Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Arıtma sistemlerinin geliştirilmesi hem müsilajın çözümüne hem tarıma katkı sağlayacak

Marmara Denizi’nde müsilaj yer yer görülmeye devam ediyor. Prof. Dr. Muhammet Türkoğlu, arıtma faaliyetlerinin arttırılmasıyla denizlerin hem müsilajdan kurtulacağını hem de yerinde tarım ile ucuz meyve-sebzeden faydalanılabileceğini belirtti.

Marmara Denizi’nde müsilaj yer yer görülmeye devam ederken, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Türkoğlu müsilajdan kurtulmak için arıtma sistemlerinin önemine değindi. Prof. Dr. Türkoğlu, “Bu atık suları arıttıktan sonra tam biyolojik arıtmadan sonra belirli havzalarda biriktirip, bunu yerinde tarım ve park bahçeleri sulamak için kullanabiliriz. Dolayısıyla Marmara Denizi hem kirlilikten kurtulmuş olur hem de İstanbul gibi tarım alanlarının mevcut olduğu civarlarda yerinde tarımla daha ucuz sebze, daha ucuz tarım ürünlerini orada yaşayan insanlar edinebilir. Dolayısıyla bu çift yönlü çözüm aslında en önemli çözüm” dedi.

Müsilajın oluşumunda üç temel etken

Müsilajın oluşumunda üç temel etkenin yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Türkoğlu, “Müsilaj oluşumu tamamen organik madde birikimi. Bu organik madde birikiminin ana sebebi kirlilik demiştik ve aynı zamanda bunu etkileyen sıcaklık söz konusu, bir de hidrodinamik yapı yani üreyen, çoğalan organik maddenin dip sulara dağılamaması, dolayısıyla yüzeyde müsilaj birikimine neden oluyor. Problemin ana kaynağı bu” diye konuştu.

“Arıtma konusunda son zamanlarda kısmen bilinçlenme oluştu”

Denizlere salınan atıkların arıtılması konusunda son dönemlerde bilinçlenmenin arttığını ama yetersiz olduğunu vurgulayan Türkoğlu, “Peki müsilaj oluşumunu nasıl engelleyebiliriz? Bunu şu şekilde ortaya koymak lazım; müsilaj için öncelikle sebepleri ortaya koyduk biraz önce. O sebepleri ortadan kaldırmamız lazım. Şimdi sebebi biri neydi; kirlilik yüküydü, kirlilik. İkinci sebebimiz neydi; önemli sebebimiz, iklim değişimi ve buna paralel olarak sıcaklığın artışı. Üçüncü sebebimiz neydi; hidrodinamik yapı. Bizim hidrodinamik yapıyı değiştirme şansımız yok. Bu akıntı sistemlerini değiştirme şansımız yok. Artı, iklim değişimini kısa vadede değiştirme şansımız yok. Kısa vadede öncelikle değiştirebileceğimiz ne kalıyor ortaya; müsilajın sebebi olarak denizlerin kirletilmesinin durdurulması. Bunu nasıl durduracağız, çok basit aslında. Geçmişte kaba arıtma metodlarıyla tüm atık suları biz Marmara Denizi’ne boca ediyorduk. İstanbul, İzmit, Kocaeli, Bursa vesaire bunların her biri Marmara’ya kıyı oluşturan şehirler. Dolayısıyla bunlar atıklarını çözüldükten sonra katı atığı sıvı olarak belirli derinliklere 25 metre, 30 metreye boca ediyorlardı. Son zamanlarda biraz tabii bilinçlenme söz konusu oldu, biyolojik arıtma tesislerinin sayısı artmaya başladı. Kısmen bu oran 25, 30, 40’lara çıktı. Biz yine de kaba arıtımla kirleticilerin büyük bir kısmını sisteme veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Arıtma ile hem müsilajdan kurtulma hem de yerinde tarım

Prof. Dr. Türkoğlu, müsilajın oluşumunun engellenmesi ve yerinde tarım ile ucuz sebze-meyveye ulaşmanın Marmara Denizi’ne kıyısı olan şehirlerde arıtma sistemleri ile sağlanabileceğini açıkladı. Türkoğlu, bu arıtma sistemi düzenini ise şöyle anlattı:

“Burada ise aynı zamandaki kirleticileri sisteme vermiyoruz, elde ettiğimiz tatlı su kaynaklarını ayrıca sisteme veriyoruz. Gelecekte su kıtlığı dediğimiz olgu da söz konusu. Dolayısıyla biz şu anda içme su kaynakları için var olan nasıl havzalar varsa; bu atık suları arıttıktan sonra, tam biyolojik arıtmadan sonra belirli havzalarda biriktirip, bunu yerinde tarım ve park bahçeleri sulamak için kullanabiliriz. Dolayısıyla Marmara Denizi hem kirlilikten kurtulmuş olur hem de mevcut İstanbul gibi tarım alanlarının mevcut olduğu civarlarda yerinde tarımla daha ucuz sebze, daha ucuz tarım ürünlerini orada yaşayan insanlar edinebilir. Dolayısıyla bu çift yönlü çözüm aslında en önemli çözüm. Bunu politika yapıcılar, siyasetçiler göz önünde tutmalı. Biz insanlar olarak da çevremize daha duyarlı olmalıyız, daha dikkat etmeliyiz. Minimum seviyede kirletmeliyiz.”

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Marmara Denizi’nde yeni müsilaj alarmı

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/marmara-denizinde-yeni-musilaj-alarmi-0-VwfDfw4k.mp4
Marmara Denizi’nde yeniden ortaya çıkan müsilaj sorununa dikkat çeken Bandırma Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, ekolojik felaketin yeni bir kısır döngüye dönüştüğünü belirterek acil önlem çağrısı yaptı.

