin verileri yeterli değildir. Yapı envanterinin de bu verilere eklenmesi gerekir. Bu çerçevede, Bursa’daki yapı stokunu detaylıca analiz ettik. Geçmiş yıllarda tespit edilen 520 bin bina bulunuyordu. Bugün bu sayı 628 bine ulaştı. Binaların yapım yılı, bulunduğu zemin, kat sayısı gibi verileri dijital ortamda analiz ettik. Akademik danışmanlarımız ve Japon uzmanlarımızın belirlediği kriterlere göre bu yapıların afet risk durumunu tespit ettik. En kötü senaryoda 122 bin binanın deprem riski taşıdığını, yaklaşık 26 bin binanın ise yıkılma tehlikesi altında olduğunu ortaya koyduk. Yalnızca bina stokunu değil, kamu binalarını, okulları, hastaneleri, barajları, altyapı tesislerini, köprüleri, raylı sistemleri, havaalanını ve limanları da afet direnci açısından inceledik. Japon uzmanlarımız saha tespitleri yaparak analizler gerçekleştirdi. Böylece, kamu yapılarının ve altyapı tesislerinin risk analizlerini de projemize dahil etmiş olduk” dedi.
“Bilimsel veriler ışığında adımlar atmaya devam edeceğiz”
İlerleyen süreçte sanayi yapılarının da analizinin gündeme geleceğini ifade eden Başkan Bozbey, elde edilen bilgilerin Bursa’nın 2050 vizyonunu belirleyecek olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na altlık teşkil edeceğini dile getirdi. Bu kapsamda Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden 35’e yakın akademisyenle birlikte çalıştıklarını söyleyen Başkan Bozbey, “Kentsel Dirençlilik Planı, imar planlarından ulaşım projelerine, kentsel dönüşümden afet müdahale stratejilerine kadar pek çok alanda yol gösterici olacak. Kritik yol ağları, insani yardım noktaları, afet esnasında kapanma riski taşıyan bölgeler belirlendi. Böylece kentimizin ana ulaşım aksları ve kritik tesisleri afet esnasında işlevini sürdürebilecek şekilde planlanacak. Bu süreçte kentimizin geleceğini güvence altına almak için katkı sağlayan tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Projemizin üçüncü ve son aşaması, Kentsel Dirençlilik Planı’nın izlenmesi sürecidir. Böylece belirlenen hedeflerin ne ölçüde uygulandığını takip edeceğiz. Gerektiğinde yeni önlemler alarak süreci daha da güçlendireceğiz. Kentimizi depreme dayanıklı hale getirmek için bilimsel veriler ışığında kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Afetlere karşı dirençli bir kent için önemli adım attık”
2050 vizyonlu hazırlanmakta olan Çevre Düzeni Planı çalışmalarının, başta yer bilimleri olmak üzere makroform, ulaşım, sanayi, doğal yapı, çevre sorunları, iklim değişikliği, teknik altyapı gibi 15 sektörde 35’e yakın uzman akademisyenin öncülüğünde sürdürüldüğünü belirten Başkan Bozbey, çalışmalar kapsamında büyük oranda plansız kentleşen Bursa’nın kentsel dönüşüm odaklı yeni bakış açısıyla tasarlanmasının ön plana alındığını açıkladı. Aynı zamanda Bursa’nın ulaşım gibi kronik ana sorunlarının bu kapsamda çözüm odaklı değerlendirilmesinin öngörüldüğünü söyleyen Başkan Bozbey, “Yeni planlama anlayışımızla, geçmişte yapılan planlama hatalarını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Yaşanabilir, yeşil bir Bursa için güçlü ulaşım aksları ve yaya öncelikli bir bakış açısıyla ilerliyoruz. Çocuklarımızın okullarına yürüyerek veya bisikletle güvenle gidebildiği, insan ölçeğinde tasarlanmış, yapı düzenlemelerini de kapsayan Uludağ’ın ekolojik değerlerini gözeten bir planlama modeli geliştirdik. Bu model, kamu üzerindeki altyapı yükünü azaltmayı da amaçlayarak, büyük imar adaları oluşturulmasını esas alıyor. Bursa’mızı afetlere karşı daha dirençli bir kent hâline getirmek için önemli bir adım attık. Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi tarafından yürütülen ‘Şehirleri dirençli yapma programı-MCR2030’a üye olduk. Dünya genelinde 1792 şehir içinde Türkiye’den katılan 6 büyükşehir belediyesinden biri olmaktan gurur duyuyoruz. Bu program, kentlerin afetlere hazırlık seviyesini belirleyerek riskleri azaltmalarına rehberlik ediyor. Bursa olarak afet yönetimi konusundaki çalışmalarımızı uluslararası platformlarda paylaşacak, diğer şehirlerin başarılı uygulamalarından faydalanacağız” dedi.
