Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Laparoskopik tekniklerle hızlı iyileşme mümkün”

Laparoskopik (kapalı) yöntemlerin genel cerrahi pratiğinde sık kullanıldığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, “Safra kesesi ameliyatları (kolesistektomi), karın ön duvarı fıtıkları, kasık fıtıkları ile mide fıtığı ve reflü cerrahisinde laparoskopik yaklaşımlar yaygın olarak uygulanmaktadır. Kapalı yöntemle daha küçük cerrahi kesiler, daha az ameliyat sonrası ağrı, işe ve günlük hayata daha hızlı dönüş ve uygun hasta seçimiyle enfeksiyon ve yara yeri sorunlarının azalması hedeflenir” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, laparoskopik cerrahi uygulamaları, onkolojik cerrahi süreçleri ve onkoplastik meme genel yaklaşımlar hakkında bilgilendirmede bulundu. Doç. Dr. Aslan, ultranasyonel ve uluslararası kılavuzlara dayanan cerrahi tekniklerin hasta güvenliği ve iyileşme sürecine katkı sağladığını söyledi.

“Amaç ağrıyı azaltmak ve hayata daha hızlı dönmek”

Laparoskopik yöntemlerin genel cerrahi pratiğinde sık kullanıldığını söyleyen Doç. Dr. Aslan, “Safra kesesi ameliyatları (kolesistektomi), karın ön duvarı fıtıkları, kasık fıtıkları ile mide fıtığı ve reflü cerrahisinde laparoskopik yaklaşımlar yaygın olarak uygulanmaktadır. Laparoskopi operasyonlarında karın duvarına açılan küçük girişlerden kamera ve ince aletlerle işlem yapılır. Bu yöntemle daha küçük cerrahi kesiler, daha az ameliyat sonrası ağrı, işe ve günlük hayata daha hızlı dönüş ve uygun hasta seçimiyle enfeksiyon ve yara yeri sorunlarının azalması hedeflenir. Muayene, görüntüleme ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek laparoskopik karar verilir. Her hasta için kapalı yöntem uygun olmayabilir, gerektiğinde açık cerrahi tercih edilebilir” şeklinde konuştu.

“Kanser cerrahisinde izlenen yol ve hedefler”

Cerrahi onkoloji alanındaki uygulamalara da değinen Aslan, şu bilgileri paylaştı:

“Sindirim sistemi ve karın içi organ kanserlerinde hem laparoskopik hem açık cerrahi teknikleri kullanılabilir. Temel hedefimiz tümörü onkolojik prensiplere uygun şekilde çıkarmak ve gerekli lenf nodu diseksiyonunu yapmaktır. Yemek borusu, mide, kolon, rektum, pankreas ve böbrek üstü bezi (adrenal) kitlelerinin cerrahi tedavileri örnek uygulama alanlarıdır. Hangi hastada hangi yöntemin ve zamanlamanın uygun olduğu; hastanın tüm klinik ve radyolojik verileri ile konsey kararları eşliğinde belirlenir. Multidisipliner çalışma da önemlidir. Gerekirse kemoterapi, radyoterapi, endoskopi ve girişimsel radyoloji gibi branşlarla birlikte karar alıyoruz. Onkolojik cerrahide ekip çalışması hayati önem taşır.”

“Onkoplastik yaklaşımlar”

Meme kanseri cerrahisinde sadece kitlenin çıkarılmasının hedef olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Aslan, “Onkoplastik yaklaşımlar ile mümkün olduğunda memenin korunması veya yeniden şekillendirilmesi amaçlanır. Böylece hem onkolojik güvenlik hem de hastanın vücut algısı gözetilmiş olur. Onkoplastik planlama tümörün yeri, boyutu, memenin büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak bireysel olarak yapılır. Gerekli durumlarda plastik cerrahi ile iş birliği sağlanır; her hastaya aynı yöntem uygulanmaz, kişiye özel planlama gerekir” dedi.

Tedavinin 4 aşaması

Doç. Dr. Aslan, uyguladıkları tedavi planlama sürecini şu başlıklarla özetledi:

“Ayrıntılı değerlendirme: Hasta öyküsü, fizik muayene, laboratuvar testleri ve görüntüleme sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi. Multidisipliner karar: Kanser vakalarında ilgili uzmanlar ile konsey toplantıları yapılarak en uygun strateji belirlenmesi. Bilgilendirme ve onam: Planlanan cerrahi girişimin amacı, alternatifi ve muhtemel risklerin hem sözlü hem yazılı olarak hasta ile paylaşılması. Ameliyat ve takip: Cerrahi girişim sonrası kısa ve uzun dönem takip programlarının düzenlenmesi.”

“Onkolojik cerrahi teknikleri kanıta dayalı uygulanır”

Doç. Dr. Mehmet Aslan, “Laparoskopik ve onkolojik cerrahi teknikleri kanıta dayalı olarak uygulanmaktadır. Önemli olan uygun hasta seçimi, multidisipliner planlama ve titiz bir bilgilendirme sürecidir. Böylece hem onkolojik başarı hem de hastanın yaşam kalitesi gözetilmiş olur” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Kış aylarında KOAH riskine dikkat”

KOAH’lı hastalar için kış aylarının ciddi riskler taşıdığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülhan Çakır, “Soğuk hava ve artan hava kirliliği KOAH hastalarının akciğer fonksiyonlarını hızla bozuyor. Basit bir nezle bile kısa sürede ölümcül bir tabloya dönüşebilir” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülhan Çakır, KOAH hakkında açıklamalarda bulundu. Kış aylarında soğuk hava ve hava kirliliğinin KOAH’lı bireyleri daha ağır etkilediğini aktaran Uzm. Dr. Gülhan Çakır, “Soğuk hava, hava yollarını daraltır, mukus artışına yol açar ve nefes darlığı şikayetlerini belirgin şekilde artırır. Kirli hava ise iltihabı tetikleyerek enfeksiyon riskini yükseltir” diye konuştu.

