Kategoriler
Sağlık Haberleri

Uzmanlardan ‘Hemoroid’ uyarısı: “Tuvalette kalma süresi 5-6 dakikayı geçmemeli”

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/06/uzmanlardan-hemoroid-uyarisi-tuvalette-kalma-suresi-5-6-dakikayi-gecmemeli-0-FRTCGmnZ.mp4
Halk arasında basur olarak bilinen hemoroidal hastalığa karşı uyarılarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cem Gezen, “Hemoroid tüm bireylerde olan bir dokumuz ama hemoroidal hastalık olduğunda problem çıkıyor. Normal popülasyonda yüzde 25’lere varan oranda görebiliyoruz. Teknolojiyle daha içli dışlı olmamızla, büyük abdest yaparken tuvalette uzun zaman geçirmemizin bunu artırdığı zaten biliniyor. ‘Aman tuvalette gazete, dergi okumayın’ derdik şimdi telefonlarla yer değiştirdi, tuvalette kalma süremiz 5-6 dakikayı geçmemeli” dedi.

Halk arasında basur olarak bilinen insan vücudunda bulunan hemoroid dokusunun sarkması, genişlemesi sonrası kaşıntı, ağrı, kanama gibi şikayetlere neden olarak hemoroidal hastalık oluşturduğunu belirten uzmanlar uyarıyor. Bu rahatsızlığın kişilerin yaşam kalitesini etkilediğine dikkat çeken Medipol Mega Üniversite Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cem Gezen ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Uzm. Dr. Zeynep Betül Yıldız, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Gezen, ABD’de yapılan tuvalette cep telefonu gibi teknolojik cihazlarla ilgilenilerek uzun süre geçirilmesinin hastalık üzerindeki etkisine yönelik sonuçlar ortaya koyan araştırmadan bahsederken uzmanlar, hastalığa karşı kişilerin aşırı alkol ya da baharatlı yiyecekler tüketmekten, hareketsiz yaşamdan uzak durması, su tüketimine dikkat etmesi gerektiğini aktararak uyarılarını sıraladı.

“Yüzde 25’lere varan oranda görebiliyoruz”

Kişilerin yaşam tarzı ve beslenme şeklinin hastalıkta etkili olabildiğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cem Gezen, “Hemoroid aslında tüm bireylerde olan bir dokumuz ama hemoroidal hastalık halk arasında basur denilen hastalık olduğunda o zaman problem çıkıyor. Hemoroidal hastalık makat bölgesinde şişlik olarak fark ettiğimiz oluşumlardır. Bunlar damar ve yastıkçıkların belirginleşmesidir. Normal popülasyonda yüzde 25’lere varan oranda görebiliyoruz. Makatta ıslaklık, şişlik, ağrı, temizlenmede zorlanma, kanama gibi bulgularla bizi uyarabiliyor. Ne olursa olsun kabızlıkla mücadele etmeliyiz. Kabız kaldıktan sonra hemoroidler fazlalaşabiliyor. Aşırı alkol, acı yeme, ağırlıkları kaldırma, uzun süre ayakta durma maalesef tetikliyor. Kabızlığın baş nedenlerinden bir tanesi; fast food. Büyüklerimizin dediği gibi tencere yemekleri, lifli gıdalar, sebzeler bunun önlenmesinde başrol oynuyor. Muhakkak sebze, meyve ve bol su tüketimi gerekli. Eğer toparlayamıyorsa sıcak oturma banyoları yapılır, ilaç tedavisi ile önüne geçilmesi sağlanır. Başarılamıyorsa olabildiğince yapmak istemememizle birlikte ameliyat da gözümüzün önündedir. Bunlar, gaz ve büyük abdest kaçırmaya engel olur, olabildiğince tutmak isteriz ama aşırı kanamalar, iltihaplanmalar, büyük abdest yaptıktan sonra rahatsızlıklar, makat ıslaklıkları oluyorsa o zaman ameliyatı da planlayabiliriz” dedi.

“Kanama hemoroidden geliyor diye bir kural yok”

Makattan gelen kanamanın başka sebepleri de olabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Gezen, “Kanama hemoroidden geliyor diye bir kural yok, uzun süreli kanamalarda muhakkak kolonoskopi de yapılmalı. Zaman içinde teknolojiyle daha içli dışlı olmamızla büyük abdest yaparken tuvalette uzun zaman geçirmemizle bunu artırdığı zaten biliniyor. Tuvalette çok uzunca zaman geçirdiğimizde uzun ıkınmalarda basınç artıyor veya oturur pozisyonda kalınca damar dönüşümü azaldığı için staz (kan akışının yavaşlaması durumu) oluşuyor. Teknoloji ilerliyor, hepimiz telefonlarda uzun zaman geçiriyoruz. Haber okumaktır, telefona bakmaktır bunlarla zaman geçirilmemesi, ortalama 5-6 dakika üzerinde tuvalette büyük abdest yaparken zaman geçirilmemesi, aşırı ıkınılmaması, süreyi uzatmamak gerekir ki hemoroidal hastalıkları önlememiz için yapılan çalışmalar da zaten bunu gösteriyor” şeklinde konuştu.

“Tuvalette kalma süremiz 5-6 dakikayı geçmemeli”

ABD’de de yapılan tuvalette teknolojik cihazların kullanımıyla ilgili bir araştırmadan bahseden Prof. Dr. Gezen sözlerini şöyle sürdürdü: “ABD’de yapılmış, 125 hasta üzerinden yapılmış, sorgulandığı zaman da ‘Tuvalette telefonunuzla oynuyor musunuz, ne kadar zaman geçiriyorsunuz, haberlere bakıyor musunuz’ diye soruluyor. Cevap alınanların, uzun süre geçirenlerin yüzde 40’ında hemoroidal hastalık tespit edilmiş. Şöyle de bir sonuca varılmış; uzun süre geçirenlerde riskin daha fazla olduğu. Daha geniş çalışmalara gerek olmakla birlikte daha önceden de bildiğimiz gibi tuvalette uzun süre geçirme hemoroidal hastalıkların nedenlerin bir tanesi. Teknoloji ilerledikçe maalesef bunlarla karşılaşıyoruz. Akıllı telefonlardan önce ‘Aman tuvalette gazete, dergi okumayın’ diyorduk, bir zaman o alışkanlıklar vardı. Şimdi daha kolayı telefonlarla bu alışkanlıklarla yer değiştirdi. Ağrı, şişlik, kanama muhakkak hekim başvurusu gereklidir, muayenelerimize göre eğer kanama uzun sürüyorsa kolan kanseri riskimiz her zaman aklımızda, muhakkak kolonoskopi yapılacak. Pıhtı yapabilir, çok ağır şikayetlerle gelebilir. Hekimlerle tedavi yönlendirilmeli çünkü sosyal medyada önerilerin bir kısmında sonrasında sıkıntılar olabilir, bu riski hiçbir zaman göze almamalılar. Tuvalette kalma süremiz 5-6 dakikayı geçmemeli”

“Tuvalette oyalanmayın, kendinizi zorlamayın”

Kişilerin şikayetlerine kulak vermesi gerektiğini aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Zeynep Betül Yıldız, belirtilerin başka hastalıkları da tarifleyebileceğine dikkat çekti. Hastalığın erken evresinde ilaç tedavisi, yaşam ve beslenme tarzı değişikliklerinin yapılabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yıldız, acı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulması, lifli gıdalarla beslenme, bol su tüketiminin önemine dikkat çekti. Hastalığın kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebildiğini söyleyen Yıldız, tedavi seçeneklerine yönelik de bilgi verdi.

Sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Yıldız, “Makattaki damarların aşırı zorlanmaya veya uzun süre tuvalette kalmaya bağlı genişlemesinin sonucu oluşan bir hastalık. Ülkemizde diğer ülkelere göre daha fazla. Artık telefon ve mobil cihazlarla tuvalet kullanma sürecinin artmasına bağlı olarak oradaki damarlarda da genişleme oluyor, bunlar çok etkiliyor. Biz de hastalar özellikle söylüyoruz, su içmeleri, hareketli olmaları, yürüyüş yapmaları ve bağırsak hareketlerini düzenlenmesi için beslenme önerilerinde bulunuyoruz. Acılı, baharatlı ürünler tüketen hastalarda bunlar daha sık görülüyor. Hastalara özellikle söylediğimiz; tuvalette işiniz bittiği zaman kalkın, oyalanmayın hatta tuvalette kendinizi zorlamayın, tuvaletinizi yapamıyorsanız kalkın. Operasyon sürecinde açık, kapalı cerrahi ve lazer dediğimiz yöntemleri var. Günlük su ihtiyacımızı karşılamamız gerekiyor, hastalara soruyoruz ne kadar su içiyorsun diye ‘İçiyorum’ diyor, kaç bardak dediğimizde ‘2,3 bardak’ bu kimse için yeterli bir miktar değil, en az 2- 2,5 litre su içmeleri gerekiyor. Kabız kaldığında aşırı zorlamaya bağlı basur oluyor veya basuru aşırı şiştiği için de hasta tuvaleti erteleye erteleye bu sefer daha da sıkıntılı yapamama süreçlerine giriyor” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Diyalizden özgürlüğe: SEAH 250’nci böbrek naklini kutladı

Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH) bünyesinde faaliyet gösteren Böbrek Nakli Merkezi, kuruluşunun ardından geçen altı yılda 250 başarılı böbrek nakli gerçekleştirdi. 2019’da kurulan merkez, hastalara sadece sağlık değil, yeni bir yaşam umudu da sundu. 2022 yılında böbrek nakli olan ve düzenlenen programda konuşan Muhammed Sefa Rumeli, “Her gece yaklaşık 9 saat bir makineye bağlanıyordum. En zoru ise 6 yaşında bir oğlum vardı ve buna anlam veremiyordu. Arada rahatsızlanıyordum eve ambulans geliyordu. Oğlum ne yazık ki bu travmalarla büyüdü. Fakat Gazze’de filizlenen bir nefes bana yardım elini uzattı” dedi.

Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi 14 Şubat 2019 tarihinde Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alarak faaliyete başladı. 4 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen canlıdan böbrek nakli ile bu yolda ilk adım atılarak günümüze kadar toplam 250 başarılı böbrek nakli gerçekleştirildi. Diyalize bağlı olarak yaşamlarına devam etmek zorunda olan hastalar için umut olan merkezin, 250’nci başarılı nakil ameliyatı “250 Hayat, 250 Umut: Birlikte Başardık” adlı özel bir etkinlikle kutlandı. Bu süreçte elde edilmiş olan başarılarında paylaşıldığı ve Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte 2018 yılında diyaliz tedavisi gören Muhammed Sefa Rumeli’nin hastalık ve tedavi süreçleri hakkındaki konuşması duygulandırdı. Rumeli, hastalığından kaynaklı sürekli rahatsızlandığını ve o dönemde 6 yaşında olan oğlunun travma yaşadığını aktardı.

“Organ bağış miktarlarımızı artırmak durumundayız”

Gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, “Ülkemizde yaklaşık 70 bin vatandaşımız şu an böbrek rahatsızlığı ile mücadele etmekte ve diyaliz almakta. Şehrimizde ise diyaliz alan hasta sayımız bin kişi civarında. Bu nakillerin burada yapılabiliyor olması ve bu rakamlara ulaşmış olması onlar için de yeni bir nefes, yeni bir umut ve belki de yeni bir hayatın başlangıcı olarak nitelendirilebilir. Organ bağış miktarlarımızı artırmak durumundayız. Kadaverik nakiller bu 250 nakilin içerisinde maalesef küçük bir kısım kaplıyor. Lütfen diyaliz ve nakil tecrübelerinizi çevrenize, etrafınıza ve nakil bekleyen hastalarımıza anlatınız, onlara da bir umut olma yolunda katkıda bulununuz” dedi.

“En başarılı organ nakli merkezlerinden bir tanesine sahibiz”

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Altıntoprak, “Organ nakli Sakarya’da ilk olarak 2017 yılında birkaç kişinin düşüncesi olarak başladı. Bütün büyük projeler bir fikir ile başlar. Daha sonrasında kurumsal destek olarak her türlü teknik ve personel desteği verildi. Ve en sonunda devlet desteği de alarak Sağlık Bakanlığı onayı ile bu proje hayata geçerek bugün olduğu konuma geldi. Bugün ülkemizde en başarılı organ nakli merkezlerinden bir tanesine sahibiz” diye konuştu.

“Başarımızın en önemli sebebi ekibimizin uyum içerisinde çalışması”

Böbrek Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Necattin Fırat, “2019 yılında böbrek nakli merkezimizi açtık. Tabi bu merkezin açılması, hemen işleme konulması gibi olmuyor. Personelin eğitimi burada esas. Çünkü bu tek kişinin yapabileceği bir şey değil, bu tamamen bir ekibin yapması gereken bir şey. Ve ekibin her bir üyesi de kendi içerisinde çok değerli. Bizim buradaki başarımızın en önemli sebeplerinden biri de bizim bu ekibimizin tamamen uyum içerisinde çalışması. Ve bu başarıyı da burada gözler önüne koyuyor” şeklinde konuştu.