“Kentsel dönüşüm sürecini hızlandırdık”
Bursa’da kentsel dirençliliğin sağlanması için en önemli araçlardan birinin kentsel dönüşüm olduğunu vurgulayan Başkan Bozbey, kentsel dönüşümün yalnızca bina yenilemekten ibaret olmadığını bildiklerini ifade etti. Bütüncül yaklaşımı sağlamak için ‘Kentsel Dönüşüm Ana Planı’na ihtiyaç duyulduğunu aktaran Bozbey, “Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi olarak da bilinen bu ana planın hazırlanması, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından da riskli ve rezerv alanların tespiti için zorunlu tutuluyor. Bugüne kadar hazırlanmayan bu kritik çalışmayı biz ele aldık ve 2025 yılı içinde tamamlamış olacağız. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Kentsel Dirençlilik Planı ve Kentsel Dönüşüm Ana Planı birbirleriyle entegre olacak. Bu üç plan, kentimizin gelecekte nasıl şekilleneceğini, rezerv gelişim bölgelerini, kentimizin acil ihtiyaç duyduğu ulaşım projelerini ve afetlere karşı dirençliliğimizi artırmaya yönelik politikalarımızı kapsayacak şekilde bir bütün olarak ele alınacak. Planlı gelişmiş alanlarda kentsel dönüşüm sürecini hızlandırdık. 0,50 emsal artışı ile oluşturulan kentsel dönüşüm modeline ilişkin çalışmalarımızı tamamladık. Bu modelin kriterleri titizlikle belirlendi” diye konuştu.
230 bin kişilik nüfus, 28 bin 500 bina ve 100 bin bağımsız bölüm
Bu kapsamda yürütülen ‘Bursa Güçleniyor’ ilke kararları çerçevesinde ada bazlı dönüşüm şartlarının, emsal artışı düzenlemelerinin, artan nüfusa karşılık ayrılması gereken donatı alanlarının, ticaret alanları ve farklı yapı nizamları gibi konuların üzerinde detaylı çalışmalar yürütüldüğünü anlatan Başkan Bozbey, Bursa’nın daha sürdürülebilir ve dirençli bir kent yapısına kavuşması amacıyla yapılan planlamaların, kentin yeşil dokusunu yeniden canlandırmayı, ekolojik dengeyi koruyarak modern yaşamı desteklemeyi amaçladığını söyledi. Bu dönüşüm sürecinin Bursa’nın daha yaşanabilir, çevre dostu ve güvenli bir kent olmasını sağlayacağını belirten Başkan Bozbey, “Deprem riski taşıdığı hepimizce bilinen Bursa’mızı dirençli bir kent haline getirmek için akademik çevrelerden meslek odalarına, ilçe belediyelerinden kamu kurumlarına, özel sektör temsilcilerinden yerel halka kadar tüm paydaşlarla iş birliği içinde hareket ediyoruz. Belediyemizin kendi imkânlarıyla yürüttüğü kentsel dönüşüm projelerini toplam 230 bin kişilik nüfusu, 28 bin 500 binayı ve 100 bin bağımsız bölümü doğrudan etkileyecek kapsama kavuşturduk. Belediyemizin Kentsel Dönüşüm Dairesi, İmar ve Şehircilik Dairesi, Ulaşım Dairesi ve iştirakimiz BURKENT AŞ, bu dönüşüm sürecinde koordinasyonu sağlayarak sadece güvenli bir kent oluşturmakla kalmayıp, yıllardır çözüme kavuşamamış ulaşım, sosyal yaşam alanları eksikliği gibi temel kentleşme sorunlarını da çözmek için çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor” dedi.