Prof. Dr. Sarı, 14 Eylül’de Bandırma Körfezi, Gemlik Körfezi, Tekirdağ kıyıları, Marmara Adası çevresi, Erdek Körfezi ve Çanakkale Boğazı girişinde yoğun müsilaj oluştuğunu belirtti. Şu anda 10 ila 30 metre derinliklerde farklı bölgelerde, farklı yoğunluklarda müsilajın devam ettiğini kaydeden Sarı, “İlk kez bu kadar erken oluşması konunun ne kadar acil olduğunu göstermesi açısından önemli” dedi.

Sarı, Marmara Denizi’ndeki son durumu şöyle anlattı:

“Marmara Denizi’nde yeni bir müsilaj oluşumuyla karşı karşıyayız. Evet, yeni bir müsilaj yine müsilaj. 14 Eylül’de Marmara Denizi’nde Bandırma Körfezi, Gemlik Körfezi, Tekirdağ kıyıları, Marmara Adaları’nın çevresi ve Erdek Körfezi ile Çanakkale Boğazı’nın girişinde yoğun müsilaj ortaya çıktı, oluştu. Şu anda 10 metreyle 30 metre derinlikler arasında, farklı bölgelerde, farklı yoğunluklarda ne yazık ki müsilaj devam ediyor.

Müsilajı biz esasında bir sonuç olarak görmek durumundayız. Çünkü müsilaj bizim denizle kurduğumuz yanlış ilişkinin sonucunda ortaya çıkıyor. Denizi kirlettik. İklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıkları zaten artış trendinde. Marmara Denizi zaten astımlı bir çocuk gibi çok hassas, kırılgan bir ekosistem ve ikili su yapısına sahip. Tüm bu üçlü tetikleyici bir araya geldiğinde müsilaj kaçınılmaz olarak karşımıza çıkıyor.

Peki neyi yanlış yaptık da bu hale geldik? Marmara Denizi’nin çevresindeki her iki kişiden birinin atığını halen arıtmadan denize boca ediyoruz. Yani otuz milyon insanın on beş milyonunun atıkları doğru düzgün arıtılmadan denize boca ediliyor. Sanayinin atıklarının yüzde yetmişi arıtılmadan gidiyor. Tarım zehirleri hiç arıtılmıyor. Marmara’nın çevresindeki akarsular birer zehir kanalına dönmüş durumda.

Tüm bunlar işte müsilajın temel nedenleri, tetikleyicileri olarak karşımıza çıkıyor. Peki ne yapıp da müsilajdan kurtulacağız? Bir aslında sonucun nelerden ortaya çıktığına bakarsak, nedenleri ortadan kaldırırsak sonuçlar değişecektir. Marmara Denizi’ndeki müsilajdan kurtulmak için nedenleri olan, en önemli neden olan kirliliği önlememiz lazım. Marmara Denizi’ne 1 litre bile arıtılmamış atık su deşarj etmemeliyiz, edememeliyiz.

2021 yılında bir eylem planı yaptık. Hakkıyla uygulasak müsilajdan kurtulma, uzun süreli kurtulma yönünde kocaman bir adım atmış olacaktık. Yapmadık, yapamadık. Suçu birbirimize attık. Sonra 2024 yılında müsilaj ortaya çıktı. Tekrar bu plana atıf yaptık. Sonuçsuz toplantılarla zamanımızı geçirdik. Kayda değer bir önlem halen almadık. Bakın 2025 yılında tekrar müsilajla karşı karşıyayız. Bir kör döngüye girmek üzereyiz.

Bu kör döngüden çıkmanın yolu şimdiye kadar yaptıklarımızı değiştirmekten geçiyor. Ne olursunuz bu kör döngüyü kıralım. Bilim insanları konuşuyor, uygulayıcılar, bunu önleyecek olanlar susuyorlar. Ölü taklidi yapıyorlar. Bütün bilim insanları olarak biz bir araya gelsek bunu önleyemeyiz. Biz nasıl olduğunu, neden olduğunu, nasıl önleneceğini size anlatırız, açıklarız. Ama bunu önleyecek olan merkezi ve yerel yönetimlerdir.

Lütfen harekete geçin. Acilen yeni bir eylem planına ihtiyacımız var. Artık 2021’deki eylem planı geride kaldı. O zamanki yaptığımız kurullar, aldığımız kararlar ne yazık ki uygulanamadı, geride kaldı. Çok acil. Hemen bir araya gelmeliyiz. Şimdiden bir acil eylem planı yapmalı ve yeniden Marmara Denizi’yle ilişkimizi düzeltmemiz lazım. Bakın Marmara 2021’de ağır yaralıydı. Bu ağır yaralılık durumu 2024’teki müsilajda birazcık daha arttı.

Şu anda Marmara çok ağır yaralı durumda. Ağır yaralı hastaya nasıl müdahale edileceği tıbbın konusu. Ama Marmara Denizi’nde nasıl müdahale edileceğini biliyoruz. Lütfen harekete geçelim.”

Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nin yeniden müsilaj tehdidiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, yetkililere acil çağrıda bulundu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Marmara’da ’bitti’ denilen müsilaj kabusu tekrar hortladı

Marmara Denizi balıkçısı, yoğun görülen denizanasıyla mücadele ederken, tekrar kendini gösteren müsilajla çaresiz kaldı.

Bursa’nın Gemlik ve Mudanya ilçelerinden, Tekirdağ ve Balıkesir’den denize açılan balıkçılar “bitti” dedikleri müsilajla tekrar k karşılaştı.

Denizanası yoğunluğuyla uğraşırken Marmara’da ağlarını müsilaj nedeniyle çekmekte zorlanan balık yerine adeta balçık çeken balıkçılar, ne yapacağını şaşırdı.

Gemlik Su Ürünleri Kooperatifi Başkan Vekili Kadir Aksu, denizanası popülasyonunda artışın sürdüğünü kıyıların bu canlıdan geçilmediğini söyledi.

Ekim ve kasım aylarında denizanasının azalmasını, yok olmasını beklerken müsilajın tekrar başladığına dikkati çeken Aksu, “Balıkçılarımız müsilaj var diyordu ama biz denizanası salyası diyorduk. Kayıkçılarımız kıyıya geldikçe gördük ki ağlarını müsilajdan çekememişler.” dedi.