“250 hayata umut olmak heyecan ve gurur verici”

SEAH Organ ve Doku Nakli Merkezi Genel Müdürü Prof. Dr. Hamad Dheir, “Aslında bugün çok heyecanlıyım gerçekten gurur günümüz. Hep birlikte 250 hayata umut vermek veya umut olmak gerçekten heyecan ve gurur verici. Her sene 1 milyon nüfusta yaklaşık 160-170 kişi maalesef diyaliz hastası oluyor. Dolayısı ile organ nakli son derece önemli. Ekibimiz oldukça büyük sadece bir cerrah veya nefrolog değil, arkamızda bir ordu var. Babası, oğluna böbrek vermişti ilk vakamız bu şekilde gerçekleşti. İlk kadavradan nakil ise merkezimiz açıldıktan 4-5 ay sonra gerçekleşti. Yaklaşık 16 yıllık diyaliz makinasına bağlı olan bir amcamızdı. Başarılı bir şekilde gerçekleştirildi ve sanki canlıdan böbrek nakli olmuş gibi hasta 7’nci gününde evine rahatlıkla gönderebildik. Tabi bu sayede en sonunda 250’den fazla başarılı böbrek nakli gerçekleştirmiş olduk. Övünerek söylüyorum; hiçbir merkezde bizim kadar böbrek naklinden sonra, cerrahi ile ilişkili hiçbir ölüm söz konusu olmamıştır. İddia ediyorum böyle bir sonuç hiçbir merkezde yoktur. Organ bağışlarsak insanlar hayatlarını kaybetmeyebilir. Çünkü her yıl diyaliz hastaları veya diyalize girenlerin en az 5 bin tanesini kaybediyoruz. Şu anda organ bekleyen yaklaşık 32 bin insan var. En fazla organ bekleyenlerin de böbrek hastalarımız olduğunu vurgulamak istiyorum” ifadelerini kullandı.

“Diyaliz olmadım ama çok zor bir süreçten geçtim”

Böbrek nakli olan Şaduman Yılmaz, “Böbrek naklini merkez açıldığı zaman oldum ve 4’üncü nakilim. Hamad hocamız ve ekibi ameliyat oldum. Nakil öncesinden bahsetmek gerekirse diyaliz olmadım ama çok zor bir süreçten geçtim. Nakil olduktan sonra kendimi çok iyi hissettim. Bana böbreğini veren ablama çok teşekkür ediyorum. Şuan çok iyiyim, nakil olan tüm arkadaşlarıma da kendilerine çok iyi bakmalarını tercih ediyorum” dedi.

“Gazze’de filizlenen bir nefes bana yardım elini uzattı, o bir kahraman”

Etkinlikte duygulandıran konuşma yapan böbrek nakli olan hasta Muhammed Sefa Rumeli, “Kadavrandan nakil olan bir hastayım. 2018 yılında diyaliz hayatına başladım. Her gece yaklaşık 9 saat bir makineye bağlanıyordum. Steril edilmiş bir oda da tek başıma yatmak zorundaydım. En zoru ise 6 yaşında bir oğlum vardı ve buna anlam veremiyordu. Arada rahatsızlanıyordum eve ambulans geliyordu. Oğlum ne yazık ki bu travmalarla büyüdü. Fakat Gazze’de filizlenen bir nefes Hamad Dheir bana yardım elini uzattı, o bir kahraman. O bir doktor değil hekim, hikmet sahibi bir insan. Kendisine ve ekibine minnettarım. O geceyi asla unutmuyorum oğlumla beraber işten çıkmıştım bir telefon geldi ve uygun organ olduğunu söyleyip hastaneye çağırdılar. Ben 5’inci ve son sıradaydım. Açıkçası ben bana sıra gelmez düşüncesiyle çıkışta ne yiyeceğimi düşünürken Allah’a hamd olsun beşinci sırada olmama rağmen organ bana uydu, güzel bir ameliyat geçirdim. Benim naklimin 3’üncü yılı aynı zamanda organını bağışlayan 51 yaşında İstanbul’da beyin ölümünden dolayı hayatını kaybetmiş, adını bilmediğim o muhterem insanında vefatının 3’üncü yıl dönümü anlamına geliyor. Kendisini her zaman rahmet ve minnetle anıyorum Allah gani gani rahmet etsin. Onun da vasıtasıyla yeni bir hayata kavuştum” diye konuştu.

“Evime 5 dakika mesafede organ nakli oldum”

Yurtdışında nakil olan hastaların gruplarında olduğunu aktaran Rumeli, “Böbrek nakili hastaların hem yurtiçinde hem de yurtdışındakilerin grubuna üyeyim. Amerika’daki nakil olan kişilerin en büyük derdi; doktorlarına ve koordinatörlerine ulaşamamak. Hasta olduklarını, ateşlerinin olduklarını ve doktorlarına ulaşamadıklarını söylüyorlar. Ancak biz, günün her saatinde Hamad beye ulaşabiliyoruz ve bize cevap verebiliyor buda çok önemli bir durum. 2000 yılında Sakarya’da bir nefrolog yoktu ve rahatsızlandığım zaman rahmetli babam beni Kocaeli’deki hastaneye götürmek zorunda kalıyordu. 2022 yılında ise evime 5 dakika mesafede organ nakli oldum. Burada bu yatırımları yapan herkese çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Yoğun katılım

Öte yandan, düzenlenen etkinliğin Türkiye’de bir ilk olduğu belirtildi. Etkinlik, plaket takdimi ve canlı müzik performansının ardından üniversitede bulunan stadyumda böbrek hastaları ve böbrek nakli olan kişilerin, böbrek figürü oluşturduğu fotoğraf çekimi ile son buldu. Etkinliğe; AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, doktorlar ve üniversite öğrencileri katıldı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Yalova’daki özel hastanede deprem raporuna istinaden hasta kabulü durduruldu

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/04/yalovadaki-ozel-hastanede-deprem-raporuna-istinaden-hasta-kabulu-durduruldu-0-sAVgy6FT.mp4
Yalova’nın Çiftlikköy ilçesinde faaliyet gösteren Özel Aktif Hastanesi’nde deprem performans analiz raporuna istinaden geçici süreyle hasta kabulü durduruldu.

Çiftlikköy ilçesinde 2010 yılında Fizik Tedavi Merkezi olarak kurulan daha sonra 2013 yılında ise yatırımını tamamlayıp genel hastane olan Özel Aktif Hastanesi’nin hizmet binasında CİMER başvurusu sonrasında deprem analizi yapıldı. Çıkan rapora göre, 2 bloktan oluşan hastanenin A Bloğu’nda özel hastanenin faaliyetinin eksiklik giderilinceye kadar geçici olarak durdurulması gerektiği belirtildi. Buna istinaden 28 Nisan tarihi itibarıyla hastanede hasta kabulü geçici olarak durduruldu.

Konuyla ilgili İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “Müdürlüğümüze iletilen CİMER başvurusu nedeniyle başlayan sürece konu olmak üzere yapılan araştırma ve ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar neticesinde ortaya çıkan teknik rapora istinaden ilimiz Çiftlikköy İlçesi Sahil Mah. İzmit Yalova Karayolu Cad. No: 81 adresinde faaliyet gösteren Özel Aktif Hastanesinin A Bloğunda yapılan Deprem Performans Analiz Raporu talep edilmiş 4 Mart 2025 tarihinde yapılan son tekid ile gelen analiz raporu Sağlık Bakanlığına gönderilmiş olup, Sağlık Bakanlığının 25 Nisan 2025 tarihli yazılarında ’Deprem Performans Analiz Raporuna istinaden özel hastanenin faaliyetinin eksiklik giderilinceye kadar geçici olarak durdurulması gerektiği’ belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığı yazısı 25 Nisan 2025 günü ilgili özel hastaneye tebliğ edilmek istenmiş olup mesul müdür olmadığı için tebliğ edilememiştir. 27 Nisan 2025 tarihinde hastanede yatan hastalar tespit edilmiştir. Özel Aktif Hastanesinin 28 Nisan 2025 tarihinde hasta kabulü geçici olarak durdurulmuş olup, mevcut yatan hastaların tedavisi devam etmektedir” denildi.

