Evlatlarını okula götürürken, yanından hızlı geçen sürücüyü uyardığı için çocuklarının gözü önünde darp edilen baba konuştu.
Kocaeli’nin Gebze ilçesi Cumhuriyet mahallesinde evlatlarını okula götürürken, sokak arasında hızlı giden Ozan C. isimli şahsı uyardığı için, çocuklarının gözü önünde tokat yiyen ve Türkiye’nin gündemine oturan baba Ö.K. yaşadıklarını anlattı.
“Benden zorla özür diletti”
İşten geldiğini ve çocuğu okula götürmek için kızı ile oğluyla yola çıktığını ifade eden Ö.K., “Bir jip hızlı bir şekilde sağa sola yalpalayarak üzerimize doğru geldi. Yanımızdaki araçlardan kendimizi kenarı atamadık. ‘Yavaş ol’ diye elimi kaldırdım. 50 metre ileriye giderek, tekrar geri geldi. ‘Ne diyorsun lan’ sen dedi. Tozu dumana kattığını, çocukların koktuğunu söyledim. Bütün çocukların okula gittiğini, okul saati olduğunu belirttim. ‘Sana mı soracağım? Senden mi öğreneceğim gibisinden hakaret etmeye başladı. Konuşurken küfürlü konuşuyordu. Çocuk yanımda, var yok dikkate almadı. Kardeşi arka taraftan geldi. Ben normal yoldan geçen vatandaş zannettim. Yolu göstererek, tehlikeli olduğunu gösterirken, kardeşi koluma vurarak aşağıya indirdi. Arabanın kapısını bana ve oğluma çarpacak şekilde açıp aşağı indi. ‘Bana bak koçum, sen ne demek istiyorsun? Senin derdin ne?’ falan böyle artist artist, kabadayı konuşarak üzerime yürüdü. Ben alttan almaya çalıştıkça bu sanki suçlu benmişim gibi sürekli üste çıkmaya çalıştı. Ben, “Yavaş gitmen gerekiyor, ara sokak. Hatalı bir şey söylemiyorum sana. Hakaret etmiyorum” dedim. O bana küfürlü konuşuyor. Ben çocuklar var diye, kesinlikle çocuğun yanında ve normal hayatımda da istediğiniz kişiye sorabilirsiniz, küfürlü konuşmam. Bu halâ beni aşağılamaya çalıştı, aşağıladı zaten çocuklarımın yanında. Sonra üzerime doğru geldi. Yanaklarımdan tuttu. Boğazımı, yüzümü sıktı. Sonra, ‘Bana özür dile’ dedi. Ben de, ‘Neden özür dileyeceğim. Özür dilemesi gereken sensin, hatalı ben değilim” dedim. O halen, ‘Özür dileyeceksin’ dedi. Baktım ki iş daha kötüye gidecek, kızım elimden tutuyor, oğlum da arkamda korkudan bir sağa bir sola gidiyor. Bir yanda da gözüm onlarda, çocuklar çünkü çok aşırı korktu. Baktım iş kötüye gidecek, ben özür diledim ki bir an önce bırakıp gitsinler, en azından çocuklar daha fazla korkmasın” dedi.
“Özür diledim, tokat attı”
Özür dilemesine rağmen zanlı Ozan C.’nin kendisine tokat attığını ifade eden Ö.K., “Ben tam özür diledim, o halen eli benim üzerimde, bana tokadı yapıştırdı. Sonra da küfürlü bir şekilde ‘Yürü git’ dedi. Hatta arkamdan da diğer kameradan, sol kameradan gözüküyor, eliyle hareketler yapıyor. Ben aynı şekilde okul istikametine doğru devam ederken, kardeşi de arabaya binmedi. Bizim gittiğimiz okul yönüne doğru bizimle ilerleyip, bizi geçip daha sonra sokakta kayboldu” diye konuştu.
“Yalan söylüyor”
Şahısları tanımadığını söyleyen Ö.K., “Şimdiye kadar hiç karşılaşmadım. Kimseyle bir husumetim yok. Benim bu mahallede eşim, dostum, akrabam, komşularım, herkese sorabilirler. Polis bile sormuş. Hiç kimseden hiçbir şey çıkmadı. Ne bir sabıkam var, ne kimseyle bir olayım var. O yüzden ben bunları tanımıyorum. Ben bunlara hakaret etmedim. Kendisi bana diyor ki, ‘Anneme küfür etti. Arabamda çocuğum var.’ Sadece dedim ki; ‘Yavaş yavaş.’ Elimi kaldırdım. Görüntülerde görünüyor. Arabada sadece kendisi vardı. Arabanın içi boştu, yalan söylüyor. Madem arabasında çocuk var, o araba o şekilde mi kullanılır? Yani kendi çocuğunu kendisi düşünmüyor da başkasının mı düşünmesini bekliyor?” şeklinde konuştu.