Ağların tekrar müsilajla kaplandığını olmadığı yerlerde de denizanasından zarar gördüklerini aktaran Aksu, şöyle konuştu:

“Müsilaj çok belirgin olarak tekrar ortaya çıkmaya başladı. Normalde eylül ayı lüfer ayıdır herkes bilir bunu yani Türkiye’de yaşayan herkes eylülde lüferin Marmara’da olduğunu bilir ama çıkamıyoruz denize. Biz zaten geçen sene 8 ay denize çıkamadık müsilaj yüzünden. İki ay havalardan balıkçılık zaten olmadı. Denizanası fazla müsilaj görülmeye başlandı. Bıktık artık gerçekten bıktık.”

Aksu, eylülde tam para kazanacağı dönemde balıkçıların denize açılamadığını belirterek, “Tekirdağ balıkçılarından bile görüntü geldi müsilajdan ağları berbat durumda. Heryere anlattık bu denizanası ve müsilaj sorununu ama çözüm yok. Marmara’da balıkçılık elbirliğiyle bitirildi. Kirlilik, arıtılmadan denize akıtılan atıklar, bilinçsizlik derken balıkçılık bitti artık” dedi.

Denizanasının ciddi derecede arttığını vurgulayan Aksu, “Temas etmemek mümkün değil ağları çekerken yüzümüze sıçrayan suyla salyaları geliyor. Bir hafta evinde yatan balıkçılarımız oluyor. Deride inanılmaz yaralanmalara yol açıyor. Neyle mücadele edeceğimizi şaşırdık” ifadesini kullandı.

“Yine yeniden başlad”

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi ve Marmara Denizi Eylem Planı Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Yine, yeniden müsilaj başladı.” dedi.

Şarköy kıyıları, Gemlik Körfezi, Bandırma Körfezi, Erdek Körfezi ve Çanakkale Boğazı girişinde 15 Eylül itibarıyla müsilaj tespit ettiklerine dikkati çeken Sarı, şunları kaydetti:

“Genelde ekim-kasım aylarında oluştuğunu dikkate aldığımızda bu tarih oldukça erken. Bulunduğu derinlik lokasyona göre değişse de genelde 15-18 metre aralığında. Geçmiş yıllardaki yayılım hızına bakarsak birkaç hafta içinde Marmara’nın her tarafında müsilajdan bahsediyor olacağız ne yazık ki. Müsilaj bir sürü başka faktörün de katkısıyla yükselen deniz suyu sıcaklıkları, deniz şartlarındaki durağanlık ve artan kirlilik olarak sıraladığımız üçlü tetikleyicinin bir araya gelmesiyle oluşmaya başlıyor. İlk ikisi kontrolümüz dışında. Müsilajı önlemek için tek çare Marmara Denizi’nin kirlilik yükünü azaltmak.”

Tedbir alınmazsa bundan sonra her yıl tekrar etme veya sürekli hale gelme ihtimali bulunduğunu vurgulayan Sarı, şöyle devam etti:

“2021 yılında ilan edilen ve tüm tarafların altına imza attığı Marmara Denizi Eylem Planı’na geri dönmek zorundayız. Tüm evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer atıkların ileri biyolojik arıtmaya tabi tutulması bir tercih değil zorunluluk artık. Ölü taklidi veya oluştuğundan haberdar değilmiş gibi yapılmaması için ilgili tüm Bakanlıklara ve belediyeler birliğine resmi olarak bildirimde bulundum. Deniz ekosisteminden sonra müsilajın ilk kurbanı balıkçılık sektörü. Küçük ölçekli balıkçılar şimdiden balık avlayamaz hale gelmek üzere. Endüstriyel balıkçılar çoktan Marmara’yı terk etti bile.”

Sarı, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

– Çalışmayan arıtma tesislerini çalışır hale getirelim.

– İnşaatı devam eden arıtma tesislerini bir an önce bitirelim.

– İleri biyolojik arıtma dönüşümünü hızlandıralım.

– Denetimi artırarak endüstriyel atıkların arıtılmasını sağlayalım.

– Arıtma tesislerinin dönüşümü için merkezi yönetim, yerel yönetim çekişmesini bir tarafa bırakıp işbirliği yapalım.

– Denizle kurduğumuz yanlış ilişkiyi değiştirmek üzere ulusal ölçekte farkındalık kampanyaları başlatalım.

– Toplantılarla zaman kaybedip, suçu birbirimize yükleyerek iş yapıyormuş gibi gözükmeyelim.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Müsilaj bitti bu kez denizanası kabusu başladı

Son yıllarda müsilaj kabusuyla mücadele eden ve özellikle bu yıl ilkbaharda denize bile açılamayan balıkçıların başı bu kez popülasyonu ciddi boyutlara ulaşan denizanalarıyla dertte.

Gemlik Körfezi’nin kıyısından başlamak üzere yoğun olarak görülen ve bazıları ciddi irilikte olan denizanaları balıkçıları kara kara düşündürüyor.

“Müsilajdan tam kurtulduk” derken bu kez denizanası kabusuyla yüz yüze gelen balıkçılar, Marmara Denizi’nde avlanmanın giderek zorlaştığına işaret ediyor.

Gemlik Su Ürünleri Kooperatifi Başkan Vekili Kadir Aksu, ilkbaharda müsilaj nedeniyle denize hiç açılamadıklarını belirterek, müsilajın bitmesiyle aşırı derece deniz anası görülmeye başlandığını anlattı.

Son 10 yıldır böyle bir yoğunluk görmediklerini dile getiren Aksu, “Denize bu sefer denizanası yüzünden ağ atamayacağız. Ağları patlatıyor ve aydıca fiziki olarak da kollara yüzünüze gelince inanılmaz yakıyor, acı veriyor” ifadesini kullandı.