Öte yandan, hastanede nakli uygun olmayan sadece 1 hasta olduğu bildirildi.

Hastanenin yanında bulunan pazar yerindeki esnaf ise hastanenin geçici olarak faaliyetlerinin durdurulması nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını ifade etti. Hastanenin bölgede büyük bir sirkülasyon oluşturduğunu kaydeden esnaf, iş yapamadıklarını ve bir an önce hastanenin yeniden hizmete açılmasını istedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Yalova’da özel hastanenin faaliyeti deprem raporuna istinaden durduruldu

Yalova’nın Çiftlikköy ilçesinde faaliyet gösteren Özel Aktif Hastanesi’nin faaliyetleri deprem performans analiz raporuna istinaden geçici süreyle durduruldu.

Yalova Valiliği, kentte faaliyet gösteren Özel Aktif Hastanesi’nin deprem performans analiz raporuna istinaden faaliyetinin eksiklik giderilinceye kadar geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Konuyla ilgili Yalova Valiliği tarafından paylaşılan İl Sağlık Müdürlüğü’nün açıklamasında, “İl Sağlık Müdürlüğümüze iletilen CİMER başvurusu nedeniyle başlayan sürece konu olmak üzere yapılan araştırma ve ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar neticesinde ortaya çıkan teknik rapora istinaden ilimiz Çiftlikköy İlçesi Sahil Mah. İzmit Yalova Karayolu Cad. No:81 adresinde faaliyet gösteren Özel Aktif Hastanesinin A Bloğunda yapılan Deprem Performans Analiz Raporu talep edilmiş 4 Mart 2025 tarihinde yapılan son tekid ile gelen analiz raporu Sağlık Bakanlığına gönderilmiş olup, Sağlık Bakanlığının 25 Nisan 2025 tarihli yazılarında ’Deprem Performans Analiz Raporuna istinaden özel hastanenin faaliyetinin eksiklik giderilinceye kadar geçici olarak durdurulması gerektiği’ belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığı yazısı 25 Nisan 2025 günü ilgili özel hastaneye tebliğ edilmek istenmiş olup mesul müdür olmadığı için tebliğ edilememiştir. 27 Nisan 2025 tarihinde hastanede yatan hastalar tespit edilmiştir. Özel Aktif Hastanesinin 28 Nisan 2025 tarihinde hasta kabulü geçici olarak durdurulmuş olup, mevcut yatan hastaların tedavisi devam etmektedir” denildi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Uzun süre tedavi edilmeyen reflü kansere yol açabilir”

Tedavi edilmeyen reflünün ciddi hastalıklara sebep olabileceğini vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Aysu, “Reflü önlem alınmadığı takdirde, özofagus alt uçta iyileşmeyen yaralara sebep olup ciddi kanamalara sebep olabilir. Ayrıca, yemek borusunun alt ucunda kronik tahriş, uzun yıllar sonunda prekanseröz lezyonlara ve hatta kansere bile yol açabilir” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Aysu, gastroözofageal reflü hastalığı ve cerrahi tedavi seçenekleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Reflünün tıpta “mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması” olarak tanımlandığını ifade eden Op. Dr. Aysu, “Reflüyü tetikleyen faktörlerin başında mide fıtığı gelir. Mide fıtığı, mideyi karın boşluğunda tutmaya yarayan diyafram kaslarının gevşeklik göstermesi sonucunda midenin bir kısmının göğüs boşluğuna geçmesidir. Mide asit içeriğini artıran etkenler, reflüsü olan hastada mide sıvısının daha tahriş edici olmasını da tetikler. Baharatlı, yağda kızartılmış, ekşili yiyecekler bunlardan bazılarıdır” dedi.

“Mide ekşimesi görülebilir”

Reflü hastalığında görülen belirtilerden bahseden Op. Dr. Aysu, “Reflü şikayetleri mide ekşimesi, göğüste ağrılı yanma, boğaz ağrısı, kronik öksürük, kusma, ağız kokusu, mide kanaması şeklinde olabilir” diye konuştu.

“Baharatlı yiyecekler ve çikolata reflüyü tetikleyebilir”

Op. Dr. Aysu, reflüye neden olan bazı etkenleri ise “Baharatlı, yağda kızartılmış, ekşili yiyecekler, hazır gıdalar, kahve, çikolata, sigara, stres, mide içi basıncını artıran gastrit ve karın içi basıncını artıran fazla kilo, gebelik, ağır yük kaldırmayı gerektiren işler, ıkınmak ve öksürük” şeklinde sıraladı

“Ciddi kanamalara neden olabilir”

Önlem alınmayan reflünün ciddi hastalıklara sebep olabileceğini söyleyen Aysu, “Reflü önlem alınmadığı takdirde özofagus alt uçta iyileşmeyen yaralara sebep olup ciddi kanamalara sebep olabilir. Ayrıca yemek borusunun alt ucunda kronik tahriş, uzun yıllar sonunda prekanseröz lezyonlara ve hatta kansere bile yol açabilir” ifadelerini kullandı.

“Endoskopiyle teşhis mümkün”

Tanı konma sürecine ilişkin de bilgiler veren Op. Dr. Feridun Aysu, “Reflü şikayetleri ile doktora başvurulması durumunda yapılacak endoskopik inceleme, reflünün varlığıyla ilgili bilgi vereceği gibi beraberinde mide fıtığının eşlik edip etmediğini de gösterecektir. Başka sebeplerle yapılan toraks BT (akciğer tomografisi) incelemelerinde de zaman zaman mide fıtığı tespit edildiğini de görmekteyiz” dedi.

“İlaç kullanımı tercih edilebilir”

Reflüye iyi gelen etkenlere dikkat çeken Aysu, “Reflü için kullanılması önerilen ilaçlar mide asitliğini azaltan ve mide asitli içeriğine karşı özofagus mukozasını koruyacak ilaçlar olacaktır. Bunların kullanımının yanı sıra, risk faktörlerinin azaltılmasına yönelik tedbirler ile şikayetlerini gideremeyen kişiler için ameliyat alternatifi de mevcuttur” diye konuştu.