Soğuk hava neden enfeksiyona davetiye çıkarıyor

Soğuk havanın solunum yollarının doğal savunmasını zayıflattığını vurgulayan Çakır, “Düşük sıcaklık, mukus ve silya hareketini yavaşlatır. Bu da mikropların kolayca tutunmasına neden olur. Soğuk ve kuru hava mukoza yapısını bozduğu için hava yolları enfeksiyona daha açık hale gelir” dedi.

“KOAH alevlenmesi ani bir kötüleşme dönemidir”

Alevlenmeyi KOAH’ın en tehlikeli dönemi olarak tanımlayan Uzm. Dr. Çakır, şunları söyledi:

“KOAH alevlenmesi, nefes darlığı, öksürük ve balgam artışının kısa sürede kötüleşmesiyle ortaya çıkar. Bu durum çoğu zaman tedavi değişikliği veya acil müdahale gerektirir. Alevlenmeler hastalığın ilerlemesini hızlandırdığı için son derece tehlikelidir.”

KOAH’lı bireylerin sıradan bir nezleyi bile ağır geçirebildiğini belirten Çakır, “Basit bir grip bile hava yollarını daraltarak oksijen seviyesini düşürür. Bu durum hızla solunum yetmezliğine, hatta zatürreye yol açabilir. Kalp yükü artar ve tablo ölümcül hale gelebilir” şeklinde konuştu.

“Küçük değişimlere dikkat edilmeli”

KOAH hastalarının küçük değişimleri bile dikkate alması gerektiğini söyleyen Gülhan Çakır, “Balgam miktarı ve renginde değişiklik, öksürük ve nefes darlığının artması, ateş ve titreme enfeksiyonun en önemli belirtileridir. Semptomlar olağandan farklı seyrediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı.

“Aşılar KOAH hastaları için hayati öneme sahiptir”

Zatürre ve grip aşılarının KOAH hastalarında mutlak gereklilik olduğunu dikkati çeken Uzm. Dr. Çakır, “Grip ve zatürre KOAH alevlenmelerinin en ölümcül nedenleridir. Aşılar, bu enfeksiyonların görülme sıklığını ve şiddetini belirgin şekilde azaltır. Hastaneye yatış ve ölüm riskini düşürür. Kısacası aşılar KOAH’ta hayat kurtarır” dedi.

“Ev içi hava kalitesine dikkat”

Kış aylarında kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasının KOAH’lılarda ek risk oluşturduğunu anlatan Uzm. Dr. Çakır, şu bilgileri paylaştı:

“Soba dumanı, yetersiz havalandırma ve kuru hava, bronşlarda iltihabı artırır. Bu da atak riskini yükseltir. Kaloriferin kuruttuğu hava öksürüğü artırır, enfeksiyonlar kolay yayılır.”

“Evde hava kalitesini artırmak için öneriler”

Çakır, ev içi hava kalitesi ve soğuk havalarda dışarı çıkarken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda şu önerilerde bulundu:

“Günde 2-3 kez kısa süreli havalandırma yapılmalı. Nem oranı yüzde 40-50 arasında tutulmalı. Filtreler düzenli temizlenmeli. Ortam kalabalıklaştırılmamalı ve hijyen kurallarına dikkat edilmeli. Hasta dışarı çıkmak zorundaysa mutlaka ağız ve burunu atkı, şal veya maske ile kapatmalı. Burundan nefes almak havanın daha iyi ısınmasını sağlar. Rüzgârdan korunmak ve soğuğa yavaş geçiş yapmak önemlidir.”

“Soğuk hava akciğerlerde ’yanma’ etkisi yapabilir”

Soğuk ve kuru havanın akciğerlerde adeta yanma etkisi oluşturabildiğini belirten Uzm. Dr. Çakır, “KOAH hastalarının zaten hassas olan hava yolları soğukla daha da daralır. Bu durum şiddetli nefes darlığına ve atağa neden olabilir” dedi.

KOAH tamamen iyileşir mi

KOAH’ın geri dönüşsüz bir hastalık olduğunu da hatırlatan Çakır, “KOAH tamamen iyileştirilemez ancak uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir. Tedavi sayesinde semptomlar hafifler, ataklar azalır ve hastalığın ilerleyişi yavaşlatılır” diye konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Hızlı büyüyen tiroid nodüllerinde cerrahi müdahale gerekebilir”

Op. Dr. Nuray Çolapkulu Akgül, tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğunun iyi huylu olduğunu ancak hızlı büyüme ve baskı yapma durumlarında cerrahi müdahalenin gerekebileceğini belirtti.

İyi huylu tiroit hastalıkları hakkında bilgi veren VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Nuray Çolapkulu Akgül, guatr, tiroid nodülleri ve Hashimoto tiroiditinin toplumda en sık karşılaşılan tiroid sorunları arasında yer aldığını belirtti. Nodüllerin erişkinlerin yaklaşık yüzde 30-50’sinde görülebileceğine dikkat çeken Akgül, “Bu nodüllerin büyük çoğunluğu iyi huyludur ve düzenli kontrollerle güvenle takip edilebilir” dedi.

“Hızlı büyüyen nodüllerde cerrahi tercih edilebilir”

Tiroit hastalıklarında hangi durumlarda ameliyat gerektiğini açıklayan Akgül, “Nodülün hızlı büyümesi, nefes borusu veya yemek borusuna baskı yapması, ince iğne biyopsisinin şüpheli sonuç vermesi cerrahi için en önemli nedenlerdir. Ayrıca halk arasında ’zehirli guatr’ olarak bilinen aşırı hormon üreten nodüllerde de cerrahi tercih edilebilir” diye konuştu.