Kentsel dönüşüm projeleri
Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında Bursa’nın farklı noktalarında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen projeler hakkında da bilgi veren Başkan Bozbey, 5 farklı noktada kurulan kentsel dönüşüm irtibat ofislerinde ekiplerin vatandaşlara her türlü bilgilendirmeyi yaptığını ve bürokratik işlemlerde destek sağladığını ifade etti. 60 metre genişliğinde, 29 kilometre uzunluğunda yeni ‘Kuzey Bulvarı’nın yapılmasının da planlandığını açıklayan Başkan Bozbey, Demiryolu Altı Kentsel Dönüşüm Projesi, Gaziakdemir Kentsel Dönüşüm Projesi, Sıcaksu Kentsel Dönüşüm Projesi, Dikkaldırım ve İstanbul Caddesi Kentsel Dönüşüm projeleri,Altıparmak-Merinos arası Kentsel Tasarım Projesi, 1050 Konutlar Kentsel Dönüşüm Projesi, Hamitler ve Yiğitler Kentsel Dönüşüm projeleri, Güney Bulvarı ile Karapınar-Değirmenönü Kentsel Dönüşüm Projesi, Arabayatağı ve Orhangazi Terminal Kentsel Dönüşüm Projeleri’nde gelinen durum ve çalışmalarla ilgili ayrıntılı bilgiler verdi.
Büyükşehir’in mali tablosu
Mali tabloyla ilgili bilgilerde veren Başkan Bozbey, Büyükşehir Belediyesi’nin Ocak ayında borcunun 9 milyar civarına düştüğünü belirtti. Nisan ile Ocak ayı arasında borcu yüzde 11 civarında azalttıklarını anlatan Başkan Bozbey, “BUSKİ’nin borcu Nisan ayına göre yüzde 38 civarında artmış durumda. Şirketlerin borçlarında da yüzde 19 civarında düşüş var. Döviz cinsinden borçlarımız da 827 milyon dolara düşmüş durumda. Büyükşehir Belediyesi’nin iç borcunda yüzde 33 civarında artış var. Dış borcunda yüzde 14 civarında azalma var. Müteahhit borçları düşmüş durumda. Şeffaf bir yönetim oluşturduk. Her konuyu kamuoyuyla paylaşacağız. Doğru bildiğimizin arkasında durmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Büyükşehir’in diğer çalışmaları hakkında da bilgi veren Başkan Bozbey, basın mensuplarının sorularını da tek tek cevapladı.
Biruni Üniversitesi Kongre Merkezi’nde düzenlenen panel, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, İstanbul Gazeteciler Federasyonu(IGAFED) ve Türk İnternet ve Medya Birliği’nin (TİMBİR) destekleriyle gerçekleşti. Afet süreçlerinde kriz yönetiminin ele alındığı panelde İstanbul Vali Yardımcısı Mahmut Hersanlıoğlu, Biruni Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Yüksel, ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın, IGAFED Genel Başkanı Adil Koçalan yer aldı.
“İl genelinde olan 23 çalışma grubu faaliyetlerini sürdürüyor”
İstanbul Vali Yardımcısı Mahmut Hersanlıoğlu, İstanbul’da iki plan üzerinde çalıştıklarını belirterek, “Bir tanesi afet müdahale planı. Bu plan, kamu kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün içerisinde olduğu plan. Bu plan 23 çalışma grubunu içeriyor. Sayın Valimizin emri gereği bütün ilçelerde il genelinde olan 23 çalışma grubu faaliyetlerini sürdürüyor. Zaman zaman tatbikatlar yapıyor. Buna ben tabiri caizse ‘felakete hazırlık planı’ diyorum. Bununla alakalı olarak, özellikle arama kurtarma faaliyeti noktasında STK’lardan çok ciddi destek görüyoruz” dedi.
“Deprem durumunda İstanbul’da 39 ilçe 39 ille eşleştirildi”
Olası bir depremle ilgili yapılan planlamadan söz eden Hersanlıoğlu, “İstanbul özelinde ilk 12 saatte, bir deprem durumunda 39 ilçe 39 tane ille eşleştirilmiş durumda. Eşleştirilen illerin sayın valileri, imkan ve kabiliyetleriyle birlikte o ilçeye gelecekler. Ama bu, bir süre gerektiriyor. Bizim bu süre zarfında en büyük ihtiyacımız deprem arama kurtarma eğitimi almış insan kaynağı. Bununla alakalı rektör hocalarımızla iki toplantı yaptık. Acil durum ve afet yönetimiyle ilgili 2 yıllık yüksekokul olduğunu biliyorum. Bunu İstanbul için bir şans gördüğümü özellikle söylüyorum. Bu bölümün devamlılığının sağlanması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Hersanlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bundan da önemli risk azaltma planı var. Risk azaltma planıyla alakalı olarak da sayın valimizin liderliğinde İstanbul risk azaltma planı yeniden revize edildi ve 1594 eyleme dönüştürüldü. Bu eylemler kamu kurum ve kuruluşlarına atandı. İlçe belediyelerimizin, büyükşehir belediyelerimizin kamu kurum ve kuruluşlarında yapması gereken eylemler var. Bu eylemler yapıldığı zaman oluşabilecek bir afette maddi manevi zararlar minimize edilmiş olacak.”
