Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Saliha Erdim, “Çocuklar, anne ve babalarının aynasıdır”

Bu yıl “Savaşın ve Acının Edebiyatı” teması ile düzenlenen 14. Kocaeli Kitap Fuarı, yoğun ilgi ile Kocaeli Kongre Merkezi’nde devam ediyor. Akçakoca Salonu’nda yazarlar Yavuz Yiğit ve Saliha Erdim kitapseverler ile bir araya geldi. Çocuğun 0-7 yaş dönemindeki aile eğitiminin çok önemli olduğunu vurgulayan Yazar Saliha Erdim, “Bu dönem çocuğun gördüğünün, sezdiğinin, hissettiğinin, hayatının her aşamasında onu etkileyecek kadar en derinlere kodlandığı dönemdir. Çocuklar anne ve babaların aynasıdır” dedi. 

 

“0-7 YAŞ HAYATIMIZIN ‘ÇÜNKÜ’ DÖNEMİDİR”

Allah’ın ‘insanı hiçbir şey bilmez olarak yaratık’ ayetine atıfta bulunan Yazar Saliha Erdim, “Rabbimiz buyuruyor ki, ‘biz insanı hiçbir şey bilmez olarak yarattık.’ Peki insan nerede öğreniyor, ailede öğreniyor. Nasıl öğreniyor? 0-7 yaş arasında öğrenerek öğreniyor. Anne ve baba ne yaparsa onu görüyor. Söylediklerini algılama, idrak etme ve gereğini yapma gibi akıl ve muhakeme olguları henüz olmadığı için soyut kavramaları görerek algılıyor. 0-7 yaş hayatımızın “çünkü” dönemidir. Bu da yaptıklarımızı modellediğimiz içindir. Çocuğa ‘başını niye kapatıyorsun’ derseniz ‘annem kapatıyor diye ben de kapatıyorum’ der. ‘Niye namaz kılıyorsun?’ ‘Çünkü babam namaz kılıyor’ der. ‘ Niye şunu yaptın çünkü abim de yapıyor’ der. O yüzden iyi bir insan yetiştirmek istiyorsanız; 0-7 yaş önemli. Dindar bir evlat yetiştirmek istiyorsanız; 0-7 yaş. İnsanları seven, insanlara değer veren, kendisine değer veren bir evlat yetiştirmek istiyorsanız; 0-7 yaş” şeklinde konuştu.

 

“EN AHLAKLI OLMAMIZ GEREKEN YER AİLEMİZDİR”

Yazar Erdim ilgiyle izlenen söyleşisinde anne ve baba arasındaki ilişkinin çocuğu doğrudan etkilediğine dikkat çekti  “Anne ve babanın birbirine bakışındaki duyguyu bile çocuk sezer. Anne ve baba birbirine güzel mi bakıyor sinirli mi bakıyor diye algılamalar yapar” diyen Erdim, “Çocuk anne ve baba arasındaki bakışı anlar, anne şudur baba şudur, çocuk olmak şudur diye tanımlar oluşturur. Kendi zihninde bunları bir anlama dönüştürür. Çocuğa nasihat verirsiniz çocuğum saygılı ol dersin, çok doğru bir söylemdir. Sen çocuğuna saygı duymazsan çocuk saygıyı öğrenemez. Anne ve baba, evde başka davranıp dışarıda başka davranırsa çocuk şunu öğrenir, dışarıda iyi olmak zorundasın evde nasıl olduğun önemli değil. Şuan toplumun  böyle bir derdi var. Dışarda melek içerde zehir zemberek. Bizim aile hayatımız en iyi halimizi sergilememiz gereken yerdir. En ahlaklı olmamız gereken yer ailemiz yani kalemiz. Ben eşime kötü davrandığımda çocuğumun dengesini bozacağımı bileceğim” ifadelerini kullandı.

 

“GÖSTERİŞ ÇAĞINDA YAŞIYORUZ”

Akçakoca Salonu’nda Yazar Yavuz Yiğit ise “Heyecan Aşısı Nasıl Yapılır?” konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Y Kuşağına ait çocukların son sokak çocukları olduğunu, 2000’li yılların başında doğanların da bu çerçeve içerisine dahil edilebileceğini ifade eden yazar şöyle konuştu:  “Ama 2010’dan sonra doğan çocuklar artık sokak çocukları değil. Sokak kalmadı çünkü sokakta alan kalmadı. Eskiden aileler çocuklarını sokağa ve top sahasına rahatça gönderiyordu. Ama şimdi bakıyorum şuan çocuklarınızı, otobüse bindirip bir yere göndermezsiniz. Sokak çocuğu olmak insana takım çalışmasını katar, sokak çocukları daha dayanıklıdır.”