“Boyut, hız ve şikayetler cerrahi kararı etkiliyor”

Cerrahi kararında birçok kriterin birlikte değerlendirildiğini söyleyen Op. Dr. Çolapkulu Akgül, “Nodülün boyutu, büyüme hızı ve ultrason görüntüsünde riskli bulgular olup olmadığı mutlaka incelenir. Hastanın nefes darlığı, boğazda baskı hissi veya ses kısıklığı gibi şikayetlerinin artması da ameliyat gündeme getiren durumlardır” şeklinde konuştu.

Akgül, tanı sürecinde öncelikle ultrasonla nodülün yapısının değerlendirildiğini, ardından hormon testlerinin yapıldığını kaydetti.

Şüpheli durumlarda ince iğne biyopsisi ile nodülün yapısının netleştirildiğini anlatan Akgül, cerrahi kararında nodülün boyutu, büyüme hızı ve hastada oluşturduğu nefes darlığı, ses kısıklığı gibi şikayetlerin etkili olduğunu vurguladı.

“Cerrahi sonrasında yaşam kalitesi normal seyreder”

Tiroit ameliyatı sonrası sürece değinen Akgül, “Tiroit dokusunun büyük kısmı alındığında hormon ilaçla dışarıdan verilir. Hasta ilacını düzenli kullandığında yaşam kalitesi tamamen normal şekilde devam eder. Bazı nodüller yıllarca stabil kalabilir. Ancak bazı nodüller zamanla büyüyerek nefes borusuna baskı yapabilir. Çok büyük nodüllerde biyopsi güvenilirliği azalabildiği için riskli durumların gözden kaçması da mümkündür” uyarısında bulundu.

Hastaların ameliyat öncesinde hazırlıklarını yapmasının önemli olduğunu belirten Akgül, “Kullanılan ilaçların cerraha bildirilmesi, kan sulandırıcıların doktor kontrolünde kesilmesi ve sigaranın bırakılması iyileşmeyi hızlandırır” dedi.

“Ameliyat sonrası takip önemli”

Tiroit cerrahisi sonrası kontrol sürecinden de bahseden Akgül, “Önce yara iyileşmesi ve ses teli fonksiyonları değerlendirilir. Ardından hormon düzeylerine bakılarak ilaç dozu ayarlanır. Genellikle 6 ay ve 1 yıllık aralıklarla kontrol yeterlidir” açıklamasında bulundu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Geleceğin diş hekimleri yapay zeka destekli eğitimle yetişiyor

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/gelecegin-dis-hekimleri-yapay-zeka-destekli-egitimle-yetisiyor-0-ON96KwED.mp4
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Diş Hekimliği Fakültesi, yapay zeka destekli tanılama sistemleri ve modern klinik uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Fakülte, 60 ünite kapasiteli hastanesi ve uygulamalı eğitim modeliyle geleceğin hekimlerini hem teoride hem pratikte donatarak yetiştiriyor.

Yapay zekanın her alana girdiği günümüzde, eğitimde de teknolojinin tüm imkanlarından yararlanan üniversiteler dikkat çekiyor. Modern altyapısı ve uygulamalı eğitim modeliyle öğrencilerini mesleğe adım adım Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi de özellikle yapay zeka ve uygulama destekli eğitim ile öne çıkıyor. KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülhan Ünal, teorik ve pratik eğitimin nasıl bütünleştiğini, öğrencilerin yaşadığı zorlukları ve fakültenin sunduğu avantajları anlattı. Ünal, “Biz yalnızca tedavi başarısına değil, hasta memnuniyeti ve etik değerlere odaklanıyoruz. Diş hekimliği teknik bir meslek değil, insana dokunan bir meslektir” dedi.

“Teoriden kliniğe, öğrenciler birebir eğitimle yetişiyor”

60 üniteli modern hastanesi ve birebir akademisyen desteğiyle öğrencilere teoriden kliniğe uzanan prestijli bir eğitim sunduklarını aktaran Doç. Dr. Gülhan Ünal, “Hastanemiz, 60 ünite kapasitesine sahip olup bir genel anestezi ameliyathanesi bulunan, bölgenin en prestijli ve ileri teknolojiyle eğitim veren kurumlarından bir tanesidir. İlk olarak birinci, ikinci ve üçüncü sınıflarda öncelikli olarak teorik eğitim veririz. Bunun üzerine simülasyon eğitimleriyle teknik uygulamaları sağlarız. Ancak öğrencilerimizin manipülasyon ve el yeteneklerini geliştirmelerine rağmen gerçek hastayla henüz temas edemedikleri için mesleki açıdan teorik ve pratiğin birleşmesi ancak staj ve klinik eğitimlerde mümkün olmaktadır. Klinik eğitimlerimiz dördüncü sınıf itibarıyla başlar. Dördüncü ve beşinci sınıflarda sadece araştırma görevlilerimiz değil, anabilim dallarında görev yapan profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerinin birebir katılımıyla stajlar ve klinik eğitimler devam etmektedir” diye konuştu.

“Geniş imkanlarla desteklenen eğitim”

Geniş bir eğitim ekipmanı ve imkan skalasıyla öğrencilerin güvenli ortamda bilgi ve tecrübeye ulaşabileceğini ifade eden Ünal, “Türkiye’de eğitim iki kısma ayrılmaktadır. Birincisi, afiliye hastane üzerinden yürütülen diş hekimliği eğitimleri, ikincisi ise kendi özel üniversite hastanesi bünyesinde eğitim veren diş hekimliği fakülteleridir. Sağlık Bakanlığı’yla afiliye olarak çalışıldığı zaman, eğitim ve araştırma imkânları bakanlığın sunduğu ölçülerle sınırlı kalmaktadır. Ancak kendi üniversite hastanesi bulunan kurumlarda, üniversitelerin desteklediği bilimsel araştırma projeleri sayesinde daha geniş bir eğitim ekipmanı ve imkan skalasıyla eğitim verilebilmektedir. Hastanemizin en büyük avantajı, stajlarda araştırma görevlilerinin değil, anabilim dalında görev yapan profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerinin birebir öğrencilerle temas ediyor olmasıdır. Bu sayede öğrencilerimiz çok daha güvenli bir ortamda bilgi ve tecrübeye ulaşabilmektedir. Bu süreçlerin her birinde öğrencilerimizin yanlarında oluyoruz” şeklinde konuştu.