“Çocuk telefonda ağlıyor, ‘Baba ben okula gitmeyeceğim’ diyor”
Çocukların çok korktuğunu söyleyen Ö.K., “Benim de moralim bozuk ama mecbur işe gitmem gerekiyor. Polisler, ‘Rapor alalım, işe gitme falan’ dedi. Ben bunu kabul etmedim. Kaç gündür oğlumu okula zor gönderiyorum. Sabah çocuk telefonda ağlıyor, ‘Baba ben okula gitmeyeceğim’ diyor. Oyalamaya çalışıyorum. Kaç gündür çocuk okula gitmek istemiyor. Okulda öğretmen sağ olsun yardımcı oluyor kafasını dağıtması için. Teneffüslerde falan yanında gezdiriyor, ilgileniyorlar. Müdürler sağ olsun ilgileniyorlar ama yani çocukların psikolojisi daha kötü oldu. Çocukların ağzında hep o kelime: ‘Baba o abi sana neden vurdu? Abi, baba biz bir şey yapmadık ki, okulumuza gidiyorduk. Neden böyle bir şey oldu?’ diye çocuklar bize soru soruyor. Eşim gece çocukların yanında kaldığı için diyor ki; ‘Sürekli uyanıyor. Yatağın içinde oturuyor’ dedi. Önceden çocuklarımın hiç öyle bir şeyi yoktu” şeklinde konuştu. Kesinlikle küfür ve hakaret hiçbir şey yok. Ben sadece ‘yavaş ol’ demiştim. ‘Çocuklar var’ dedim. Olay bu” dedi.
Olay, saat 20.00 sıralarında Kayacık Mahallesi 220. Cadde’de meydana geldi. Mehmet Canımoğlu (60) ile oğlu Aykut Canımoğlu (30), sokak ortasında silahlı saldırıya uğradı. Baba ve oğul kanlar içinde yerde kalırken, şüpheli ise olay yerinden kaçtı. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Adrese gelen sağlık ekipleri, baba ve oğulun hayatını kaybettiğini tespit etti. Polis, zanlının İ.K. olduğunu tespit etti. Zanlı, ekipler tarafından Gölcük ilçesinde cinayet silahıyla birlikte yakalandı.
Öte yandan, İ.K.’nın Aykut Canımoğlu tarafından dolandırıldığı iddiasıyla şikayetçi olduğu ve bu konuda geçtiğimiz yıl Aralık ayında açıklamalarda bulunduğu ortaya çıktı. İ.K. açıklamasında, Aykut Canımoğlu’nun aracını satın almak için kendisiyle iletişime geçtiğini söyleyerek, “Aykut yanıma geldi. ’Eğer aracı satıyorsan ben hanımıma alacağım’ dedi. Bende kabul ettim. Aracıma baktı, pazarlık yaptık. 1 milyon 600 bin liraya anlaştık. Bana ’Hadi Noter’e gidelim’ dedi. Aracım oğlumun üzerineydi. Bana Noter’e gittiğimiz sırada oğlumun banka hesap bilgilerini istedi. ’Araç onun üzerine olduğu için parayı da ona göndermem lazım’ dedi. Daha Noter’e gelmeden bana para gönderdiğine dair dekont gösterdi. ’Abi bak, oğlun Murat’a parayı gönderdim’ dedi. Noter’e geldik, hanımını çağırdı. Evrakları da Noter’e verdik” demişti.
“İmzayı attım”
Noter’de işlemlere başlamadan önce banka hesabını kontrol etmesi için oğlunu aradığını söyleyen İ.K., “Ancak gemide çalıştığı için bazen ulaşılamıyor. O zamanda ulaşamamıştım. O sırada da evraklar hazırlandı, sıra imzalara geldi. Görevli, ’Alışverişiniz tamam mı?’ diye sordu. Aykut’a döndüm. O da bana, ’Tamam, ben parayı gönderdim, dekontu da sana gösterdim’ dedi. Bende imzayı attım” diye konuşmuştu.