 

ÜÇ TEMEL SORUN

Günümüz çocuklarının üç temel sorunu olduğunu kaydeden; bunlardan birincisini ise bolluk paradosku olarak belirleyen yazar  şunları söyledi:  “Birçok seçeneğin içerisinde yaşıyorlar. Bu bolluk içerisinde çocuklarımız ve gençlerimiz tercihte bulunmada zorlanıyorlar. Bu devrin çocuklarının ikinci büyük sorunu; aşırı bir gösteriş çağında yaşıyoruz. Çocuklar ve gençler sosyal medyadan dünyanın birçok yerindeki en zevkli yiyecek ve eğlencesini görebiliyor. Ülkemizde gençlere soruluyor ‘elinizde imkân olsa yurt dışında yaşamak ister misiniz?’ Sonuçta yüzde 65, ‘evet yurt dışında yaşamak istiyorum’ diyor. Fransa’da bu durum yüzde 70, İngiltere’de yüzde 72, aslında oradaki gençlerde başka bir yerde yaşamak istiyor. Biz burada o kadar çok mutsuz hissettiriliyoruz. İnsanlık tarihin  en iyi çağını yaşıyor. 1980’de reflü olsanız midenizin yarısını alıyorlardı. Bugün hastalık bir ilaç ile tedavi ediliyor. 1930’da dünya ortalama yaşam ömrü 35, o dönemin müreffeh ülkelerinden İngiltere’de ortalama ömür süresi 40 yıldır. Ama şimdi biz daha mutsuzuz sebebi neden eskiden kimse bizim gözümüzün önünde bizi kıskandırmıyordu. Elinizde telefondan birçok farklı şehirdeki insanların faaliyetlerini görebiliyorsunuz. Ama aslında elindeki telefonunla mutlu da olabilirdin. Bu sosyal medya hayatımıza son 15 yılda soktu bir şeydir. Gençler ve çocuklarla alakalı üçüncü sorunumuzda dikkat dağınıklığı sorunu yaşıyoruz. Bu devirde dikkatinizi bir yere yarım saat odaklamanız bütün firmalar tamamen zarardır.”

 

İYİ, DOĞRU VE DÜRÜSTLÜK ERDEMLERİNİN ÖNEMİ

Konuşmasının son bölümünde çocukların ve gençlerin yetiştirilmesinde iyi, doğru ve dürüstlük gibi erdemlerin dikkate alınmasının gerekliliğine dikkat çeken Yazar Yiğit, film ve çizgi film karakterlerinden örnek vererek, çocukların ve gençlerin her zaman buradaki iyi karakterleri tutarak, tercih ederek ve bunun bilincinde olarak yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti. Yazar Yiğit, “Günün sonunda yetenekli çocuklar yetiştireceğiz evet, çocuklara bir dava vereceğiz ama erdemli  insan, insan haklarına saygılı insan yetiştireceğiz. İnsan onuruna değer veren bir çocuklar yetiştirmezsek, günün sonunda yetenekli bir çocuğun manası yok” dedi. Yazar Yiğit, söyleşisinin sonunda okurlarından gelen sorulara da yanıt verdi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
EĞİTİM Tüm Eğitim Haberleri

Yazar Ayaz” Eğitim su gibi ekmek gibi bir ihtiyaçtır”

Bu yıl “Savaşın ve Acının Edebiyatı” teması ile düzenlenen 14. Kocaeli Kitap Fuarı, yoğun ilgi ile Kocaeli Kongre Merkezinde devam ediyor. Süleyman Paşa Salonundaki söyleşilerde yazarlar Mehmet Rıza Ayaz, Çiğdem Zülfikar, Erdal Kara ve Umut Dinçşahin kitapseverlerle bir araya geldi. Yazar Mehmet Rıza Ayaz, eğitimin gıda gibi hava gibi bir ihtiyaç olduğunu belirterek bir insanın, milletin ve devletin güçlü olabilmesi için iyi bir eğitim almasının şart olduğunu belirtti.