“Diş hekimliği insana dokunan bir meslektir”

Sadece tedavi başarısı değil, hasta memnuniyeti odaklı ve etik değerlere sahip hekimler yetiştirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Doç. Dr. Gülhan Ünal, “Diş hekimliği teknik bir meslek değildir; insana dokunan bir meslektir. Bu sebeple hastayı yalnızca bir materyal olarak değil, duyuları ve hisleri olan bir canlı olarak algılamak önemlidir. Öğrencilerimiz, yalnızca tedavi uygulamayı değil, hastanın kliniğe ilk girdiği andan itibaren temas kurmayı, korkularını yönetebilmeyi, anlamayı ve buna uygun tedavi alternatifleri geliştirmeyi öğrenmektedir. Eğitimimizde sadece tedavi başarısı değil, hasta memnuniyeti odaklı ve etik değerlere sahip hekimler yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Bunun için empati ve iletişim yeteneklerinin yanı sıra liderlik, grup yönetimi ve ekip çalışmasını vurgulayan seçmeli derslerle öğrencilerimize bu donanımı kazandırıyoruz. Klinik uygulamalarımızda ise teorik bilgileri pratiğe dönüştürmelerini sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Sunduğumuz hizmet, makine ya da eşya üretmek değil”

Son olarak öğrencilerin insan sevgisiyle yola çıkmaları gerektiğini belirten Gülhan Ünal, “Biz insana dokunan bir meslek icra ediyoruz. Dolayısıyla diş hekimliğini seçmek isteyen öğrencilerimizin insan sevgisiyle bu yola çıkmaları gerekir. Çünkü sunduğumuz hizmet bir makine ya da eşya üretmek değil, doğrudan insanın sağlığına dokunmaktır. Diş hekimliğinin üç önemli avantajı vardır: Çiğneme fonksiyonuna, estetiğe ve konuşmaya doğrudan etki eder. Eğer öğrencinin estetik algısı yüksekse, şifa dağıtma ve iyileştirme üzerine hekimlik yeteneği olduğunu hissediyorsa ve insan ilişkilerinde güçlü ise diş hekimliği doğru tercihtir. Birçok kurumda görev yapmış bir hekim olarak tavsiyem, kendi üniversite hastanesi olan diş hekimliği fakültelerinin tercih edilmesidir. Bunun yanında akademik kadronun yeterliliği, hasta imkanlarının varlığı, kampüs şartları, eğitim içerikleri ve teknolojik altyapı da önemlidir. Hastanemizde yapay zeka teknolojileriyle tanılama sistemlerini, RVG teknolojilerini ve dijital diş hekimliği uygulamalarını rutin olarak kullanıyoruz. Modern eğitim sistemini benimsemiş sağlık kurumlarının tercih edilmesini özellikle öneriyorum” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Lösemiyi yenen Kağan için gökyüzüne yüzlerce balon bıraktılar

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/losemiyi-yenen-kagan-icin-gokyuzune-yuzlerce-balon-biraktilar-0-JziJ5Hq9.mp4
İki yıl boyunca lösemi ile mücadele eden 6 yaşındaki Kağan Akan hastalığı yendi. Kağan’ın ailesi, arkadaşları ve yüzlerce vatandaş gökyüzüne balon bıraktı. Kağan’ın mutluluğu ise gözlerinden okundu.

Kocaeli Üniversitesi’nde 2023 yılında lösemi tanısı konulan 6 yaşındaki Kağan Akan, iki yıl süren kemoterapi ve tedavinin ardından hastalığını yenmeyi başardı. Kağan’ın zaferinin ardından Seka Park uçurtma tepesinde yüzlerce balon gökyüzüne bırakıldı. Etkinliğe, Kağan’ın ailesi, arkadaşları, sevenleri ve Kağan’ın sevincine ortak olmak isteyen yüzlerce kişi katıldı.

“Onlar hiç üzülmesinler ve hiç hasta olmasınlar”

“Onlar hiç üzülmesinler ve hiç hasta olmasınlar diliyorum” ifadelerini kullanarak konuşmasına başlayan Çiğdem Akan, “Kağan 2023 yılında lösemi tanısı aldı. Hepimiz için zor bir süreçti aktif olarak 8 ay kemoterapi aldı. Bizim için zordu. Çocuğumuzu kaybetme korkusu yaşadık ama çok şükür, bugün iyileşti ve balonlarımız uçtu. Bu anı yaşamak, bizim için çok anlamlı ve çok güzeldi. Uçan balonlar sadece Kağan için değil, iyileşmiş bütün çocuklar ve hastane odasında gökyüzüne bakan bütün hasta çocuklar için uçsun. Çocuklar, dünyanın en değerli ve en güzel varlıkları. Onlar hiç üzülmesinler ve hiç hasta olmasınlar. Ben 2 yıl boyunca ağlamamak için kendimi çok tuttum. Kağan’ı mutlu etmeye çalıştım, çünkü bu hastalıkta motivasyon çok önemli. Mutlu olması, çok önemli. O yüzden annenin mutlu olması, çocuk için çok daha önemli. Doktor artık iyileştiğini, tedavinin bittiğini söyleyince çok ağladım. 2 yıldır tuttuğum gözyaşları birikti ve aktı. Ağlayarak ifade ediyorum kendimi” diye konuştu.