“Müsilaj bitti deniz anası kabusu başladı.” diye Aksu, şöyle konuştu:

“Denizanası denizde olabiliyor ama olması gerekenin 10 katı belki de daha fazla. Denize girme imkanınız bile yok. 10 metrekare alanda 20-30 deniz anası var. Bunu bir ağın 300 metre olduğunu düşünün yüzlerce denizanası nasıl kaldıracaksınız.? Vücuda da çok zararı var, balıkçılar uzak duruyor ama onlar bizden uzak durmuyor. Karadeniz, Ege gibi açık denizlerde dağılıyor ama Gemlik gibi İzmit gibi körfezlerde denizanası bizi çok zorluyor.”

Çocukluktan beri denizde olduğunu ve ilk kez bu yoğunlukta denizanasıyla karşılaştığını aktaran Aksu, “Nereye baksanız denizanası var. Ekoljik denge bozuluyor. Büyüklerimizden isteğimiz denizi korusunlar. Özellikle Marmara Denizi’nin kontrol altına alınması gerekiyor.” dedi.

Denizde balık olduğunu yatırım yaptıklarını ancak bu sefer denizanası engeliyle karşılaştıklarına dikkati çeken Aksu, “Kasım aralıka kadar sürerse küçük ölçekli balıkçı kendini çevirecek durumu kalmayacak. Müsilaj için destek verilecek ama bunun gerçekten bize faydası olacak boyutta olması gerekiyor. Kredi  çekmek istiyoruz kredi alamıyoruz. Müsilaj tekrar ortaya çıkabilir. Ne yapacağımızı şaşırdık. En yiyisi Marmara Denizi’ni balıkçıya kapatalım gitsin.” diye konuştu.

“Denizanasının yumurtasını yiyecek balıkları avlayan biziz”

Marmara Denizi Eylem Planı Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı ise bir taraftan deniz suyu sıcaklıklarının rekor kırdığını yani denizlerin ısındığını, öte yandan da hız kesmeden denizlerin kirletildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Yani denizin azot ve fosfor yükü artıyor. Buna bağlı olarak plankton patlamaları yaşanıyor. Bu durum denizanaları gibi türler için ideal üreme, çoğalma fırsatı sunuyor. Denizanalarının popülasyonunu kontrol edecek büyük balıkları ise çoktan avladık. Marmara’da avlanan toplam balığın yüzde 90’ı hamsi, istavrit, sardalya gibi küçük pelajikler. Yani büyük balık kalmadı Marmara’da. Özetle denizle kurduğumuz yanlış ilişki devam ediyor.  Burada ana faktör deniz suyu sıcaklıklarının artışı gibi gözükse de aslında suçlu biziz. Kontrol edemediğimiz iklime suçu atarak kendimizi temize çıkarma denemeleri boşuna. Çünkü kirleten biziz. Denizanası için ortamı uygun hale getiren biziz. Denizanasını, yumurtasını, larvasını yiyerek popülasyonunu azaltacak balıkları avlayan biziz.”

Çarenin denizle kurulan yanlış ilişkiyi düzeltmek olduğunu belirten Aksu, “Bir litre bile atık suyu arıtmadan denize bırakmamalıyız. Marmara Denizi özel, kırılgan ve müsilaj yüzünden ağır yaralı bir deniz şu anda. Ekosistem esaslı balıkçılık yönetimi uygulamalarına geçmek zorundayız bütün denizlerimizde. Belli boydan büyük teknelerin, ağların Marmara’da kullanılmasını sınırlandırmamız lazım. Deniz kirliliğini ve avcılığı kontrol altına aldığımızda denizanası popülasyonları kendiliğinden azalıp, dengeye gelecektir.” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

İHA Muhabiri Ahmet Faruk Sarıkoç’a çevre ödülü

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/06/iha-muhabiri-ahmet-faruk-sarikoca-cevre-odulu-0-18IJFsjO.mp4
İhlas Haber Ajansı Muhabiri Ahmet Faruk Sarıkoç, İstanbul Kent Konseyi tarafından çevre ödülüne layık görüldü. Sarıkoç, daha önce ‘İSKİ İstanbul’da boğaza ve Marmara Denizi’ne lağım suyu akıtıyor’ haberlerini gündeme getirerek, İSKİ’ye milyonlarca lira ceza kesilmesini sağladı.

İstanbul Çevre Konseyi’nin kuruluşunun 25. yılı sebebiyle, çevreye duyarlı faaliyet gösteren kişi ve kurumları teşvik etmek amacıyla “25. Yıl Çevre Ödülleri” töreni düzenledi. Törende İhlas Haber Ajansı Muhabiri Ahmet Faruk Sarıkoç yapmış olduğu çevre haberlerinden dolayı ödüle layık görüldü. Sarıkoç, müsilaj başta olmak üzere yıllardır çevre kirliliği sorunlarına dikkat çeken haberler yapıyor. En son yaptığı Marmara Denizi’ne ve İstanbul boğazına lağım suyu akıtılıyor haberleri büyük ses getirmişti. Yapılan haberler sonunda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, Ambarlı İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisinde, kentsel atık suların bir kısmının arıtılmadan denize deşarj edilmesinden dolayı İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne (İSKİ) 3 milyon 343 bin 688 lira idari cezası uygulanmıştı.