 

 

“KONSANTRASYON BİLİNÇLİ SEÇİMLER YAPMAYI SAĞLAR”

İnsanın farklı yaş dönemlerinde de farklı zihinsel kapasiteler ortaya çıkardığını ifade eden Araştırmacı Yazar Çiğdem Zülfikar “O yüzden kendini tanımak ve yönetmek konusunda ‘adanmak’ anahtarlardan bir tanesidir. Bir kişi düşünce kalıplarını değiştirdiği müddetçe hayatını değiştirebilir. Çevresel koşulları her zaman değiştiremezsin ama zihnimize bir bekçi ve filtre koyarak zihnimizi kontrol edebiliriz” şeklinde konuştu.

 

“EĞİTİM GERÇEK BİR İHTİYAÇTIR”

Süleyman Paşa Salonundaki “Çocuk Yaşta Evlilik ve Eğitimin Önemi” söyleşisinde konuşan Yazar Mehmet Rıza Ayaz, “İnsanı Allah beyin olarak çok büyük bir kapasite ile yaratmıştır. Beynimizi bilgi ile doğru ile her gün daha anlamlı şeylerle doldurmamız lazım. İnsanın kalbi ve beyni boşluğu kabul etmez. Eğer boşluk olursa orada başarısızlık gelir. İnsan öğrenmeye ve gelişmeye otomatik olarak yaratılmış ve bizim DNA yapımız buna göre programlanmıştır. Eğitim gerçek bir ihtiyaçtır. Hayatta gıda gibi barınma gibi eğitim de çok önemlidir. Bir insanın, bir milletin ve bir devletin güçlü olabilmesi için iyi bir eğitim, iyi bir öğretim görmesi gerekiyor” dedi.

 

“KIYAYA VURAN ÖYKÜ” KISA FİLMİ İZLENDİ

Savaş, savaşta yaşanan zorluklar ve çocukların savaşlarda yaşadığı zorluklar üzerine çeşitli değerlendirmelerde bulunan Yazar Erdal Kara’nın konuşmasından sonra yazarın kendisine ait “Kıyaya Vuran Öykü” adlı kısa filmin gösterimi gerçekleştirildi. Gösterim sonrasında Yazar Kara ve katılımcılar, kısa film üzerine değerlendirmelerini dile getirdiler. Yazar Umut Dinçşahin ise “Elveda Yorgunluk” adlı söyleşisinde yorgunluğun giderilmesine yönelik ve bu bağlanmadaki birçok konu hakkında katılımcılara sunum gerçekleştirdi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Büyükakın: Gazze’de tüm değerler yok edildi

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Gazze’de devam eden İsrail saldırılarının 1. yıldönümünde acı ve gözyaşının dinmesi dileğiyle, “Uluslararası insan hakları örgütleri, basın kuruluşları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu soykırıma daha ne kadar seyirci kalacak? Bu utancı ne kadar daha taşıyacaklar?” dedi.

 

BAŞKAN BÜYÜKAKIN’DAN AÇIKLAMA

Başkan Büyükakın, sosyal medya hesabında şunları kaydetti; “Bugün 7 Ekim. Bir yıldır süren İsrail saldırılarında, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere binlerce masum Filistinli hayatını kaybetti. 10 binden fazla Filistinli çocuk kayıp, 100 bine yakın insan yaralı ya da sakat durumda. Gazze’de zor şartlar altında görev yapan 172 gazeteci öldürüldü, 500’den fazla sağlık görevlisi ve insani yardım çalışanı hayatını kaybetti.

 

BUNA NE KADAR SEYİRCİ KALINACAK

Camiler, hastaneler, okullar ve ambulanslar hedef alındı. Tüm bu saldırılar, dünyanın gözleri önünde ve adeta meydan okunarak gerçekleştirildi.

Gazze’de sadece masum insanlar değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler sistemi, Batı’nın savunduğunu iddia ettiği değerler ve insanlığın adil bir dünyada yaşama umudu da yok edilmiştir. Uluslararası insan hakları örgütleri, basın kuruluşları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu soykırıma daha ne kadar seyirci kalacak? Bu utancı ne kadar daha taşıyacaklar?