“Allah kimseyi çocuğuyla sınamasın çünkü çok zor”

Baba Bekir Akan ise, “Allah kimseyi çocuğuyla sınamasın, çünkü çok zor. Yaşadıklarımızın tarifi yok. Ateş düştüğü yeri yakıyor maalesef. Yaşadıklarımızı bir biz, bir de Allah bilir. Tarifi yok. Allah’a şükürler olsun, şu an çocuğumuz iyi. İnşallah hastanede yatan bütün çocuklar da, annesi ve babasıyla birlikte bu mutluluğu yaşar, tez zamanda iyileşirler. Hastane köşelerinde elinizden hiçbir şey gelmediği sürece, kenarda beklemek çok zor bir şey. Allah’a şükürler olsun ki atlattık” şekilde konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Diş tedavisinde yapay zeka çağı

Yapay zeka sayesinde hastalıkların teşhisi ve tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, “Gözle göremediğimiz, ayırt edemediğimiz lezyonları, kistleri, hatta kanser hastalıklarının ön tanısını bize sunuyor. Türkiye klinik ve eğitimde yapay zekayı kullanan öncü ülkelerden biri” dedi.

Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka destekli tanı sistemlerinin Türkiye’de birçok klinikte aktif olarak kullanılmaya başlandığını söyledi. Öçbe, “Türkiye’deki diş hekimi meslektaşlarımın yaptıkları bilimsel çalışmalara baktığımda gelişmiş ülkelere çok yakın olduğunu ve hatta bazen çok daha iyi olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük bir gururdur. Ülkemiz bu alanda klinik rutinine de, eğitime de yapay zeka uygulamalarını dahil eden öncü ülkelerden biri oldu” dedi.

“Gözle görülmeyen kistleri, lezyonları gösteriyor”

Yapay zekanın görüntü analizindeki başarısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Öçbe, şöyle devam etti:

“Diş hekimliğinde radyoloji alanında yapay zekayı sıklıkla kullanıyoruz, başarısı oldukça yüksek. Yapay zeka uygulamalarına panoramik röntgenleri ve radyolojik görüntüleri sunduğumuzda hastada mevcut olan diş çürüklerini, kanal tedavilerini, daha öncesinde yapılmış olan dolguları, gömülü dişleri, eksik dişleri, fazla dişleri ve diş eti çekilmesine bağlı gerçekleşen kemik kaybını bize gösteriyor. Yapay zeka aynı zamanda henüz olmamış problemleri bize başlangıç aşamasında, ’Bakın bu gerçekleşebilir’ gibi uyarılarla sunabiliyor. Henüz çürümeye başlamamış ya da gözle görülmeyen bir diş yapısındaki kaybı ’Burada mineral kaybı var, demineralizasyon var’ diye gösterebiliyor. Kemik içerisinde normalde iki boyutlu olan göremeyeceğimiz, kemik yıkımlarını, patolojik yapıları, kistleri, lezyonları yapay zeka analizlerde bize sunabiliyor”

“Kanser ön tanısı bile koyuyor”

Kemik içinde gizlenen lezyonlar ve kistlerin yanı sıra yapay zekanın bazı kanser türlerine yönelik ön tanı potansiyeline de dikkat çeken Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, “Önce bizim gözle görebildiğimiz çürük gibi mevcut dolgular, kanal tedavileri gibi yapıları yapay zeka algoritmasına öğrettik. Algoritmanın şu anda geldiği nokta artık bizim de gözle göremediğimiz, seçemediğimiz, ayırt edemediğimiz gri tonlarını ayırıp bize mevcut lezyonların, mevcut kistlerin, tümörlerin hatta kanser hastalıklarının bir ön tanısını sunması. Yapay zeka üç boyutlu bir görüntü datasından, tomografi gibi manyetik rezonans görüntüleme gibi, lezyonları analiz ederek bir ön tanı sunabiliyor ve bu lezyonların hangi tedaviyle küçülebileceğini bize gösteriyor. Diyor ki: ‘Buna radyoterapi vermene gerek yok. Bu radyoterapiyle iyileşmeyecek bir kanser çeşidi’. Bu da hem devleti ekstra sağlık yükünden kurtarıyor hem hastayı ekstra komplikasyon ve yan etki riskinden kurtarıyor hem de hekimin iş gücünü azaltıyor. Bu hala geliştirilme aşamasında olsa da son 5 yıllık yapay zeka gelişiminde baktığımızda artık kliniklerde rutin olarak kullanabileceğimiz bir algoritma olması çok yakın gelecekte gibi gözüküyor”

“Kişiye özel tedavi planlıyor”

Yapay zekanın kişiye özel tedavi planlamasında oldukça yardımcı olduğuna dikkat çeken Melisa Öçbe, “Örneğin ortodontik tedavi veya implant planlamalarında hastanın mevcut kemik yapısına ve çenelerin birbirleriyle ilişkisine dayanarak hastaya özel bir tedavi planı çıkartmada çok yardımcı oluyor” dedi.

Tedavi planı çıkarmanın da oldukça kolay olduğunu ifade eden Öçbe, “Tedavi planlaması butonuna tıklıyoruz ve bize dolgu yapılması gereken dişleri, çekilmesi gereken dişleri, hatta eksik dişlerin yerlerini, implant yapılması gereken yerleri dahi gösteriyor” diye konuştu.

“Hastalarımız şaşırıyor”

Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka ile tedavi sürecine hastanın da dahil edildiğini anlattı. Öçbe, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hastalarımıza ’Şimdi sizi yapay zeka ile muayene edeceğiz’ diye bir giriş yapıyorum ve hastalar buna çok şaşırıyorlar. ’Yapay zeka sizin dişinizdeki çürüğü gördü. Bir kemik kaybınız var, yapay zeka gösterdi’ gibi bilgilendirmelerle onları sürece dahil ediyorum. Yapay zeka patolojik yapıların rengini, şeklini, vurgusunu değiştirdiği için hasta bu görsellerden durumunu daha iyi anlıyor. Hastalarımızın tepkileri olumlu oluyor”

“İnanılmaz faydalı bir eğitim modeli”