“İstanbul için bir tedbir almamız lazım”
Biruni Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Yüksel, “Önümüzde büyük bir beklenti var. Doğal afetlerin sık beklendiği bir konumdayız. Dolayısıyla hep böyle toplantılar yapıyoruz ama sonuçta kaç kişiye ulaşıyoruz derseniz ben çok memnun değilim. Mevlana diyor ki, ‘Akıl sonradan ah çekmek için değil, önceden düşünüp tedbir almak için.’ Bizim acilen İstanbul için bir tedbir almamız lazım. Eğitim dediğiniz şey davranış değişikliğidir. Davranış değişmiyorsa, akıl yürütürseniz ama problemi çözemezsiniz, sonuç sıfır olur. O yüzden bu toplantılar çok hoş” dedi.
“Afet bilinci küçük yaşlarda aşılanmalı”
Afet bilincinin küçük yaşlarda aşılanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yüksel, “AFAD insan yetiştiriyor ancak okul öncesi öğrencisine, ilkokul öğrencisine kadar afet yönetimini öğretmemiz lazım. Bir şeyi öğrenirseniz çabuk unutursunuz ama onu anlarsanız, davranışınızı değiştirirseniz, alışkanlıklarınızı bir noktadan bir noktaya getirirseniz başarılı olursunuz. Bu ülkede herkes ilk ve acil yardımı, afet ve acil yardımı bilmeli. Herkes gibi yaparsak herkes gibi oluruz. Yaptığımız işe heyecan, motivasyon ve ruh katarsak o işi en iyi biz yaparız” ifadelerini kullandı.
“Asrın felaketi, ülkeye 100 milyar dolar zarar verdi”
ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın, afetlerin Türkiye ekonomisine verdiği zarara değinerek, “Kaybettiğimiz binlerce canların yanı sıra; 6 Şubat tarihindeki asrın felaketinin maliyetinin 100 milyar dolar gibi bir rakama ulaştığını biliyoruz. Hakeza geçmişte Gölcük depreminin 10-15 milyar dolar, 2020 depreminin 1,2 milyar dolar, 2021 Yılı Karadeniz bölgesi sellerinin 1 milyar dolar, Akdeniz Bölgesinde, 2021 yılında yaşanan orman yangınlarının 1,2 milyar dolar ekonomiye zarar verdiğini, 99 depreminin de Türkiye’nin Gayrisafi Milli Hasılasını bir yıl içinde yüzde 3,3 düşürdüğünü de biliyoruz” diye konuştu.
Medya-Sivil Toplum Kuruluşları iş birliği ele alındı
İGAFED Genel Başkanı Adil Koçalan ise yaptığı konuşmada;
“Afetler hususunda bilgilenme, medya ile afet yönetimi kuruluşları ve Sivil Toplum Kuruluşları arasında doğrudan ve etkili çalışma ilişkileri kurma, Sivil Toplum Kuruluşlarının acil durum öncesinde ve sonrasında medya-afet ilişkisini daha etkin bir şekilde yönetebilmelerinin yollarını birlikte değerlendirebileceğimiz bir etkinlikte sizlerle birlikteyiz” ifadelerini kullandı. Koçalan konuşmasının devamında programın tüm destekçilerine teşekkür etti.
İki oturumdan oluşan program yapılan sunum ve bilgilendirmelerle son buldu.
https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/avcilar-sahilinde-17-yillik-imar-sorunu-cozuluyor-0-R5yBRGaP.mp4 İstanbul Avcılar’da Denizköşkler Mahallesi sahil kesiminin 17 yıllık imar sorunu çözüme kavuşuyor. Avcılar Belediyesi tarafından hazırlanan ve İBB Meclisi’nde onaylanan 1/5000 ölçekli “Dr. Sadık Ahmet Caddesi Güneyi Revizyon Nazım İmar Planı” askıya çıktı. Yeni imar planını yürürlüğe girmesiyle bölgede yaşayan binlerce kişi konutunu yenileyebilecek. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, imar planı değişikliğinin Türkiye’nin sahil kesiminde bulunan birçok bölge için emsal olabileceğini söyledi.