 

MAZLUMUN YANINDA OLDUK

Türkiye olarak, tarih boyunca her zaman mazlumun yanında durduk. Allah’ın izniyle, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, ecdadımızdan aldığımız vicdanlı ve adaletli duruştan taviz vermeden, bir kuru ekmeğe, bir yudum suya, bir tas çorbaya muhtaç olan Gazzeli çocukların, kadınların ve mazlumların sesi olmaya devam edeceğiz.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

“Sosyal medya bizi dibine kadar kandırıyor”

Kocaeli’de “Sosyal medyada kullanan mı, kullanılan mısın?” adlı söyleşi de sevenleri ile bir araya gelen Yazar Yelda Kırçuval, “Sosyal medya bizi dibine kadar kandırıyor. Sanal ve doğru olmayan bilgilerle sosyal medya bize kendimizden uzaklaştırıyor. Sosyal medya insanda ve özellikle gençlerimizde kıyaslama duygusunu yaratıyor” dedi.

Bu yıl “Savaşın ve Acının Edebiyatı” teması ile düzenlenen 14. Kocaeli Kitap Fuarı, üçüncü gününde Kocaeli Kongre Merkezi’nde devam ediyor. Karamürsel Alp Salonu’ndaki söyleşilerde yazarlar Yelda Kırçuval ve Çetin Deniz katılımcılara hitap etti. “Beynini Konfor Alanından Çıkart” konulu söyleşisinde konuşan Yazar Çetin Deniz, şükretmenin insan beyni üzerindeki etkilerine değinerek, “Şükür etmek beynin kalitesini, aktivasyonunu, sağlıklı çalışmasını, konfor alanına girmeden üretken halde hayata devam etmesini sağlayan yapıyı da beraberinde oluşturuyor” diye konuştu.

“3 buçuk milyar dolarlık sağlıklı çalışan bir beyne sahip olduğumuzdan dolayı güne şükrederek başlamamız lazım”

İnsan beyninin düzgün çalışan sisteme sahip olduğunu belirten Yazar Çetin Deniz, “Sabah kalktığınızda kendinizi, çocuğunuzu, eşinizi, anne ve babanızı hatta aynaya baktığınızda kendinize güzel sözler söyleyen bir kişi ile karşı karşıya bulursunuz. Kendinizle sağlıklı iletişim kurabiliyorsunuz. Her sabah kalktığımızda bence 3 buçuk milyar dolarlık sağlıklı çalışan bir beyne sahip olduğumuzdan dolayı güne şükrederek başlamamız lazım. Beynin sağlık çalıştığını bilerek ve buna şükretmek gerekir. Bu düzgün çalışan 3 buçuk milyar dolarlık beyni bir virüs bozar mı? Evet bozar. Hiç fark etmezsiniz küçük virüsün bulaşması tüm sistemi altüst eder” şeklinde konuştu.

“Sosyal medya bizi kendimizden uzaklaştırıyor”

Yazar Yelda Kırçuval da Karamürsel Alp Salonu’nda okurlarıyla bir araya geldi. “Sosyal medyada kullanan mı, kullanılan mısın?” adlı söyleşisinde katılımcılara seslenen Kırçuval, “Sosyal medya bizde bağımlılık yaratıyor. Biz sosyal medyada bağımlı mıyız, yoksa sosyal medyaya bağımlı mıyız. İnsan hiçbir çıkar gözetmeksizin ailesine bağlıdır. Orada kayıtsız, şartsız ve karşılık olmadan, bir sevgi ve bağ vardır. Sosyal medya çok basit nasıl bizim iliklerimize kadar işliyor. Birincisi ve en basiti, sosyal medya bizi dibine kadar kandırıyor. Sanal ve doğru olmayan bilgileri, bize yansıta yansıta kendimizle aramıza koyacağımız kocaman mesafe haline getiriyor, kendimizden uzaklaştırıyor. Sosyal medya insanda ve özellikle gençlerimizde kıyaslama duygusunu yaratıyor. ’Onda var, bende niye yok’ diye düşündürüyor. Sosyal medya ne yapıyor seni başkaları ile kıyaslatarak seni bozuyor. Gençlerimiz de özellikle, ’Sen oralara gidemezsin, onun parası var, o gitti sen gidemezsin’ algısını veriyor sana” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Kemal Sayar: İnsan zorluklarla sınanarak büyür

Türkiye’de kitap fuarcılığı alanında örnek gösterilen ve bu yıl 14’üncü kez kapılarını açan Kocaeli Kitap Fuarı tüm heyecanıyla devam ediyor. Kocaeli Kongre Merkezi Akçakoca Konferans Salonu’nda düzenlenen “Kendi ışığına yürü” konulu söyleşide okurlarıyla buluşan Psikiyatrist Yazar Kemal Sayar, “İnsan zorluklarla sınanarak büyüyen bir varlık. Her bir zorluğu aştığımızda karakterimiz güçleniyor” dedi.