2024 yılından itibaren Diş Hekimliği Fakültesi’nde yapay zeka uygulamasına başladıklarını vurgulayan Dr. Öçbe, “Bunun öğrencilerimiz için inanılmaz faydalı bir eğitim modeli olduğunu düşünüyoruz. Eskiden sınıfta sözlü bir şekilde ders anlatıyor, öğrencileri bilimsel olarak doyuramadığımı hissediyordum. Yapay zekayı derslerime katıyor olmam onların daha fazla ilgisi çekiyor. Yeni nesille daha iyi bağ kurabiliyorum. Teknolojik gelişmelerle mesleğin daha başındayken tanışmış olmaları ufuklarını genişletiyor” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Uzmanından böbrek taşlarına karşı günde “2 litre” uyarısı

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, “Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar böbrek taşlarının, idrardaki bazı minerallerin yüksek konsantrasyonlara ulaşarak kristalleşmesi ve bu kristallerin kümelenmesiyle oluştuğunu söyledi. Gülpınar, “Kişinin yaşadığı coğrafya, etnik kimliği, diyetsel seçimleri ve genetik yatkınlıklar böbrek taşı oluşum riskini arttırır” dedi.

“Bulantı ve idrarda kanama görülebilir”

Böbrek taşında görülen belirtilere ve ağrının oluşabileceği bölgelere değinen Doç. Dr. Gülpınar, “Taşlar böbreğin içerisindeyken belirti vermeyebilirler. İdrar akımı engellenmediği sürece ağrı olmayabilir. Taş böbrekten çıkıp idrar kanalını tıkadığında, idrar akımının engellenmesi ile böbrek şişer ve gerilmeye bağlı ağrı meydana gelir. Bu ağrı şiddet olarak kıyaslandığında bir insanın hayatında tecrübe edebileceği en şiddetli ağrılardandır. Ağrı lomber (yan, böğür) bölgede ağırlıklı olur ve kasığa vurabilir. Bulantı, kusma, idrarda kanama, idrar yapma zorlukları olarak da kendini gösterebilir” diye konuştu.

Tanının klinik muayenenin yanı sıra ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleriyle kesinleştirildiğini aktaran Gülpınar, tedavi yöntemlerinin taşın boyutuna ve konumuna göre değiştiğini belirtti.

“Beslenme önemli”

Beslenmenin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Gülpınar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böbrek taşlarının tekrarından korunmak için belki de en önemli faktör günlük 2 litre civarında idrar çıkışını sağlamaya yetecek sıvı tüketimidir. Tuz kısıtlaması, rafine şekerlerin tüketiminin azaltılması, aşırı hayvansal protein ağırlıklı diyetlerden kaçınılması, hareketsizlik ve obeziteden uzak yaşam tarzının benimsenmesi esastır. Diyette fındık, kakao, çikolata, pancar, ıspanak, soya, buğdayın nispeten az tüketimi oksalattan zengin olmaları nedeniyle azaltılmalıdır. Liften zengin olduğu bilinen sebzeler faydalıdır. Bilinenin aksine taş hastaları makul miktarda süt ve süt ürünleri tüketebilirler. İçeriğindeki sitrat ile kristallerin taşlaşmasına engel olan limon günde 1 adet olarak tüketilebilir.”

“Tedavi yolları”

5 milimetreye kadar olan taşların ilaç ve bol sıvı tüketimiyle düşürülebildiğini ifade eden Gülpınar, “Bu boyutun üzerindeki taşlarda ve düşürme sürecinin uzun sürerek hastanın tahammülünün tükendiği noktalarda endoskopik tedaviler hastanın imdadına yetişir. İdrar kanalının böbreğe yakın olan kısımları endoskopi açısından nispeten zor ve riskli olduğu için bu konumdaki taşlar ESWL denilen şok dalgaları ile ameliyatsız kırılıp, küçük parçalar halinde dökülmesi sağlanabilir. Böbreğin içerisindeki taşlar ise 1 santimetre boyuta kadar, idrar akımını engellemiyor ise takip altında tutulabilirler. 1 ve 2 santimetre arasındaki boyutlardaki taşlar endoskopik girişim ve lazer için uygun adaylardır. Doktorun tercihine ve yönlendirmesine göre yine uygun olan taşlarda şok dalga tedavisi de bu boyut aralığındaki taşlar için uygulanabilir” dedi.

“Endoskopik taş cerrahisi uygulanabilir”

Endoskopik taş cerrahisi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Gülpınar, “Önceleri karın yan duvarı kesilerek yapılan böbrek taşı cerrahisi, son yıllarda ilerleyen teknolojinin yardımı ile çok büyük oranda endoskopik (kamera kullanarak yapılan) cerrahiye evrilmiştir. Önce optik sistemlerin idrar kanalları ile uyumlu inceliğe ulaştırılması, ardından da flexbl (eğilip bükülme özelliğine sahip) cihazların kullanıma sunulması taş cerrahisini hasta açısından son derece tahammül edilebilir ve konforlu hale getirmiştir. Taşa uygulanacak kırıcı enerjinin de kısmen esneyebilir çok ince lazer ileticilerin üretilmesi ile böbrek taşlarının endoskopik tedavisine büyük katkıda bulunmuştur. Anestezi altında ve ameliyathanede yapılan bu işlemde bu özel endoskoplar ile böbreğe çıkılmakta, böbreğin odacıkları içerisinde dolaşılabilmektedir. Genellikle holmium tipi lazer ile neredeyse kırılmayacak taş ile nadiren karşılaşılmaktadır. İşlem ortalama 1-2 saat aralığında sürmekte, özel bir durum ile karşılaşılmadı ise hastanede 1 gecelik yatış taburcu olmak için yeterli olmaktadır” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Retina hastalıklarında vitrektomi cerrahisi görmeyi yeniden kazandırabilir”

Vitrektomi ameliyatı hakkında bilgi veren Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emrah Kan, “Vitrektomi, retina hastalıklarında görmenin korunması veya yeniden kazanılması için kritik öneme sahip bir operasyondur. Küçük kesilerle mikrocerrahi gerçekleştirilse de işlem sonrası bakım ve komplikasyonlara karşı özen büyük önem taşır. Uygun hasta seçimi, deneyimli cerrah ve sıkı takip ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir” dedi.

VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emrah Kan, vitrektomi ameliyatı hakkında açıklamalarda bulundu. Vitrektomi ameliyatının hangi durumlarda yapıldığından bahseden Prof. Dr. Kan, “Vitrektomi, gözün arka kısmını dolduran vitreus adı verilen jel özelliğindeki sıvının cerrahi yöntemle çıkarılmasına dayanan mikrocerrahi bir müdahaledir. Retina yüzeyindeki hasarların tamiri, vitreus kanaması, makula deliği, retina yırtığı, diyabetik retinopati gibi ciddi sorunlara çözüm sağlar. Bu işlem genellikle lokal anestezi altında ve ince, mikrometrik kesilerle (pars plana yöntemi) gerçekleştirilir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kan, hangi durumlarda operasyonun yapılabileceğini şu şekilde sıraladı:

“Diyabetik retinopati ve vitreus kanamas, göz içinde biriken kanı temizlemeye yönelik. Retina dekolmanı ve yırtıkları (Görmeyi sağlayan sinir tabakası ile damar tabakası arasına yırtık neticesinde sıvı girmesi). Makula deliği ve epiretinal membrane, göz arkasında zar birikim, kırışıklık ve delik gelişmesi durumu. Göz içi enfeksiyonlar ya da yabancı cisim varlığı, katarakt ameliyatı komplikasyonları sonrası kalan madde.”

“Süre, vaka karmaşıklığına göre 30 dakika ila 2 saat arasında değişir”

Bu gibi sorunlara erken müdahale edilmezse kalıcı körlük riski doğacağını ifade eden Emrah Kan, ameliyat sürecine ilişkin de şu bilgileri verdi:

“Ameliyatta göz beyazından (sklera) yaklaşık 0,5 mm’lik üç kesi açılır. Mikroskop, ince ışık kaynağı ve kesici cihaz kullanılarak vitreus parça parça alınır ve retinadaki müdahale gerçekleşir. Ardından steril sıvı, hava, gaz (SF6, C3F8) veya silikon yağı gibi tamponadlarla göz desteklenir. Hava 5 günde, SF6 gazı 2 haftada, C3F8 gazı ise 6-8 haftada emilir. Silikon yağı ise 2-6 ay içinde ikinci ameliyatla alınır. Süre, vaka karmaşıklığına göre 30 dakika ila 2 saat arasında değişir. Kendisi güvenli kabul edilse de işlemi gerektiren hastalıklar ve cerrahi zorluklar nedeniyle bazı riskler içerir. Muhtemel komplikasyonlar; katarakt gelişimi (özellikle 15-20 gün ile 6 ay içinde), göz içi basınç değişiklikleri, retinada yeniden dekolman riski, göz içi enfeksiyon, kanlanma, retina yırtığı, travma sonrası sorunlardır.”

“Ameliyat sonrası dikkat”

Prof. Dr. Kan, ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, “Göz bandajlı kalır. Genellikle 3 gün kapalı tutulur, gaz konulduysa baş pozisyonu önemlidir (yüksek yastık, yüzüstü yatış vb.). Su teması yok. Suyla temas 1 hafta süresince yasaktır. Yüzü ıslak pamukla temizleyin, duşta başınızı arkaya verin. Basınç ve travmalardan kaçının. Oyun-spor, ağır kaldırma, öne eğilme gibi aktivitelerden korunmak şart. Göz damlaları ve kontroller, doktorun verdiği ilaçlara ve randevulara harfiyen uyun. Uçak ve yüksek rakım yasak. Özellikle gaz tamponadı varsa, tamponat tamamen eriyene kadar uçak ve yüksek dağ yolculuğu yapılmamalıdır. Şiddetli ağrı, kızarıklık, ani görme kaybı, flaş ışıklar veya perde gelmesi gibi şikayetlerde hemen hekime başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı.

“Görme kapasitesi 6 aya kadar düzelebilir”

İyileşme sürecini anlatan Prof. Dr. Kan, “İlk hafta içinde bulanıklık, kızarıklık, batma normaldir. Görme kapasitesi 6 aya kadar düzelebilir. Ani artış değil, zamanla iyileşme beklenmelidir. Başarı oranı hastanın preoperatif görme durumu, erken müdahale ve doktor deneyimi gibi faktörlere bağlıdır. Erken müdahale edilen grupta yüzde 80-100 görüş kazanımı mümkündür. Vitrektomi, retina hastalıklarında görmenin korunması veya yeniden kazanılması için kritik öneme sahip bir operasyondur. Küçük kesilerle mikrocerrahi gerçekleştirilse de işlem sonrası bakım ve komplikasyonlara karşı özen büyük önem taşır. Uygun hasta seçimi, deneyimli cerrah ve sıkı takip ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir” şeklinde konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Tek bir ihbar hayatını değiştirdi

Kocaeli’de dolandırıcılara evini kaptıran ve tek başına yaşam mücadelesi veren KOAH hastası 75 yaşındaki Selami Güzeller’in hayatı, Büyükşehir Belediyesi’ne gelen bir ihbarla tamamen değişti.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler, bir ihbar üzerine ileri düzey KOAH hastası olan, işitme ve görme kaybı yaşayan Selami Güzeller’in zorlu yaşam şartlarını tespit etti. Eşini ve ablasını kaybetmiş, çocuğu bulunmayan Güzeller’in, geçmişte dolandırıcılık nedeniyle evini kaybettiği ve geçici olarak bir komşusunun evinde yaşadığı belirlendi. Durumun ortaya çıkmasının ardından harekete geçen Büyükşehir Belediyesi, Güzeller için çok yönlü bir destek seferberliği başlattı.