“Yaptığım haberler nedeniyle bazı kurum ve kuruluşlardan tarafıma dava açılacağı söylendi”

Ödül töreninde açıklamalarda bulunan Ahmet Faruk Sarıkoç, “Müsilaj haberlerini yapmaya başlamıştım. İlk başta Kocaeli’de su altındaki müsilajı görüntüleyerek çevre sorununu gündeme getirmiştik. Yıllar içerisinde tabii ki bu müsilaj sorunu daha da büyüdü ve biz bunları daha etkili bir şekilde göstermek için drondan yardım aldık. Dronla çektiğimiz fotoğraf ve videolar çevre kirliliğine olan hassasiyetin daha fazla duyarlı olmasında katkı sağladı. Bugün de burada yapmış olduğum haberlerden dolayı ödül almaktan mutluluk duyuyorum. Son olarak İstanbul Boğazı’na lağım suyu akıyordu ve Marmara Denizi’nde müsilaj başlıklı haberlerim medyada çok fazla ses getirmişti. Bu haberleri yaparken tabii ki sadece kamerayla bu kirliliği ve çevre felaketini yeterince anlatamamıştık. Ama dronla yükseldiğimiz zaman ortaya çıkan manzara gerçekten ürkütücüydü. Marmara ve İstanbul Boğazı’nın lağım suyu dolmuştu. Biz bu haberleri yaptıktan sonra ardından bir takım eleştirilere maruz kaldık. Hatta bazı kurum ve kuruluşlardan tarafımıza dava açılacağı söylendi. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bölgelerden numuneleri ele aldıktan sonra ilgili kurumlara milyonlarca liralık ceza kestiler. Böylelikle, biz doğru yolda olduğumuzu gösterdik ve yaptığımız haberlerle çevre konusunda gerekli hassasiyeti göstermeye çalışıyoruz’’ diye konuştu.

Kategoriler
Yaşam Haberleri Tüm Yaşam Haberleri YAŞAM

Karamürsel sahili müsilajla kaplandı

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/05/karamursel-sahili-musilajla-kaplandi-0-ag1kKmgM.mp4
Kocaeli’nin Karamürsel sahili müsilajla kaplandı. Müsilaj sebebiyle teknelerde motor arızalanmaları oluşmaya başladı.

Kocaeli’nin Karamürsel sahilinde etkili olan müsilaj, denizcilik faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Son günlerde Karamürsel sahilinde artış gösteren deniz salyası (müsilaj), tekne motorlarında devridaim lastiklerini tıkayarak arızalara yol açıyor. Yetkililerden temizlik ve çözüm talep eden sahil esnafı ve balıkçılar, yaz sezonuna girilirken gerekli önlemlerin acilen alınmasını istiyor. Müsilaj sebebiyle oluşan çirkin manzara görüntülendi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Müsilaj geri dönebilir

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/04/musilaj-geri-donebilir-0-eaMhvwhJ.mp4
Marmara Denizi’ndeki müsilaj (deniz salyası) ile ilgili Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu, ODTÜ’ye ait BİLİM 2 araştırma gemisinde açıklarda incelemelerde bulundu. Konu ile ilgili açıklama yapan Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Barış Salihoğlu, “2021’deki gibi bir tehlike olmaz diyemeyiz” dedi.

Son günlerde Marmara Denizi’nde görülen müsilaj (deniz salyası), paniğe neden oldu. Konu ile ilgili Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu incelemelerde bulunmak üzere MARMOD Projesi kapsamında müsilaj seferi yaparak ODTÜ’ye ait BİLİM 2 araştırma gemisi ile Marmara Denizi açıklarında incelemelerde bulundu. İncelemeler kapsamında denizden numuneler alınarak araştırma yapıldı.

“Marmara Denizi’nde müsilaj şu anda yaygın olarak var”

Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Barış Salihoğlu, “Marmara Denizi’ndeki müsilajın yaygınlığının son durumunu ortaya koymak, oksijen seviyelerini anlamak ve kirlilik baskısına yönelik ölçümler yapmak amacıyla bu sefer de birçok ileri teknolojik cihazı bir arada kullandık. Hem gemiyle denizden örnekler ve numuneler aldık hem de insansız cihazlarla ya da geminin arkasından çekilen sistemlerle müsilajı eşzamanlı olarak haritalandırdık. Gözlemlediğimiz kadarıyla, Marmara Denizi’nde şu anda müsilaj yaygın olarak var ancak 2021 yılındaki yoğunluğa kıyasla daha düşük seviyede. Müsilajın yüzeyden çok, 20 ila 30 metre arasında daha yaygın olduğunu görüyoruz. Körfezlerde yoğunlaşma daha fazla fakat açık denizlerde de müsilaj mevcut. Sadece boğazlar ve boğaz çıkışlarında, Karadeniz suyunun yoğun olarak girişi nedeniyle, bu bölgelerde müsilaj göremedik. Oksijensizlik durumu ise devam ediyor. Yani müsilaj oluşumuna elverişli şartların sürdüğünü ve kirlilik baskısının hâlâ var olduğunu söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemlerde müsilajın ne şekilde ve ne yoğunlukta görüleceği ise iklim şartlarıyla da doğrudan ilişkili olacak. Mevcut kirlilik baskısı sürdüğü ve Karadeniz suyundaki girişlerde azalma yaşandığı sürece ki son aylarda Karadeniz’de belirli bir kuraklığın devam ettiğini biliyoruz, müsilaj riski varlığını sürdürecektir.” dedi.

“Mevcut şartlar devam ederse müsilajın daha derin tabakalarda devam etmesi de mümkün”

2021’deki gibi bir tehlikenin olmadığının söylenemeyeceğini belirten Salihoğlu, “2021’deki yoğun müsilajla henüz karşılaşmadık ama yaza doğru ki 2021’de de hatırlarsanız yaz aylarında yoğun olarak görmüştük bir yoğunlaşma olma ihtimali var. Bu durum fiziksel şartlara çok bağlı. Yani derinlerdeki suyun yukarı çıkmasına; boğaz girdileri, sıcaklıklardaki artış gibi fiziksel dinamikler büyük etki ediyor. Ancak ekolojik dinamiklerin de bunu tetiklediğini biliyoruz. Daha sonra bu müsilaj içerisindeki canlıların ölmesiyle yüzeye çıkma şeklinde de görülebiliyor. Görülme ihtimali var, ‘yok’ diyemeyiz. Fakat mevcut şartlar devam ederse, müsilajın daha derin, yani ara tabakalarda devam etmesi de mümkün” şeklinde konuştu.