Reflüde tercih edilen cerrahi tedavileri de anlatan Op. Dr. Aysu, “Reflü hastalığına çoğunlukla mide fıtığı eşlik etmektedir. Mide fıtığına yönelik yapılacak cerrahiye ‘funduplikasyon’ adı verilmiştir. Funduplikasyon cerrahisinde midenin sol diyafram altında bulunan fundus denilen bölümü, özofagus alt ucu etrafına belli ölçülerde sarılır. Günümüzde artık sıklıkla laparoskopik olarak gerçekleştirilen bu cerrahi işlem, hasta açısından kolay atlatılır bir yöntem olmakla birlikte, oldukça yüksek oranlarda da şikayetlerin giderilmesini sağladığından sık tercih edilir olmuştur” cümlelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

İki yılda şifa kapısı oldu: 2 milyon 530 bin muayene

Kurulduğu günden bu yana binlerce hastaya şifa olan Kocaeli Şehir Hastanesi, modern teknolojisi ve güçlü sağlık kadrosuyla iki yılda bölgenin sağlık üssü haline geldi. 2024 yılında 2 milyon 530 bin muayenenin gerçekleştiği hastanede, düzenlenen törenle yıl dönümü kutlandı.

Bölgenin sağlık alanındaki en önemli yatırımlarından biri olan Kocaeli Şehir Hastanesi, açılışının ikinci yıl dönümünü düzenlenen törenle kutladı. 3 Nisan 2023’de kapılarını açan hastane, geçen iki yıl içinde hem Kocaeli’nin hem de çevre illerin sağlık yükünü büyük ölçüde üstlenerek vatandaşlara yüksek standartlarda sağlık hizmeti sundu.

Programa, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Şehir Hastanesi Başhekimi Bahri Elmas ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.

“Hastanemiz, sadece Kocaeli’nin değil, ülkemiz için de önemli bir sağlık yatırımıdır”

Başhekim Bahri Elmas, hastanenin ikinci yılını kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, “Sizleri şahsım ve hastanem adına saygı ve hürmetle selamlıyorum. Kocaeli Şehir Hastanesi, modern sağlık hizmetleri ile öne çıkan, hasta ve çalışan odaklı yaklaşımıyla geleceğin hastanesi vizyonunu benimseyen bir kurumdur. Hastanemiz sadece Kocaeli için değil, bölgemiz ve ülkemiz için de önemli bir sağlık yatırımıdır” dedi.

“Günde yaklaşık 10 bin kişi buraya geliyor”

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın da yaptığı konuşmada, Şehir Hastanesi’nde verilen hizmetin büyüklüğüne değindi. Büyükakın, “Günde yaklaşık 10 bin kişi buraya geliyor. 10 bin kişi dediğiniz, Anadolu’da büyük ölçekli bir ilçe nüfusu kadar bir hareketliliğe denk geliyor. Yılların tecrübesiyle söylüyorum, buranın idaresi adeta bir endüstriyel tesisin idaresi gibi. Burada inanılmaz bir hizmet sunuluyor” diye konuştu.

Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ise tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, şöyle konuştu:

“Bu tür tesislerin yapılması, işletilmesi ve bugünkü haline getirilmesi büyük fedakarlıklar gerektiriyor. İki yıl içinde burada tedavi gören milyonlarca vatandaşımızı düşündüğümüzde, bu yatırımın ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkıyor. Bu hizmetlerin vatandaşlara ulaştırılması ve erişiminin kolaylaştırılması açısından bu yatırımlar çok kıymetli. Bu anlamda, başta sağlık kahramanlarımız olmak üzere başhekimimizden tüm çalışanlarımıza kadar emeği geçen herkese vatandaşlarımız adına şükranlarımı sunuyorum”.

Konuşmaların ardından pasta kesildi.

Toplam bin 280 yatak sayısının bulunduğu Kocaeli Şehir Hastanesi’nde, 58’i akademik kadroda yer alan 722 hekim, bin 299 ebe-hemşire, 126 lisansiyer sağlık personeli, bin 71 diğer kamu çalışanı ile destek hizmetleri yürüten bin 346 firma çalışanı görev yapıyor.

Hastanenin ikinci yılında, ilk yıla kıyasla sağlık hizmetlerine erişimin önemli ölçüde genişlediği, toplam muayene sayısının yüzde 30’luk bir artışla 2 milyon 530 bine yükseldiği, acil muayene sayısının yüzde 23 artışla 530 bine ulaştığı, il dışına yapılan hasta sevklerinin de yüzde 27 oranında azaldığı öğrenildi.

Ayrıca, yatan hasta sayısının yüzde 22 artarak yaklaşık 67 bine çıktığı, ameliyathanelerde gerçekleştirilen operasyon sayısının yüzde 61’lik artışla 90 bine çıktığı, yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hasta sayısının da artan yatak kapasitesiyle birlikte yüzde 46’lık bir artışla 14 bin 700’e yükseldiği bildirildi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri Tüm Sağlık Haberleri

Merdiven çıkarken dizde oluşan ağrıya dikkat

Günlük hayatta fark etmeden atılan binlerce adım, yıllar içinde dizlerde yorgunluğa neden oluyor. Diz kireçlenmesinin özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra ağrıyla kendini belli ettiğini belirten Uzman Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesi hakkında bilgi verdi.

Her adımda vücudun tüm yükünü taşıyan diz eklemleri, yıllar içinde sessizce yıpranıyor. Bu yıpranma zamanla “gonartroz” olarak adlandırılan, halk arasında “diz kireçlenmesi” olarak bilinen hastalığa yol açıyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mert Sancar, diz kireçlenmesinin diz ekleminde yer alan kıkırdak dokunun aşınmasıyla başladığını söyleyerek, “Kıkırdak, eklem yüzeylerinin rahatça hareket etmesini sağlayan koruyucu bir tabakadır. Bu doku bozulduğunda, kemikler birbirine sürtünmeye başlar ve bu durum ağrı, sertlik, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olur. Yaşlanma, fazla kilo, geçirilmiş diz yaralanmaları, genetik yatkınlık ve bazı romatizmal hastalıklar gonartrozu kolaylaştıran etkenlerdir” dedi.

Kilo kontrolü önem taşıyor
Gonartrozun genellikle dizde özellikle merdiven inip çıkarken ya da uzun süre yürüdükten sonra hissedilen ağrı ile kendini belli ettiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Zamanla dizde şekil bozukluğu, çıtırtı sesi, sabahları tutukluk hissi ve oturup kalkarken zorlanma gibi şikâyetler gelişir. Tanı, hasta öyküsü ve fizik muayene ile birlikte basit bir röntgen ile rahatlıkla konabilir. Gerektiğinde MR gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir. Gonartroz tedavisi, hastalığın evresine ve hastanın yaşam kalitesine göre belirlenir. İlk aşamada kilo kontrolü, kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler, baston veya dizlik gibi yardımcı ekipmanlar önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da ağrının azaltılmasında ve eklemin korunmasında oldukça etkilidir” şeklinde konuştu.