Belediye ekipleri, Güzeller’in hayat kalitesini artırmak amacıyla ilk olarak elektrikli hasta karyolası ve özel hasta yatağı temin etti. Güzeller’in evine her gün sıcak yemek ulaştırılırken, kişisel bakım ve hijyen ihtiyaçları da düzenli olarak karşılanmaya başlandı. Ayrıca, temel beyaz eşya ve mevsimlik kıyafet desteği sağlanarak faturalarının ödenmesine de yardımcı olundu.

Mevcut barınma şartlarının sağlık durumu için elverişsiz olması nedeniyle kalıcı bir çözüm için de adımlar atıldı. Büyükşehir Belediyesi Barınma Hizmetleri Birimi tarafından hastaneye götürülen Güzeller’in sağlık kontrolleri yapılarak gerekli kurul raporları alındı.

Raporların tamamlanmasının ardından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir huzurevine yerleştirilmesi amacıyla Kocaeli Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile iş birliği içinde resmi başvuru süreci başlatıldı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Şiddetli sırt veya bel ağrısı omurga kırığı işareti olabilir”

Omurga kırıklarında en sık rastlanan belirtinin şiddetli sırt veya bel ağrısı olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, “Bunların dışında hareketle artan ağrı, bacaklarda uyuşma, kuvvet kaybı, idrar-kontrol problemleri, boy kısalması ve kamburlaşma gibi başka belirtiler de görülebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden hastaneye başvurulmalıdır” dedi.

Omurga kırıklarının, omurganın (vücudun hem yapısal desteğini sağlayan hem de omurilik gibi hayati bir yapıyı koruyan kemik doku) travma, osteoporoz veya patolojik süreçler sonucunda bütünlüğünü kaybetmesiyle oluştuğunu belirten VM Medical Park Gebze Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu.

“Yüksekten düşme, trafik kazaları ve spor travmaları neden olabilir”

Omurga kırıklarının en sık nedenlerinin yüksekten düşme, trafik kazaları, spor travmaları, ileri yaştaki yaşlı bireylerde basit ev kazaları ve metastazlar olduğunun altını çizen Op. Dr. Kaya, hastalığın daha sık görüldüğünü ifade ederek, “Genç ve orta yaşlı bireyler, yüksek enerjili travmalara (düşme, kaza) bağlı kırıklar, 65 yaş üstü bireyler, osteoporoza bağlı çökme kırıkları. Metastatik tümörü olan hastalar ve uzun süreli steroid kullanan bireyler” dedi.

Omurga kırıklarında belirtilerin kırığın bulunduğu yere ve omurilik/sinir dokusuyla ilişkisine göre değişmekle birlikte, en sık belirtinin şiddetli sırt veya bel ağrısı olduğunu ifade eden Op. Dr. Kaya, aynı zamanda hareketle artan ağrı, bacaklarda uyuşma, kuvvet kaybı (omurilik etkilenmişse), idrar-kontrol problemleri (omurilik etkilenmişse), boy kısalması ve kamburlaşma (osteoporotik kırıklarda) gibi bazı başka belirtilerin de görülebileceğini kaydetti. Op. Dr. Kaya, travma sonrası bu bulgular varsa, mutlaka hastaneye başvurularak acil değerlendirme yapılması gerektiğini belirtti.

“Cerrahi gerektiren durumlar”

Omurga kırıklarının bir kısmının korse ve istirahatle tedavi edilebilirken, bazılarının cerrahi gerektirdiğini söyleyen Op. Dr. Kaya, “Omurilik veya sinir basısı ve buna bağlı kuvvet kaybı varsa, omurgada ciddi instabilite (omurganın bel, sırt ya da boyunda normal hizasını koruyamaması ve omurların birbirine göre anormal hareket etmesi durumu) varsa, deformite riski yüksek çökme kırıkları varsa, tümöre veya enfeksiyona bağlı patolojik kırıklar görüldüyse cerrahi işlem gerektirir” diye konuştu.

“Amaç, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmak”

Cerrahi tedavi yöntemlerinden bahseden Ercan Kaya, sözlerine şöyle devam etti:

“Omurga kırıklarının cerrahisinde amaç, omurilik ve sinir yapılarını korumak, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmaktır. Bunu uygun hastalarda (özellikle osteoporoza bağlı kırıklarda) kifoplasti veya vertebroplasti omurilik ve sinir yapılarını korumak, omurgaya stabilite kazandırmak ve ağrıyı azaltmaktır dediğimiz kapalı yöntemle omurların içine kemik çimentosu enjekte ederek sağlayabilirken, bu işleme uygun olmayanlarda ise omurgaya enstrüman sistemi (vida- halk arasında platin) yerleştirerek sağlayabiliyoruz”

“Kapalı cerrahi sonrası günlük yaşama dönme süresi daha kısa”

Op. Dr. Kaya, omurga ameliyatları sonrası iyileşme süreci hakkında şu bilgileri paylaştı:

“İyileşme süreci kırığın özelliklerine, yapılan cerrahiye ve nörolojik hasarın derecesine göre geniş bir yelpazede değişir. Örneğin kapalı cerrahi yapılabilen ve kuvvet kaybı olmayan hastalarda, hasta çok kısa sürede günlük yaşamına dönebilirken, ameliyat öncesinde ciddi nörolojik hasarı olan hastaları ameliyat sonrasında uzun bir fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci beklemektedir”

“Omurga kırıklarından korunmak için öneriler”

Son olarak omurga sağlığını korumak ve kırıklardan korunmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğine değinen Kaya, “Düzenli egzersiz ve kas gücünü artırıcı fiziksel aktivite önerilmelidir. D vitamin düzeyi ve kemik yoğunluğu düzenli takip edilmelidir. Osteoporoz varsa tedavi edilmelidir. Yaşlı bireylerde düşme önleyici ev düzenlemeleri yapılmalı. Ağırlık taşıma teknikleri doğru uygulanmalı. Travma riski olan mesleklerde koruyucu ekipman kullanılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version