“Müsilajın yoğun olduğunu gördük”

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Araştırmacısı Dr. Mustafa Mantıkcı ise, “Yoğun müsilajın burada da olduğunu görüyoruz. Adaların arkasındayız. Yaklaşık 60 metre derinliğinde olan bir istasyonda çalıştık. Yaklaşık 18-19 metrede sensörlerimizden müsilajın varlığına dair bir sinyal aldık. Onun akabinde hemen Plankton ağımızı attık ve gördüğünüz gibi müsilaj örneği çıktı. Şu an yaptığımız çalışmada, Çanakkale’den İstanbul boğazı çıkışına kadar çalıştığımız bütün istasyonlarda yaklaşık olarak 15-25 metre arası müsilaj varlığı gördük. Şu an müsilaj var” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Son 50 yılda beş kat arttı!

Deniz suyunun normallerin üzerinde ısınmasıyla birlikte, geçtiğimiz ocak ayında Çanakkale’de müsilajın tekrar ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Normalde nisan ayında beklenen bu artış, çok daha önce görüldü. Son dönemde havaların soğumasıyla birlikte, bu artış geçici olarak yavaşlasa da tamamen ortadan kalkmış değil.” dedi.

2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, müsilaj sorununa dikkat çekti.

Müsilaj salgısı stres koşullarında bolca üretiliyor

Müsilaj salgısını okyanus, deniz ve göllerde yaşayan fitoplanktonların, stres koşullarında (besin kıtlığı, kolonizasyon gibi) bolca ürettiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Serbest oksijenin üçte ikisini üreten bu mikroskobik algler, denizlerdeki kirlilikle artan azot ve fosforun yanı sıra uygun sıcaklık koşullarını da bulduğunda inanılmaz bir hızla çoğalır. Bu da sularda tehlikeli mikropların çoğalmasına yol açar. Bu mikro alglerin oluşturduğu müsilaja tutunan mikroplar, dev kütlelere dönüşerek hem denizin üstünde hem de tabanında birikir. Sonuç olarak, deniz canlılarının ölümüne, kötü bir kokuya ve büyük bir çevre felaketine neden olur.” dedi.

Dünyada müsilaj ne durumda? 

Deniz suyunun normallerin üzerinde ısınmasıyla birlikte, geçtiğimiz ocak ayında Çanakkale’de müsilajın tekrar ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Normalde nisan ayında beklenen bu artış, çok daha önce görüldü. Son dönemde havaların soğumasıyla birlikte, bu artış geçici olarak yavaşlasa da tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle kapalı ve durgun sulara sahip denizlerde görülen müsilaj olgusu, dünyada ilk defa 1729’da Adriyatik Denizi’nde kaydedilmiş, ikinci olarak 1860’ta Yeni Zelanda’da gözlemlenmiştir. Sonrasında uzun yıllar boyunca Adriyatik, Tiren, Ligurya, Baltık, Ege ve Alboran denizlerinde, ayrıca Japonya ve Meksika Körfezi’nde de görülmüştür. 1900’lerden itibaren Adriyatik Denizi’nde sıkça rastlanan bu olay, İtalyan hükümetinin sıkı denetimleri sayesinde son on beş yıldır neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.” diye konuştu.

Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele…

Türkiye’de ilk müsilaj vakasının 1992 yılında Erdek Körfezi’nde dalış sporcuları tarafından gözlendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, şöyle devam etti:

“2007-2008 yılları arasında Çanakkale Boğazı’ndan İzmit Körfezi’ne kadar belirgin bir müsilaj oluşumu tespit edildi. 2010-2020 yılları arasında, Marmara Bölgesi’ndeki sanayi, kentsel ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atık sular, denizdeki azot ve fosfor yükünü arttırarak asitleşmeye ve oksijen konsantrasyonunun azalmasına neden oldu. Bu atık suların yüzde 80’i İstanbul’dan, geri kalanı ise sırasıyla Kocaeli, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, Yalova ve Çanakkale’den gelmektedir. Tüm bunlara ek olarak, küresel ısınmadaki artış, deniz suyu sıcaklığını anormal seviyelere yükseltmiş ve müsilaj oluşumunu tetiklemiştir. 2021 yılının ocak ayında başlayan ve yaz aylarına kadar kilometrelerce yayılan müsilaj felaketini hepimiz hatırlıyoruz. Aslında, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarındaki akıntılar sayesinde yüzyıllarca kendini koruyabilen Marmara Denizi, artık bu yükü taşıyamadığını bize defalarca göstermiştir. Özellikle 2021’deki bu felaketten sonra, Türkiye’de müsilaj sorunuyla mücadele kapsamında hükümet ve ilgili kurumlar tarafından çeşitli önlemler alınmıştır. Bu önlemler, deniz kirliliğinin azaltılması, atık su arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve ekosistemin korunması gibi alanlara odaklanmıştır.”

Alınan başlıca önlemler neler?

2021’deki müsilaj felaketinden sonra Türkiye’de çeşitli önlemler alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, bu önlemleri şöyle sıraladı:

Atık su arıtma tesislerinin geliştirilmesi: Evsel ve endüstriyel atık suların arıtılmadan denize bırakılmasını önlemek için, mevcut tesislerin kapasiteleri arttırılıp yeni ileri biyolojik arıtma tesisleri kurulmuştur.

Denetimlerin artırılması: Deniz araçlarının sintine suyu ve kirli balast sularının kaçak deşarjını önlemek için denetimler sıkılaştırılmış, izleme faaliyetleri uydu ve insansız hava araçları ile desteklenmiştir.

Tarımsal kirliliğin azaltılması: Azot ve fosfor kullanımını kontrol altına almak için farkındalık projeleri ve iyi tarım uygulamaları hayata geçirilmiştir.

Marmara denizi koruma alanları: Bazı bölgeler koruma alanı ilan edilmiş ve balıkçılara ekonomik destek sağlanmıştır.”

2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi!