Gölcük merkezli 17 Ağustos 1999 Depremi’nde İstanbul’da en çok yıkıma uğrayan ilçe Avcılar oldu. Her deprem sonrası yeniden gündeme gelen Avcılar’da kentsel dönüşüm için hızlı adımlar atıldı. Ancak Denizköşkler Mahallesi Doktor Sadık Ahmet Caddesi’nin sahile yakın olan bölgesi 2008 yılında imara kapatıldı. Bölgede yaşayan binlerce kişi, evlerini yenileyebilmek için 17 yıldır imar planı değişikliği bekledi. Avcılar sakinlerinin yıllardır beklediği “1/5000 ölçekli “Dr. Sadık Ahmet Caddesi Güneyi Revizyon Nazım İmar Planı” geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde oy birliği ile kabul edildi. Askıya çıkan ve 30 günlük itiraz süreci bulunan kararın ardından vatandaşlar dönüşümün bir an önce başlayıp evlerini yenilenmesini bekliyor. Söz konusu alanda en yenisi yaklaşık 40 yıllık olan bin 500’e yakın bağımsız bölüm bulunduğu da öğrenildi.
Bölgenin bir dönem İstanbul’un en önemli yazlık noktası olduğuna dikkat çeken Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara çıkan kararla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Başkan Çaykara, “1999 depremi ile beraber Avcılar çok ciddi anlamda etkilendi ve travmalarını halen üstünden atabilmiş değil. Burası da en çok etkilenen alanlardan bir tanesi özellikle 2008’den bu yana imara kapalı olan bir bölge. Yıllar geçtikçe binalar eskimeye devam ediyor yıllar geçtikçe de deprem riski ile de karşı karşıyayız. Şu anda da riskli bir durum teşkil ediyor” dedi.
“Deprem A partisi ya da B partisi ayırmıyor”
Başkan Çaykara, imara açılan bölgede binaların ve sahilin alt kesimlerinde işletmelerin olmasına dikkat çekerek, “Burası ilçenin bir yüzü. Bu anlamı ile göreve gelir gelmez burası ile ilgili ne yapabiliriz diye defterleri açtık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile kurduğumuz ortak masanın ilk gündemlerinden birisi haline getirdik. Görüşmelerimizi hızlı şekilde yaptık. Öncelikle kendi teknik kadromuz ile beş binliklerini hazırlayarak Avcılar ilçe meclisine sonra İBB meclisine getirdik. İBB Meclisinden de oy birliği ile karar verildi. Deprem muhalefet iktidar a partisi ya da b partisi ayırmıyor. Tamamen vatandaşlarımızın çıkarına olan bir proje olduğu içinde belediyemizin de bizlerin de böyle bir adım attığını gören diğer partiler sağ olsunlar bu konuda destek verdiler. Oy birliği ile meclisten geçirdik. 30 günlük prosedür gereği bir itiraz süreci var. Orada ufak tefek vatandaşlarımızın düşünce ve önerilerini alacağız. Hızlı bir şekilde binliklerini hazırlayıp yine ilçe meclisine oradan İBB meclisine götürerek artık geri dönüşü olmayan bir şekilde bu bölgenin planını devreye sokarak dönüşümün önünü açacağız” diye konuştu.
“Sahil bölgelerine emsal teşkil edecek”
Alınan kentsel dönüşüm kararının diğer dönüşüm bekleyen sahil kesimlerinde de emsal teşkil edebileceğini kaydeden Çaykara, “En önemli konumuz depreme dayanıklı olması açısından emsal teşkil edecek. Burası özel bir alan, buraya biz Doktor Sadık Ahmet Caddesi’nin alt bölgesi diyoruz. Burası Denizköşkler Mahallemize ait bir alan. O yüzden özel bir alan olduğundan özel bir plan uyguladık. Burasının emsal teşkil edeceğini düşünüyoruz. Diğer sahil alanı olan bölgelerde de varsa böyle sıkıntılar çözümü noktasında hız kazandıracağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
“Depremde Avcılar daha fazla etkilenecek diye bir şey yok”
Dönüşüm için imar kararı çıkan alanın depreme en yakın alanlardan birisi olduğunu da belirten Başkan Çaykara, “Deprem fay hatlarının denizden geçtiğini düşünürsek depreme daha yakın bir bölge. Burada yaklaşık 5 bin vatandaşımız faydalanacak. 300 civarı bir binayı yenileyeceğiz. Bu da yaklaşık bin 500’e yakış bağımsız bölümü teşkil ediyor. O yüzden buradaki alan önemli. Sadece burada değil İBB’nin yaklaşık Avcılar’ımızın 10 mahallesinin 10’una da plan çalışmalarımız hızlı bir şekilde sürüyor. Deprem konusu sadece Avcılar’ın değil tüm Türkiye’nin sorunu, İstanbul’un sorunu. 1999 Avcılar’a ayrı bir parantez açmamıza neden oldu. Tırnak içinde bu ilçemizin prestijini maalesef zedeledi. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki burada bir deprem olduğunda Avcılar kadar bütün ilçelerimizde etkilenecek. Avcılar daha fazla etkilenecek diye bir şey yok ben bu algılarında yıkılması taraftarıyım. O yüzden yaşamı savunuyoruz. Yaşamın merkezi Avcılar diyoruz” dedi.