“4 ay oldu paramızı alamadık”
İ.K., Noter’deki işlemlerin ardından dışarıya çıktıklarını ve Aykut Canımoğlu’nun kendisine Yalova’ya gideceğini söylediğini ifade ederek, “Aynı gün içinde aracı Yalova’da bir oto galeriye satmış. Ben bunu sonradan öğrendim. İşlemlerimizin ardından ben eve döndüm ve oğlumu yine aradım. Paranın hesabına gelip gelmediğini sordum. Oğlum kontrol etti ve paranın hesabında olmadığını söyledi. Daha sonra Aykut’u aradık. O da bize, ’Bugün cuma olduğu için para hesabınıza 17.00-18.00 gibi düşer’ dedi. O saatler geldiğinde yine kontrol ettik ve para yine hesapta yoktu. Yine aradık, bu kez de ’Hafta sonu olduğu için öyle olmuştur. Pazartesi günü hesabınızda olur’ dedi. 4 ay oldu paramızı alamadık. Olaydan bir hafta sonra babasının yanına gittim. Kendisi bana, ’Paranı vereceğiz. Biz senin paranı yemeyiz’ dedi. Bunun üzerine bir hafta daha bekledim. Kendisinden dönüş alamayınca bir kez daha yanına gittim. Bana yine parayı vereceğini söyledi ancak 4 ay oldu, paramız geri verilmedi. ’Bugün vereceğiz, yarın vereceğiz’ diyerek oyalıyorlar. Daha sonra telefonlarımızı da açmamaya başladılar. Bunun üzerine babasının evine kadar gittik. Bu kez bize, ’Bizi ilgilendirmez gidin Aykut’u bulun, paranızı ondan alın. Kendisinin nerede olduğunu bilmiyorum’ dedi. Yanına ilk gittiğimde, ’Ben oğluma kefilim’ demişti, daha sonra, ’Parayı verirken bana mı sordun? Vermeseydin, paranı git devletten al’ dedi” ifadelerini kullanmıştı.
Dumlupınar Mahallesi’ndeki Gölcük Otogarı’nda 29 Mart 2024’de meydana gelen olayda, Muzaffer Ece çay ocağında oturduğu esnada kuzeni Osman Ç.’nin tabancalı saldırısına uğradı. Kurşunların isabet ettiği Ece kanlar içinde yere yığıldı, Osman Ç. ise olay yerinden kaçtı. Ece, ilk müdahalesinin ardından ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, Osman Ç. de tutuklandı. Cinayetin sebebinin, maktulün ağabeyi ile sanık arasında yaşanan ticari anlaşmazlıktan kaynaklanan husumet olduğu öğrenilmişti.
“Tasarlayarak cinayeti işledi”
Cinayete ilişkin açılan davanın 4. celsesi, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Osman Ç., taraf avukatları ve maktulün ailesi katıldı. Maktulün ailesi, sanığın en ağır cezayı almasını istedi. Katılanların avukatı ise sanığın olayı tasarlayarak gerçekleştirdiğini belirterek, nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırılmasını talep etti.
“Defalarca bana küfür etti, pişmanım”
Tahrik altında suçu işlediğini söyleyen Osman Ç., “Muzaffer, olay günü 3 kez bana küfür etti. Olaydan önce onu savcılığa şikayet ettim. Defaatle küfürleri sebebiyle dayanamadım ve olay yaşandı. Pişmanım” diye konuştu.
20 yıl hapis
Mahkeme heyeti, sanığın tahrik altında suçu işlediğine kanaat getirdi. Osman Ç’ye “kasten öldürme” suçundan 18 yıl, “6136 Sayılı Kanuna Muhalefet suçundan” ise 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İlk duruşmada verilen savunma
İlk duruşmadaki savunmasında, pişman olduğunu söyleyen Osman Ç., maktulün abisi İskender ile beraber ortaklaşa arazi satın aldıklarını, burayı iş yeri yaptıklarını ancak bir süre sonra anlaşamadıklarını ve ortaklığı bitirmek istediğini, tapu iptal tescil davası ve alacak davası açtığını söyleyerek, “Ben davayı açtıktan sonra bunlar bana düşman kesildi. İskender Almanya’ya gitmişti. İskender, WhatsApp üzerinden bana küfür etti. Aynı şekilde Muzaffer de beni arayarak küfür etti. Sessiz kalmayı denedim, bir süre sonra telefonla olan tartışmalarımız artmaya başladı. İş yerinde yapılan keşifte Muzaffer bana vurdu. Muzaffer bana vurduğu için darp raporu aldım. Muzaffer yanındaki taksi şoförüne, benim için ’Bu adam buranın bekçisiydi, ne sahibi. Bizim malımıza ortaklık yapmaya çalışıyor’ dediğini bana söylediler. Ben de telefonla Muzaffer’i aradım. Nerede olduğunu sordum. Küfürle cevap vererek terminalde olduğunu söyledi. Terminale gittiğimde yine küfür etti. Ben belimdeki silahı çıkardım 2-3 el ateş ettim. Ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” ifadelerini kullanmıştı.