Bu önlemlerin müsilaj sorununun çözümü için kritik adımlar olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, “Ancak tüm paydaşların sürdürülebilir çözümler sağlamak için iş birliği yapması ve çevresel farkındalığı artırması esastır. Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Örgütü’nün verilerine göre, 2024 tarihin en sıcak yılı olarak kaydedildi. Ayrıca, Birleşmiş Milletler raporu, felaketlerin son 50 yılda beş kat arttığını gösteriyor. Bu, küresel ısınmanın ciddi etkisini ve gezegenimizi giderek daha yaşanmaz hale getirmedeki rolünü açıkça gösteriyor. Dolayısıyla kararlı ve hızlı bir şekilde hareket edilmesi geleceğimiz açısından çok önem arz ediyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Profesörden salonda şok eden sözler, “Ben biraz gerçekleri konuşacağım, ne olur üzerinize alının ve bana kızın”

Marmara Belediyeler Birliğinin kuruluşunun 50. yıl etkinliklerinin ilki olan “50 Yıldır Marmara Denizi için Birlikte” programı Bursa Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde Merinos Atatürk Kültür Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Programda konuşan Marmara Denizi Eylem Planı Bilim ve Teknik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Denizde Müsilaj Görmek Ne Demek?” oturumunda “Marmara Denizi ve müsilaj” konulu sunumuyla katılımcıları bilgilendirdi.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi de olan Sarı, mevcut durumun Marmara Denizi açısından çok iyi görünmediğine dikkati çekerek, “Ben biraz gerçekleri konuşacağım, bu esnada ne olur üstünüze alının ve bana kızın” dedi.

Müsilajın, soluduğumuz havanın oksijenin en az yarısını üreten, denizdeki minik bitkiciklerin, biyolojik üretimin ilk basamağı olan bitkisel planktonun kirlilik, su sıcaklığı, durağanlık gibi etkilerin tetiklemesiyle aşırı çoğalması sonucu deniz suyuna salgıladıkları sümüksü, şeffaf, yapışkan bir organik madde olduğunu anlatan Sarı, şu anda Marmara Denizi’nde yüzeyden 30 metre derinliğe kadarki kısımda yoğun görüldüğünü söyledi.

Müsilaj için 100’den fazla neden sayılabileceğini dile getiren Sarı, şöyle konuşu:

“Bu yapışkan madde yüzeye çıkana kadar varlığına kimse inanmaz. Çok az kısmı yüzeye çıkar. Aslında yüzeye çıkanlar da müsilajla ölen mikroorganizma parçacıklarıdır aslında. Gündüz 12 civarında yapılan dalışta diplerde karanlıkta kalıyoruz. Neden? Çünkü müsilaj gelen ışığı kesiyor. Deniz çevresini bozan ne varsa müsilajı oluşturur. Deniz yüzeyinin ortalamadan sıcak olması, denizin durağan olması, fazla besin elementi yani kirliliğin, azot fosforun ortalamadan fazla olması Bu üçü bir araya geldiğinde felaket boyutunda müsilaj otaya çıkar.”

Marmara’da deniz suyu sıcaklığı 10,5 derece

Marmara Denizi’ndeki sıcaklıkların ortalamaların 2,5 derece üzerinde olduğunu vurgulayan sarı, Marmara’da deniz suyu sıcaklığının şu anda 8 civarında olması gerekirken 10,5 derecelere ulaştığını söyledi.

Denizlerin ısınmaya devam ettiğini aktaran Sarı, “2021’den sonra daha hızlı ısınıyor. Deniz şartlarında 40-50 yıllık rekorlar kırılıyor. Birinci şartı kontrol edemiyoruz denizi soğutamıyoruz. İkinci durum olan durağanlığa çare üretemiyoruz. Üçüncüsü kirlilik. Bunu önleyebiliriz” dedi.

1980’li yıllardan bu yana belediye başkanları, partiler, valiler, bürokratlar ve hükümetlerin değiştiğini ancak Marmara Denizi’ne gönderilen atıkların değişmediğini belirten Sarı, şunları kaydetti:

“Sonuç maalesef müsilaj. Marmara Denizi astımlı çocuk gibidir. İki tarafta dar boğazlarla nefes almaya çalışıyor. Işık geçirgenliği düşmüş azot fosfor dengesi bozulmuş bir Marmara Denizi’miz var. Evsel atıklarda ileri biyolojik arıtmadan geçirilen oran yüzde 51,7. Bandırma’nın arıtma tesisi yok pompalama tesisi var. Marmara Denizi’ne bu tesisle derin deşarj yapılıyor. Denize kıyısı olan belediyelerin birbirinden farkı yok, atıkları pompalarla basıyorlar. Sanıyorlar ki akıntıyla Karadeniz’e gidiyor. Akıntı körfezlere uğramıyor. Durağanlık bu işte. Gönderdiğiniz atıklar Marmara’da kalıyor.”

Saros Körfezi’ni bile sardı

Sarı, 2021’deki eylem planı içinde yer alan en önemli madde olan atık yükünün azaltılması konusunda ciddi bir ilerleme kaydedilemediğini vurgulayarak, “2021’deki eylem planı uygulayabilseydik bugün müsilajla karşılaşmayacaktık. Kuzey Ege’nin akvaryumu Saros Körfezi’ni bile sardı müsilaj.” diye konuştu.

Müsilaj nedeniyle deniz çayırlarının, mercanların ve diğer canlıların öldüğünü belirten Sarı, “Midye çiftlikleri var. Yüzde 30 civarında kayıp yaşanıyor. Deniz suyunu filtre eden midyelerde de ciddi kayıplar var. Turizm etkileniyor. Kimse müsilajla kaplı yere gelmeyecek. Nisandan itibaren müsilaj yüzeye çıkacak. Balıkçılık zarar görüyor. Balıkçı tekneleri çalışamaz duruma geldi. Küçük balıkçılar gerçekten perişan” ifadesini kullandı.