İmar kararının çıktığı bölgede Derya Bloklarından oturan Güler Yüceses isimli vatandaş kararı değerlendirerek, “Askıda bir itiraz var mı diye bekleniyormuş. Martın 1’inde de sonuçlanacakmış. 1994’te bu yana buradayız. Bunlar o dönemin en sağlam binaları ama nereden baksanız 45-50 senelik binalar. Kaç tane deprem gördü. Bir kere 1999 depremini gördü. Onun içinde bu dönüşümün olması lazım” şeklinde konuştu.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, şehir genelinde gerçekleştirdiği zemin çalışmalarından elde ettiği bilgileri vatandaşlarla paylaşıyor. ‘Kocaeli Şehir Rehberi’ sitesine erişim sağlayan vatandaşlar, deprem tehlike bölgeleri haritası ve jeoloji haritası gibi zemin durumları hakkında bilgi sahibi olabiliyor.
Son yıllarda yaşanan depremlerden dolayı, “Acaba evimin ve mahallemin zemini sağlam mı?” soruları akla geliyor. Bu noktada hizmete giren Kocaeli Şehir Rehberi, vatandaşların merak ettiği sorulara cevap veriyor. Vatandaşlar, Kocaeli Şehir Rehberi (rehber.kocaeli.bel.tr) sitesine girdiklerinde, harita butonlarından hem tüm Kocaeli’nin deprem tehlike bölgeleri ve jeoloji haritasını inceleyebiliyor hem de oturdukları bölgenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü dereceler arasında hangi deprem tehlike bölgesinde olduğunu renkli tasarımlarla görebiliyor. İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı’na bağlı Zemin Deprem İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri; jeolojik, jeofizik, jeoteknik ve zemin etüt çalışmaları ile vatandaşların afet ve depremlere karşı bilinçlendirilmesine yönelik birçok farklı alanda çalışma ve proje gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda zemin ve veri bankası oluşturma projesi, deprem eğitimleri, Kocaeli mahalle halkı afetlere hazırlık eğitim projesi, ivme ölçer istasyonları ile sismik hareketlilik takibi, Kocaeli bina envanteri çalışmaları başta olmak üzere afet ve depremlere yönelik pek çok çalışma gerçekleştiriliyor.
Zemin veri bankası oluşturuluyor
İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında, Kocaeli’nde yapılan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına altlık jeolojik, jeofizik, jeoteknik etütler ile yerleşime uygunluk haritaları oluşturuluyor. Bu kapsamda Afet Acil Durum Yönetimi Başkanlığı-Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından onaylı imar planına esas jeolojik-jeoteknik etüt raporları sayısal olarak arşivlenerek, Kocaeli’ye ait tüm zemin verileri girilerek bir zemin veri bilgi bankası oluşturuluyor. Proje kapsamında bilgi bankasına bin 330 jeolojik-jeoteknik etüt ve zemin raporu sayısallaştırılarak işlendi. Sisteme ayrıca 9 bin 982 sondaj, 5 bin 377 araştırma çukuru, 9131 sismik, 3 bin 764 masw, 4 bin 476 mikrotremör, 5 bin 359 des,150 ert, 397 gözlemsel araştırma çukuru ve 365 derin-deniz sondaj verisi olmak üzere toplamda 39 bin 1 veri girişi yapıldı. Proje kapsamında 17 bin 827 log ve karot sandık verisi alınırken, jeolojik jeoteknik etütlerin yerleşime uygunluk haritasına işlenmesine de devam ediliyor.
113 bin kişiye deprem eğitimi
Öte yandan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, afetlere karşı hazırlıklı bir toplum oluşturmak amacıyla eğitim faaliyetlerine de hız kesmeden devam ediyor. Simülasyon merkezinde depremin tüm gerçekçiliği ile yaşatılarak vatandaşların olası bir felakete daha iyi hazırlanabilmeleri sağlanıyor. Proje kapsamında bu zamana kadar 113 bin 409 kişiye deprem ve doğal afetlere karşı eğitim verildi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı’nın afetlere hazırlık ve bilinçlendirme çalışmaları kapsamında Büyükşehir Sismolojik İzleme ve Deprem Eğitim Merkezi’nde öğrenci, çocuk ve yetişkin tüm bireylere deprem eğitimleri veriliyor. Merkezde çocuklara verilen eğitimlerin ev içerisinde daha uygulanabilir olması için “Afetlere Hazır Anneler” projesiyle annelerin eğitim alarak afetlere karşı bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.