 

“HAYATIN EN ÖNEMLİ DERSİ ÖLÜM VE KALIMLARDIR”

Hayat müfredatının en önemli dersinin ölüm ve kalımlar olduğunu söyleyen Sayar, “İnsan asude bir hayatı olsun istiyor. Kazalar belalar bizi hiç bulmasın, sevdiklerimizin üzüntüsünü hiç görmeyelim istiyoruz. Böyle bir şey çok az insanın hayatında var. İnsan zorluklarla sınanarak büyüyen bir varlık. Her bir zorluğu aştığımızda karakterimiz güçleniyor. Onlarla karşılaştıkça biz de kendi kanatlarımızın ne kadar büyüyebileceğini, o kanatlarla nereye kadar uçabileceğimizi, zorluklarla nasıl başarabileceğimizi, içimizdeki kudreti fark ediyoruz. Sınanmadan bilemiyoruz. Tabii buradan bir zorluk kutsaması çıkarmayalım. Ama olduğu zaman da oradan ders çıkarmayı bilmeliyiz” şeklinde konuştu.

 

 

“KIRILGANLIĞIMIZ BİZE HAYATI ÖĞRETİR”

Yaşadığımız zorlukların hayatın anlamını kavramamızda bize yardımcı olduğunu anlatan Sayar, “Her basamakta yükseliyorsunuz ve ufku daha iyi görebiliyorsunuz. Tabii, bizi örseleyen o ana hapis kalmamak şartıyla. O anda hapis kalırsak, sürekli bizi üzen hadiseyi tekrar yaşarsak, tutuklu kalıp acılarımızı tekrar edersek o zaman yerimizde sayıyoruz ve geriye doğru gidiyoruz. Yaşamış olduğumuz şeyler, kırılganlığımız bize hayat hakkında çok şey öğretir. Hayat, her şey yıkılsa bile elde kalanlarla yeni bir şey inşa etmektir” ifadelerini kullandı.

 

“KÖTÜ SÖZ DÜNYAYI ÇİRKİNLEŞTİRİYOR”

Sayar, kem sözün müptelası olmanın dünyayı çirkinleştirdiğini vurguladı. Büyüklerin ağızlarından çıkan her söze çok dikkat ettiğini anlatan Sayar, “Kötü söz cisim kazanır ve gerçekleşir. Çok kötüyü konuşmak biraz da kötüyü çağırmaktır. Tabii gördüğümüz kötüyü eleştirelim daha iyi olması için gayret edelim ama hayatlarımızı kötü söz ve başkalarının kötülüğü üzerine kurmayalım. Bu şekilde yaptığımızda dünyayı yaşanılmaz bir yer olarak algılayarak, insanları düşman olarak adlandırıyoruz. İnsanlara güvenelim. Güven bir toplumun tutkalıdır. Bir toplumda güven arttıkça o toplum birbirine daha bağlı hale gelir. Yanlış yapan insana ikinci defa şans verelim demiyorum ama her insanı kötülük timsali bir varlık olarak algılamayalım. Dünyamızı güzelleştirelim. Güzelliği görebilecek şekilde zihnimizi geliştirelim. Çünkü biz güzeli fark ettikçe dünya da güzelleşiyor” değerlendirmesinde bulundu. Sayar’a konuşmasının sonunda Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaeli’nin tanıtımı için hazırlamış olduğu Havadan Fotoğraflarla Kocaeli adlı kitap hediye edildi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

”Kasabalı bir toplumuz, kasabada sıkışıp kaldık”