Sarı, Marmara’nın kirlilik yükünün azaltılması gerektiğine dikkati çekerek, “Çırçır balığının müsilaja rağmen denizden umudu var bizim niye olmasın. Geç kalmadan harekete geçmeliyiz. Yapılması gerekenler belli. Marmara Denizi’ni bu kötü durumundan kurtarmalıyız” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Çanakkale’de müsilaj sebebiyle bir aydır denize ağ atamıyorlar

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/canakkalede-musilaj-sebebiyle-bir-aydir-denize-ag-atamiyorlar-0-BrzlFz9y.mp4
Çanakkale’de müsilaj sebebiyle balıkçılar bir aydır denize ağ atamıyorlar.

Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilajın balıkçılık faaliyetlerini etkilediğini belirterek, “Şu anda Marmara Denizi’nde, Çanakkale kıyılarında Bozcaada‘ya kadar, Gökçeada kıyıları, Saros Körfezi’ne kadar müsilajdan etkilenmiş durumda ve balıkçılar ağlarını denize indiremiyor” dedi. Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın balıklara herhangi bir zehir etkisi bulunmadığını da belirtti.

Bilim insanlarının uzun süredir uyardığı deniz kirliliği ve buna bağlı olarak oluşan müsilaj, özellikle Marmara Denizi’nde ciddi ekolojik zararlara neden olmuştu. Arıtma sularının denize deşarjı ve deniz ulaşımı sağlayan taşıtların oluşturduğu kirlilik, zamanla deniz ekosistemini tehdit eden bir hastalığa dönüştü. 2020 yılında müsilaj, deniz tabanından su yüzeyine çıkarak görünür hale geldi ve bu durum turizm ile balıkçılık sektörlerini olumsuz etkiledi. Çanakkale Boğazı’nda 2020 yılında Marmara Denizi’ni etkisi altına alarak büyük bir çevre sorununa yol açan müsilaj 5 yıl sonra Çanakkale Boğazı ve Çanakkale kıyılarını kaplamaya başladı. Tekrar görülmeye başlayan müsilajın artış göstermesi endişeye yol açtı. Çanakkale’de hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle de müsilaj etkisini arttırdı. Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilaj çevresel etkinin yanı sıra denizde balıkçılığı da etkiledi. Balıkçılar Çanakkale bölgesinde 1 aydır denize ağ atamıyor.

ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın Kasım’dan sonra Aralık ayı gibi Marmara Denizini sarmaya başladığını söyledi. İlk Erdek Körfezi’nden başladığını bildiklerini belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Şu anda bütün Marmara Denizi’ni maalesef kapladı. Yine Yalova’daki kendi öğrencim var dalış yapan o bölgede bir çalışması var, müsilajın bana geçen hafta suyun üzerine itibaren 25 metreye kadar yani 25 metre bir kalınlık oluşturduğunu söyledi. 25 metrenin altında da herhangi bir çökme olmadığını ama 25 metreye kadar şiddetli bir şekilde olduğunu söyledi. Buda ne demek biz de 2020’de girdiğimizde de aynı şeyleri gördüğümüze göre yani 2021 yılında yaşadığımızın benzeri şiddette bir müsilaj olayı var. Bu durum tabii ki bizi çok aşırı derecede özellikle balıkçılar etkiledi. Bu işin en büyük mağduru da kendisi balıkçılar oldu. Şu anda Marmara Denizi’nde, Çanakkale kıyılarında Bozcaada‘ya kadar, Gökçeada kıyıları, Saros Körfezi’ne kadar müsilajdan etkilenmiş durumda ve balıkçılar ağlarını denize indiremiyor. Tahminen 1 Temmuz ile 15 Temmuz arasında müsilajın denizde bakteriler tarafından parçalanarak yok edileceğini düşünüyorum. Suların sıcaklığına göre tabi bu değişecektir” dedi.

Çanakkale’de müsilaj nedeniyle balıkçılık ağlarını denize bırakamadıklarını da kaydeden Ayaz, sözlerine şöyle devam etti:

“Balıkçılık olarak düşündüğümüzde yaklaşık bir aydır Çanakkale bölgesi için biz ağlarımızı denize atamıyoruz. Daha öncesinde de gırgır teknelerinin Marmara Denizi’nde çalışamadığını ve erken paydos ettiklerini biliyoruz. Bazı tekneler bölgemize geldi. Bozcaada‘dan daha aşağı da Babakale, Gürpınar ve Edremit Körfezi bölgesinde çalıştıklarını biliyoruz. Ama çoğu gırgır teknesi şu an paydosu çekti. Ağlarımızın gözlerini kapadığı için balık yakalamıyoruz. Maalesef dip balıkları için demiyorum ama pelajik balıklar kendilerine müsilajın zarar vermeyeceği şekilde uzaklaşıyor, ortamdan kaçıyor. Yani kendine zarar verecek seviyeye geldiğinde ortamda kalmıyor bu da bölgede balık miktarının müsilaj onu önüne katarak götürüyor ve azalmasına sebep oluyor. Dip balıklarında herhangi bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum şu anda ama pelajik balıklar da hissedilir bir azalma olduğunu biz de tahmin edebiliyoruz. Müsilajın balıklara herhangi bir zehir etkisi bulunmadığını söyleyebilirim. Balıklarda bir zehirleyici etkisi onun maalesef yok ama tabii ki insanlarda korkuyor bazı noktalardan, bunları çok dikkatli şey yapmak gerekiyor. Zaten Tarım ve Orman Bakanlığı da bu konuda balıklardan örnek alıp herhangi bir sıkıntı var mı, yok mu sürekli testler yapıyor. Bir sıkıntı olsa zaten Tarım ve Orman Bakanlığında bunu Balıkçılık Su Ürünleri Genel Müdürlüğü halka duyurur. Müsilajın en büyük mağduriyetini balıkçılar yaşamıştır. Erken paydos ettiler. Küçük kıyı balıkçıları da zaten kıyıda çalışmaları mümkün değil, ağların gözleri anında doluyor ve balık yakalayamaz hale geliyor. Şu anda oltadan başka bölgede balık avlamamız mümkün olmuyor.”

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version