Mahalle halkı afetlere hazırlık eğitim projesi
Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen bir eğitim projesi olan Kocaeli Mahalle Halkı Afetlere Hazırlık Eğitim Projesi, mahalle gönüllülerine afet öncesi, sırası ve sonrasında bilinmesi ve yapılması gerekenlerle ilgili eğitimler vermeyi ve afet bilincini oturtmayı hedefliyor. Bu kapsamda afet öncesi için hazırlık ve zarar azaltma eğitimleri verilerek, Gözlemsel Mahalle Tehlike Analizi ve yapısal olmayan risklerin azaltılması ile ilgili uygulamalar yapılıyor. 8 ilçede bu alanda çalışmalar yapan ekipler, kalan 4 ilçe için proje çalışmalarına devam ediyor. Bina entanveri çalışmaları kapsamında Kocaeli’de bulunan yapıların ruhsat ve iskân belgeleri taranarak sayısallaştırılıyor ve yapı ile eşleştirilerek ulusal veri tabanı olan Mekânsal Adres Kayıt Sistemine (MAKS) aktarılıyor. Çalışmalar kapsamda günümüze kadar 187 bin 166 belge taranarak sayısallaştırılırken, bunlardan 82 bin 746 belge ise yapıyla eşleştirildi. Ayrıca Kocaeli’nin farklı noktalarına kurulan 41 deprem istasyonu ile sismik hareketlerin takibi yapılıyor. AFAD işbirliği ile istasyonların verileri değerlendirilerek birçok projeye altlık sağlanıyor.
Jeolog ve Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Çanakkale’nin çürük zeminde oturduğunu, Kuzey Anadolu Fayı’nın her iki kolu tarafından çevrelendiğini belirterek, “Bu fayların her biri de 7 ve üzerinde deprem üretebilir” dedi.
Ege’deki depremleri de değerlendiren Görür, “Bu Ege’de gördüğümüz deprem fırtınası nedeni Afrika levhasının, Anadolu, Ege levhasının altına dalması, üsteki Anadolu levhasının gerilmesi ve lavların deniz tabanına çıkması. Bu çok evrilir ve gelişirse Anadolu’yu rahatsız edebilir” dedi.
Çanakkale’de, ‘Çanakkale’nin Depremselliği ve Deprem Dirençli Çanakkale’ konulu konferans düzenlendi. Konferansa, Vali Ömer Toraman, Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemiri ilçe Kaymakamları ve Belediye Başkanları, STK temsilcileri vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Konferansta konuşan Prof. Dr. Naci Görür, “Türkiye’de maalesef kentlerin deprem dirençli nasıl yapılabilir, deprem dirençli kent nasıl olunurun tam olarak bilinmediğini” söyledi. Çanakkale’nin dirençli bir kent olmadığını belirten Prof. Dr. Naci Görür, “Çanakkale depreme dirençli bir kent değil. Depreme dirençli bir kent olmak için çalışmalar sürebilir, sürmekte, ama henüz daha deprem bakımından dirençli bir Çanakkale diyemeyiz” dedi.
Çanakkale’nin kuzeyinde ve güneyinde dağlık sağlam alanların olduğunu işaret eden Prof. Dr. Görür, sözlerine şöyle devam etti:
“Çanakkale’nin bulunduğu yer, dağlık kesimini arası tamamen çürük zeminden meydana gelmiş. Alüvyondan, tersiyer yaşlı çökellerden meydana gelmiş suyu bol, projitesi, permeabilitesi bol bir alan. Haliyle topografya uygun olduğu için bütün kentleşme de bu bölgede dağlardan inen alüvyon yelpazelerin önüne kentlerinizi, şehirlerini kurmuşsunuz. Dolayısıyla burada oturuyorsunuz. Ben negatif bir şey söylemek istemiyorum. Ama Çanakkale’nin zemini çürük. Hiç kendinizi aldatmayın. Çanakkale’nin sağlam olan yeri kuzeyinde ve güneyinde dağlık alanlar, daha yaşlı kayaların olduğu yer.”