Bu yıl “Savaşın ve Acının Edebiyatı” teması ile düzenlenen 14. Kocaeli Kitap Fuarı, kapılarını Kocaeli Kongre Merkezinde kitapseverlere açtı. Farklı alanlardaki söyleşi programları ve imza etkinlikleriyle düzenlenen kitap fuarında, birçok yazar, edebiyatçı, akademisyen ve entelektüel isim kitapseverlerle bir araya geliyor. Karamürsel Alp Salonundaki söyleşiler de yazarlar Betül İlter, Selahattin Yusuf ve İhsan Süreyya Sırma düzenlenen oturumlarda katılımcılara hitap etti. Selahattin Yusuf’un, “Biz kasabalı bir toplumuz. Kasabada sıkışıp kaldık. Kasabalılaşma; insanların ne köylü olabildiği ne de şehirleşebildiği bir durumdur. İkisinin arasında sıkışıp kalmıştır” sözleri dikkat çekti.

 

“HIZLI OKUMA; SESSİZ OKUMA TEKNİĞİDİR”

“Hızlı Okuma Teknikleri Üzerine” konulu söyleşisi ile kitapseverlerle bir araya gelen Yazar Betül İlter, “Hızlı okuma tekniğine geçmeden önce çocuklar birinci sınıfta okuma yazmayı öğrenmesi gerekiyor. İkinci sınıftan itibaren okuma yazma tekniklerine geçmesini doğru buluyorum. Hızlı okuma tekniklerine bakıldığında, hızlı okursam anlamam ki gibi bir ön yargı var. Sesli okumak, hızlı okuma tekniği değildir. Hızlı okuma tekniği sessiz okuma tekniğidir. Sessiz hızlı okumak için okuma alışkanlığımızı oluşturmamız gerekiyor. Aslında sesli okurken normal bir hızla, daha sakin okumak, vurgusuna ve tonuna dikkat ederek okumak daha iyidir” dedi. 

 

“KASABADA SIKIŞIP KALDIK”

“Türk Şiiri Işığında Modern Türk Romanı” konulu söyleşisiyle kitapseverlerle bir araya gelen Yazar Selahattin Yusuf, Türkiye’nin sosyolojik, siyasi, edebi ve diğer pek çok alanına dair tespitlerini dile getirdi. Yazar Yusuf, “Biz kasabalı bir toplumuz. Kasabada sıkışıp kaldık. Şehirli insan bir kapasiteye ulaşmış bir insandır. Şehir kendi kendine yetebilen insanların olduğu bir yerdir. Türkiye’nin meselesi kasabalılaşmasıdır. 1920’lerde şehirleşme oranı yüzde 15 veya 20’lerde iken bugün yüzde 90’lara ulaşmış durumda. Bu kadar hızlı şehirleşmiş bir ülkede insanları hala kasabalılaşmış kafadan nasıl kurtarabilirsiniz. Kasabalılık bir rantiyeciliktir. Köylü dediğimiz insan bir değer üretir. Köy neden önemli çünkü değer üretiyor. Yani bir emek veriyor. Kasabalılaşma nedir, insanların ne köylü olabildiği ne de şehirleşebildiği bir durumdur. İkisinin arasında sıkışıp kalmıştır” şeklinde konuştu.

 

‘’CEKETİMİ VEREYİM AMA KÜDÜS’Ü VERMEM”

“İslam ve Tarih” konulu söyleşisi ile kitapseverlerle bir araya gelen Yazar İhsan Süreyya Sırma, “Tarih boyunca Allah’u Teala tarih 124 bin peygamber göndermiş. Bunların sonuncusu Mekkeli olan Hz. Muhammed Efendimiz. O da görevini yaptı. Kendisine gelen vahiy etti. Bazı insanlar ona inandı itaat etti bazı insanlar inanmadı. Daha sonra İslam devletini kurdu, bu şekilde bizde onun ümmeti olarak bu günlere geldik. Çağımızdaki hiç kimse ben Hz. Muhammed’i tanımıyorum diyemez. Aynı şekilde Fatih’i veya Abdülhamit’i tanımıyorum diyemez. Sultan Abdülhamit; Yahudilere Kudüs’te, Filistin’de bir yer vermedi. Sultan Abdülhamit’in Yahudi Theodor Herzl’e verdiği cevap müthişti; ‘Ceketimi iste sana vereyim ama Kudüs’ü size vermem.’ Peki bunun gerçekleşmesi için ne lazımdı Abdülhamit’i devirmeleri lazımdı” ifadesini kullandı

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version