İlaçların yan etkilerine dikkat
Gonartrozun tedavisinde ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar, krem veya jel formunda sürülen topikal ilaçların kullanılabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Ancak bu ilaçlar uzun süreli kullanımda mide, böbrek ve kalp üzerindeki yan etkileri nedeniyle dikkatli alınmalıdır. Ağrı kesici, iltihap giderici ilaçların yanında diz içi enjeksiyonların da bu sorunda kullanıldığını söylemek mümkündür” diye görüş verdi.

Erken evrede hyaluronik asit enjeksiyonları uygulanabilir
İlaç ve fizik tedaviye yeterli yanıt vermeyen hastalarda diz içine yapılan enjeksiyonların son yıllarda önemli bir tedavi seçeneği haline geldiğine değinen Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bu uygulamalar, doğrudan eklem içine yapıldığından daha etkili ve hedefe yönelik sonuçlar sağlayabilir. Diz içine kortizon enjeksiyonları tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntem iltihaplı durumlarda etkili ve hızlı ağrı giderici etki sağlar. Ancak yılda 2-3 defadan fazla önerilmez, zira kıkırdak üzerine olumsuz etkileri olabilir. Kortizon dışında kullanılan hyaluronik asit enjeksiyonları da eklem sıvısının kalitesini artırır, sürtünmeyi azaltır, dizin ‘yağlanmasını’ sağlar. Özellikle erken ve orta evredeki hastalarda işe yarar” dedi.

Diz kireçlenmesinde yeni nesil tedaviler
Kişinin kendi kanından alınan ve iyileştirici hücrelerden zenginleştirilmiş bir sıvının ekleme verilmesiyle yapılan PRP’nin de diz kireçlenmesinde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunların yanında kök hücre uygulamaları ve kolajen enjeksiyonları da kullanılır. Genellikle hastanın yağ dokusundan ya da kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, hasarlı dokuya ‘yenilenme’ sinyali verir. Deneyimli ekipler tarafından uygulandığında fonksiyonel faydalar sağladığı görülmüştür. Kolajen enjeksiyonları da tercih edilen bir yöntemdir. Vücutta doğal olarak bulunan kolajenin dışarıdan desteklenmesi ile kıkırdak dayanıklılığı artırılmaya çalışılır. PRP ya da hyaluronik asitle birlikte uygulanabilir. Ayrıca, eksozom tedavisi de diz kireçlenmesinde kullanılan bir diğer yöntemdir. Bu yöntem, hücreler arası iletişimi sağlayan minik ‘haberci kesecikler’ olan eksozomların diz içine verilmesiyle uygulanır. Eksozomlar, doku yenilenmesini uyaran sinyaller içerir ve hasarlı bölgelerde onarıcı süreçleri başlatabilir. PRP ve kök hücre tedavilerinin etkilerini destekleyici niteliktedir. Her ne kadar bilimsel araştırmalar hâlen devam etse de, eksozom tedavisi günümüzde bazı özel kliniklerde diz kireçlenmesi tedavisine destek amacıyla uygulanmaktadır ve klinik deneyimlerle olumlu geri dönüşler alınmaktadır” şeklinde görüş verdi.

“Enjeksiyonların yeterli olmadığı durumda cerrahi önerilir”
Tüm yöntemlere rağmen hastaların günlük aktivitelerini yapmakta zorlanma varsa, cerrahi seçeneklerin gündeme geldiğini ifade eden Uzm. Dr. Mert Sancar, “Bunlar arasında artroskopik temizleme işlemleri, kemik hizalama ameliyatları (osteotomi) ve ileri vakalarda diz protezi ameliyatları yer alır. Gonartroz, yaşla birlikte görülme sıklığı artan ancak doğru yönetildiğinde hastanın yaşam kalitesini koruyabildiği bir hastalıktır. Tedavi seçenekleri klasik yöntemlerden ileri biyolojik uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Her hastanın ihtiyacı farklı olduğundan, tedavi planı bireye özel olarak şekillendirilmelidir” dedi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tek tuşla teşhis: İşte diş hekimlerinin yeni yardımcısı

Türkiye’de yalnızca 5 merkezde kullanılan yapay zeka destekli diş muayene sistemi, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındı. Yapay zeka destekli “Craniocatch” sistemi, diş çürüklerinden kemik kaybına kadar pek çok hastalığı tespit ederek erken teşhis imkanı sunuyor. Önümüzdeki süreçte bu sistemin ağız kanseri teşhisinde de kullanılması hedefleniyor.

Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, yapay zeka destekli muayene dönemini başlattı. “Craniocatch” isimli yapay zeka programı, hastalıkları teşhis edip tedavi planı önererek diş hekimlerine yardımcı oluyor. Uygulamayı yaklaşık bir aydır kullanan Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, sistemin gelecekte kanser teşhisine de katkı sunabileceğini belirtti. Türkiye’de yalnızca 5 hastanede kullanılan bu teknolojinin, Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ’de devreye alındığı öğrenildi.

“Tanı koyuyor, yetmiyor tedavi yöntemi sunuyor”

KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde Ağız, Diş, Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı’nda görevli Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, “Craniocatch” isimli yapay zeka programının detaylarını anlattı. Bu programı yaklaşık bir aydır kullandıklarına dikkat çeken Öçbe, “100’den fazla hastayı yapay zeka ile muayene ettik. Hasta ilk muayeneye geldiğinde, rutin görüntüleme yöntemi olan 2 boyutlu panoramik röntgen çekiliyor. Craniocatch, bu panoramik radyografiyi analiz ederek hem anatomik noktaları belirliyor hem de çürük, periodontal hastalıklar gibi mevcut rahatsızlıkların tanısını koyuyor. Bununla da kalmayıp hasta için bu mevcut hastalıkların tedavi planını oluşturuyor. ’Bu diş çürük, buna dolgu yapılması lazım, kemik kaybı var, diş boşluğu var, implant yapılması gerekiyor’ gibi bize detaylı tedavi yöntemi sunuyor” dedi.

“Kocaeli’de ilk”

Hastanın herhangi bir zararlı etkiye maruz kalmadığını vurgulayan Dr. Öçbe, yapay zeka programının hasta yönetim sistemiyle entegre çalıştığını söyledi. Sistemin işleyişini de anlatan Öçbe, “Hasta röntgeni çekildiğinde tek bir tuşa basmamız yeterli oluyor. Röntgen analizi butonunu bastığımızda hastanın tüm mevcut hastalıkları ve tedavi yöntemleri bize sunulmuş oluyor. Yapay zeka kullanarak ağız muayenesi yapıyoruz. Kocaeli’de ilk kez KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde bu sistemi kullanıyoruz. Türkiye genelinde de sayılı üniversitelerde yer alıyor. Biz de kendi verilerimizle bu derin öğrenme algoritmasını geliştirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

“Diş hekimleri olarak alışma sürecine giriyoruz”

Yapay zekanın muayene sürecine katkısına değinen Dr. Öçbe, şu bilgileri verdi:

“Şu an için sistemin verdiği verileri kontrol etmemiz gerektiğinden, muayene süresini kısaltmıyor. Ancak gelecekte ek algoritmalarla süreç daha hızlı hale gelebilir. Dünyada diş hekimleri olarak buna alışma sürecine giriyoruz. Beraber çalışmayı öğrenebileceğimiz bir zaman diliminde muayene süresini de kısaltacağını, tanıyı kolaylaştıracağını düşünüyorum. Türkiye’de bu algoritmanın kullanım yerinin 5’ten az olduğunu biliyorum. Umarım giderek yaygınlaşır”

Tanı ve tedavi yöntemi sunuyor

Dr. Öğretim Üyesi Melisa Öçbe, kullandıkları bu algoritmanın tanı sürecine katkısına ilişkin de detaylı bilgilendirmelerde bulundu. Öçbe, “Yapay zeka algoritması, anatomik noktaları tespit ediyor. Çürük, diş eti hastalıkları, periodontal hastalıklara bağlı olarak kemik kayıpları gibi bir çok şeyi tespit edilebiliyor. Diş çürüklerinin büyüklüğüne göre tedavi endikasyonun dolgu ya da kanal tedavisini seçiyor. Ayrıca çene kemiği içerisinde bulunan radyoopak ya da radyolüsent kemik içi lezyonları tespit edebiliyor ve bunlar için ön tanı sunabiliyor. Hastanın sahip olduğu diş dolgularda uyumsuzluk ya da yeni başlayan çürük varsa bunu gösterebiliyor. Bir röntgen çekildiğinde hastada gözüken tüm anatomik noktaları tek tek görebiliyoruz. Bu eğitimde de öğrenciler için sık başvurduğumuz bir yöntem. Klasik anlamda öğrenciyle röntgeni değerlendirirken, ’Burası neresi?’ diye sorduğumuzda bilebiliyor, bilemiyor veya karıştırıyor. Craniocath ile beraber bu anatomik noktaların hepsini tek seferde gördüğümüzde farklı renklerle etiketlenmiş birçok alan öğrencinin aklına çok iyi yer ediyor” dedi.

“Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir”

Öçbe, Craniocath’ın gelecekte hastalıkları daha erken teşhis edebilme potansiyeline sahip olduğunu da vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Kullandığımız Craniocatch algoritması mevcut hastalıkların tanısına yönelik bir sistem. Fakat dünyada yapay zeka radyoloji alanında çok fazla ilerledi. Artık yapılan çalışmalarda yapay zeka radyomiks uygulamaları bir ağız kanserinin prognozunu bize sunabiliyor. ’Bu kanser ve radyoterapi uygulanırsa iyileşebilir, tümör küçülebilir ya da radyoterepi tümöre hiç etki etmeyecek’ diyor. O zaman boşu boşuna hastalar radyoterapi almamaya başlıyor. Yapay zekayı, radyomiksi bu anlamda dünyada kullanan örnekler mevcut. Biraz daha veriye ihtiyaç var. Farklı toplumlardan, farklı üniversitelerden, ülkelerden gelecek verilerle radyomiksin ağız kanserini tespit etmedeki ya da prognozunu belirlemedeki hatta hastanın yaşam süresini belirlemedeki rolü de giderek önem kazanacak. Bu algoritma kanseri teşhis edebilecek boyuta gelebilir. Şu ana kadar bu hala geliştirilme aşamasında kısa zamanda bunun da başarılacağını düşünüyorum”

“Bilgisayar başındayken öğrenebiliyor hale geleceğiz”

Yapay zekanın hasta üzerindeki önemine de değinen Öçbe, “Normalde biz 3 boyutlu tomografik kesitlerde bir lezyonu farklı gri tonlarında görüyoruz. Bu gri tonları gözümüzle ayırt edebildiğimiz skalanın ötesinde, radyomiksle daha derin analiz edildiğinde lezyonun ön tanısı bile konulabiliyor. Histopatolojik değerlendirme, lezyonun kesin tanısı için altın standarttır. Fakat yalnızca yapay zeka radyomiks uygulamaları kullanılarak, lezyonun histopatolojik değerlendirmeye yakın bir ön tanısı elde edilebiliyor. Bu sayede, daha bilgisayar başındayken, biyopsi almadan, cerrahi işlem yapmadan ve örneği laboratuvara göndermeden lezyon hakkında bilgi sahibi olabileceğiz” şeklinde konuştu.

“Her bölümde yapay zeka dersleri veriyoruz”

KOSTÜ’nün yapay zekaya büyük önem verdiğini belirten Öçbe, “Biz KOSTÜ olarak hem iç işleyişimizde hem de akademik çalışmalarımızda, öğrencilerimizin eğitim süreçlerinde yapay zekayı yoğunlukla kullanıyoruz. Rektörümüzün bu konuya verdiği önem ve bizlere verdiği destek sayesinde mühendislik fakültesi, diş hekimliği fakültesi, hemşirelik gibi KOSTÜ’nün her bölümünde yapay zeka dersleri veriyoruz” şeklinde konuştu.

“Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum”

Yapay zekanın diş hekimlerinin işini tehdit edip etmediği sorusuna yanıt veren Dr. Melisa Öçbe, “Craniocatch’ın CEO’su, aynı zamanda çok saygı duyduğumuz ve örnek aldığımız Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi uzmanı olan Prof. Dr. İbrahim Şevki Bayrakdar, ’Yapay zeka diş hekimlerinin işini elinden almayacak. Ama gelecekte yapay zeka ile çalışabilen diş hekimleri daha avantajlı olacak’ der. Ben de buna yüzde 100 katılıyorum. Bu sebeple en kısa zamanda yapay zekayı tüm işleyişlerimizde dahil etmemizin hepimizin faydasına olacağını düşünüyorum. Yapay zekanın işimizi elimizden alacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Tiroit hastalarına önemli uyarı

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, “Tiroit ilacı kullanan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, tiroit hastalarının Ramazan’da nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit hastalıklarının kısaca ne olduğundan bahseden Uzm. Dr. Temiz, “Tiroit hastalıkları hipotiroidi (tiroidin az çalışması) veya hipertiroidiye (tiroidin aşırı çalışması) yol açan tiroit hormon dengesinin bozulduğu hastalıkların yanında nodüler tiroit, guatr gibi tiroit hormonlarının etkilenmediği farklı tablolardan da oluşan bir hastalık grubudur” dedi.