Çanakkale’nin kuzeyinde faylı kesimler olduğunu slayt eşliğinde harita üzerinde gösteren Görür, “Bunlar Kuzey Kolu Saroz Körfezi’nin içinden geçer. Güney Kolu bu yarımadadan gelip, Edremit Körfezine doğru giden Kuzey Anadolu Fayı’nın Güney Koludur. Dolayısıyla siz Kuzey Anadolu Fayı’nın her iki kolu tarafından çevrelenmişsiniz. Kuzey, Kuzey Anadolu Fayının Kuzey Kolu. Güney, Kuzey Anadolu Fayının Güney Kolu. İkisi de aktif. Güney Kol daha yavaş, daha az uzun zamanda enerji biriktiren bir kol. Kuzey Anadolu Fayında da zaten deprem bekliyoruz Marmara Bölgesinde. Siz bu iki kolun ortasında üstelik çürük zeminde oturuyorsunuz. Bu fayların her biri de 7 ve üzerinde deprem üretebilir” diye konuştu.
Güney Ege’de her yarım saatte bir depremler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Naci Görür, “Çoğunlukla 4 büyülüğünde depremler oluyor. Zaman zaman da 5’in üzerine çıkıyor. En son en büyük 5.3 büyüklüğünde deprem oldu. Bunun sebebi bizim ülkemizin etrafındaki levha hareketlerine bağlı. İşin esası levha hareketlerine bağlı. Depremler levha hareketlerine bağlı oluşur. Bu Ege’de gördüğümüz deprem fırtınası nedeni Afrika levhasının, Anadolu, Ege levhasının altına dalması, üsteki Anadolu levhasının gerilmesi ve lavların deniz tabanına çıkması. Bu çok evrilir ve gelişirse Anadolu’yu rahatsız edebilir. Ben öyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Belirli bir zaman sonra, Çünkü bu tür deprem fırtınaları oldu. Belli bir süre devam edip ondan sonra duruyor. Ege’de yaşanan depremlerin de öyle olacağını düşünüyorum. Çok büyük bir depremlere neden olursa bizim kıyılarımızda, kıyıya yakın yerlerde çok çürük bina yıkılmalarına, tsunamiye neden olur. Aksi halde pek bir sorun olacağını düşünmüyorum. AFAD, hükümetimiz de gerekli önlemleri almış. Oradaki belediye başkanları tsunami olabilecek yerleri belirlemişler, halkı uyarmışlar. Tedbirler alınmış. Herhangi bir volkan düşünün indifa etti. Kilometrelerce gökyüzüne çıkıyor, çıkardığı küller ve lavlar etrafa yayılıyor. Bazen atmosferde güneşin ışığını kapatıyor. O kadar yoğun oluyor. O zaman bu toz bulutunun kimyasal özelliklerini düşünürsen insan için çok zararlı. Solunum yolları yönüyle insanların salığını etkiliyor. Ben öyle bir indifanın olacağını düşünmüyorum. Öyle bir volkanın harekete geçtiğinin belirtileri yok. Volkan yeryüzüne kadar çıkıp fışkıracaksa belirli bir süreç içerisinde bu hareketi belli ediyor. Yapılan araştırmalarla bir volkan ne zaman patlayacak, neleri sürükleyecek önceden araştırıyorlar. Böyle bir belirti yok. Deniz altında olan depremler söz konusu. Bir volkan hareketi yok. Yeryüzünde bir volkan faaliyeti yok. Onu öyle spekülatif söylüyor” şeklinde konuştu.
Depremlerin deniz çekilmesiyle hiç ilgisi olmadığını kaydeden Görür, “Çünkü deniz çekilmesi depremde tsunaminin geleceği zaman olur. Yani önce deprem olur. Deprem olduğu zaman sallanır, yıkılır. Bu arada da tsunami olabilir diye uyarı verilir. Deniz seviyesi deprem olduktan sonra çekilir, uyarı gelir ondan sonra deniz seviyesi yükselmeye başlar. Şimdi bir deprem yok. Deniz çekilmiş. Depreme bağlı olarak bir çekilme yok ki tsunamiden şüphelenelim. Bugün ki deniz çekilmesi tamamen klimatolojik nedenlerle yaşanıyor. Atmosferdeki olaylar nedeniyledir. Bazı yerlerde özellikle rüzgar, fırtına, yüksek basınç, alçak basın alanları, sıcaklık, soğukluk yani atmosferik olaylar denizlerin zaman zaman böyle çekilmesine, yükselmesine neden olur. Bunun tektonik hareketlerle bir ilgisi yok” dedi.