“Her hastanın tıbbi durumuna göre oruç tutması gerekir”

Tiroit hastalarının oruç tutup tutmayacağı konusunda bilgi veren Uzm. Dr. Temiz, “Tiroitte nodül varlığı eğer tiroit hormonlarını etkilemiyor ve tiroit ilacı kullanımı gerektirmiyorsa oruç tutmasına engel değildir. Hipotiroidi ve hipertiroidide ise bozulmuş olan tiroit hormon dengesinin uygun ilaç tedavisiyle yeniden sağlanmış ve hastalığın kontrol altına alınmış olması bu hastaların güvenle oruç tutabilmesi için gereklidir. Tiroit hormonlarının dengede olmaması, özellikle de yandaş hastalıklar varlığında oruç tutulması hasta için riskli olabilir. Bunun yanında tiroit kanseri dolayısıyla ameliyat olan ve tiroit değerleri katı bir aralıkta tutulması gereken hastalarda da oruç tutulması risk oluşturabilir. Her tiroit hastasının tıbbi durumunun farklı olduğunu unutmamalıyız. Bundan dolayı oruç tutmak isteyen tiroit hastalarının öncesinde mutlaka takipli oldukları hekime oruç tutmalarının uygun olup olmadığı yönünde danışması ve hekimin önerilerine uyması gerekmektedir” diye konuştu.

“Sahurda veya iftarda ilaçlar alınabilir”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini de söyleyen Temiz, “Günümüzde hipotiroidi hastalarını sıkça görmekteyiz. Bu hastaların kullandığı levotiroksin içeren ilaçların emilimi için gerekli olan faktörlere Ramazan ayında da dikkat edilmesi tiroit değerlerinin bozulmaması için önemlidir. Tiroit ilacı kullanmakta olan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler. Levotiroksini sahur yemeğinden 30 dakika önce aç karnına içilmeli ve öncesinde de mümkün olduğunca uzun bir gece açlığı olmasına dikkat etmeliyiz. Normalde levotiroksin 8-10 saat gece açlığı sonrası sabah aç içilmelidir. Ramazan’da iftar-sahur arasında 8 saatlik açlığı sağlamak zor olsa da gece geç saatlerde yemek yememeye özen gösterilmelidir. Levotiroksin ilacının emilimini olumsuz etkileyen mide koruyucu, asit giderici mide ilaçları, demir ve kalsiyum gibi minerallerin sahurda alınmamasına dikkat edilmelidir. Hipertiroidi hastalarının kullandığı antitiroit ilaçları ise günlük dozunu değiştirmeden bölerek sahurda ve iftarda yemekle beraber alınmasında bir sakınca yoktur” şeklinde konuştu.

“Ramazan’da beslenme önerileri”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında nasıl beslenmesi gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Temiz, “Sağlıklı çalışan bir metabolizma için yeterli su tüketimi Ramazan’da da çok önemlidir. Günde 2-2.5 litre olmak üzere su tüketimini iftar-sahur arasında zamana yayarak sağlamalıyız. Hipotiroidi hastalarında sıklıkla karşılaşılan kabızlık sorununda da yeterli su tüketimi önemlidir. Su tüketiminin yanında özellikle meyve ve sebzelere beslenmemizde yer vererek yeterli lif alımı da sağlanmalıdır” dedi.

Kategoriler
Sağlık Haberleri SAĞLIK Tüm Sağlık Haberleri

Tiroit hastalarına önemli uyarı

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, “Tiroit ilacı kullanan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler” dedi.

VM Medical Park Gebze Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Temiz, tiroit hastalarının Ramazan’da nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit hastalıklarının kısaca ne olduğundan bahseden Uzm. Dr. Temiz, “Tiroit hastalıkları hipotiroidi (tiroidin az çalışması) veya hipertiroidiye (tiroidin aşırı çalışması) yol açan tiroit hormon dengesinin bozulduğu hastalıkların yanında nodüler tiroit, guatr gibi tiroit hormonlarının etkilenmediği farklı tablolardan da oluşan bir hastalık grubudur” dedi.

“Her hastanın tıbbi durumuna göre oruç tutması gerekir”

Tiroit hastalarının oruç tutup tutmayacağı konusunda bilgi veren Uzm. Dr. Temiz, “Tiroitte nodül varlığı eğer tiroit hormonlarını etkilemiyor ve tiroit ilacı kullanımı gerektirmiyorsa oruç tutmasına engel değildir. Hipotiroidi ve hipertiroidide ise bozulmuş olan tiroit hormon dengesinin uygun ilaç tedavisiyle yeniden sağlanmış ve hastalığın kontrol altına alınmış olması bu hastaların güvenle oruç tutabilmesi için gereklidir. Tiroit hormonlarının dengede olmaması, özellikle de yandaş hastalıklar varlığında oruç tutulması hasta için riskli olabilir. Bunun yanında tiroit kanseri dolayısıyla ameliyat olan ve tiroit değerleri katı bir aralıkta tutulması gereken hastalarda da oruç tutulması risk oluşturabilir. Her tiroit hastasının tıbbi durumunun farklı olduğunu unutmamalıyız. Bundan dolayı oruç tutmak isteyen tiroit hastalarının öncesinde mutlaka takipli oldukları hekime oruç tutmalarının uygun olup olmadığı yönünde danışması ve hekimin önerilerine uyması gerekmektedir” diye konuştu.

“Sahurda veya iftarda ilaçlar alınabilir”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında ilaçlarını nasıl kullanması gerektiğini de söyleyen Temiz, “Günümüzde hipotiroidi hastalarını sıkça görmekteyiz. Bu hastaların kullandığı levotiroksin içeren ilaçların emilimi için gerekli olan faktörlere Ramazan ayında da dikkat edilmesi tiroit değerlerinin bozulmaması için önemlidir. Tiroit ilacı kullanmakta olan hastalar, ilaç tedavileri hekimleri tarafından uygun şekilde düzenlenerek, ilaçlarını sahurda veya iftarda almak kaydıyla oruç tutabilirler. Levotiroksini sahur yemeğinden 30 dakika önce aç karnına içilmeli ve öncesinde de mümkün olduğunca uzun bir gece açlığı olmasına dikkat etmeliyiz. Normalde levotiroksin 8-10 saat gece açlığı sonrası sabah aç içilmelidir. Ramazan’da iftar-sahur arasında 8 saatlik açlığı sağlamak zor olsa da gece geç saatlerde yemek yememeye özen gösterilmelidir. Levotiroksin ilacının emilimini olumsuz etkileyen mide koruyucu, asit giderici mide ilaçları, demir ve kalsiyum gibi minerallerin sahurda alınmamasına dikkat edilmelidir. Hipertiroidi hastalarının kullandığı antitiroit ilaçları ise günlük dozunu değiştirmeden bölerek sahurda ve iftarda yemekle beraber alınmasında bir sakınca yoktur” şeklinde konuştu.

“Ramazan’da beslenme önerileri”

Tiroit hastalarının Ramazan ayında nasıl beslenmesi gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Temiz, “Sağlıklı çalışan bir metabolizma için yeterli su tüketimi Ramazan’da da çok önemlidir. Günde 2-2.5 litre olmak üzere su tüketimini iftar-sahur arasında zamana yayarak sağlamalıyız. Hipotiroidi hastalarında sıklıkla karşılaşılan kabızlık sorununda da yeterli su tüketimi önemlidir. Su tüketiminin yanında özellikle meyve ve sebzelere beslenmemizde yer vererek yeterli lif alımı da sağlanmalıdır” dedi.

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version