Dumlupınar Mahallesi’ndeki Gölcük Otogarı’nda 29 Mart 2024’de meydana gelen olayda, Muzaffer Ece çay ocağında oturduğu esnada kuzeni Osman Ç.’nin tabancalı saldırısına uğradı. Kurşunların isabet ettiği Ece kanlar içinde yere yığıldı, Osman Ç. ise olay yerinden kaçtı. Ece, ilk müdahalesinin ardından ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, Osman Ç. de tutuklandı.
Cinayetin sebebinin, maktulün ağabeyi ile sanık arasında yaşanan ticari anlaşmazlıktan kaynaklanan husumet olduğu öğrenilmişti.
Müebbet hapis talebi
Cinayete ilişkin açılan davanın 3. celsesi, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Osman Ç., taraf avukatları ve maktulün ailesi katıldı. Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis ve 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet suçundan cezalandırılmasını talep etti.
“Bütün şarjörü maktulün üzerine boşalttığında canavarla hisle öldürmüştür”
Sanığın en ağır cezayı almasını talep eden katılanların avukatı, “Muzaffer ile sanık arasında husumet yoktur. Sanık, İskender’i bulamadığı için kardeşini hedef almıştır. Sanık maktulü öldürmek için uzun süre plan yapmış. Bütün şarjörü maktulün üzerine boşalttığında canavarla hisle öldürmüştür. Sanığın canavarla hisle öldürme suçundan cezalandırılmasını istiyoruz. Haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaksızın karar verilmesini talep ediyorum” dedi.
“Olay, 4 yıl önce onları mahkemeye verdikten sonra başladı”
Avukatın söylemlerine itiraz eden sanık Osman Ç., “Olay benim anlattığım şekilde meydana gelmiştir. Öncelikle ifadeleri tekrar ederim. Olay, 4 yıl önce onları mahkemeye verdikten sonra başladı. Anlatmış olduğum savunmalardan başka eklemek istediğim husus yoktur” şeklinde konuştu.
Mahkeme heyeti, sanık avukatlarının savunma için süre talep etmesi üzerine, Osman Ç’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi.
İlk duruşmada verilen savunma
İlk duruşmadaki savunmasında, pişman olduğunu söyleyen Osman Ç., maktulün abisi İskender ile beraber ortaklaşa arazi satın aldıklarını, burayı iş yeri yaptıklarını ancak bir süre sonra anlaşamadıklarını ve ortaklığı bitirmek istediğini, tapu iptal tescil davası ve alacak davası açtığını söyleyerek, “Ben davayı açtıktan sonra bunlar bana düşman kesildi. İskender Almanya’ya gitmişti. İskender, WhatsApp üzerinden bana küfür etti. Aynı şekilde Muzaffer de beni arayarak küfür etti. Sessiz kalmayı denedim, bir süre sonra telefonla olan tartışmalarımız artmaya başladı. İş yerinde yapılan keşifte Muzaffer bana vurdu. Muzaffer bana vurduğu için darp raporu aldım. Muzaffer yanındaki taksi şoförüne, benim için ’Bu adam buranın bekçisiydi, ne sahibi. Bizim malımıza ortaklık yapmaya çalışıyor’ dediğini bana söylediler. Ben de telefonla Muzaffer’i aradım. Nerede olduğunu sordum. Küfürle cevap vererek terminalde olduğunu söyledi. Terminale gittiğimde yine küfür etti. Ben belimdeki silahı çıkardım 2-3 el ateş ettim. Ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” ifadelerini kullanmıştı.
https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/05/cay-ocagindaki-kuzen-cinayetinin-sebebi-mahkemede-ortaya-cikti-asil-hedef-bendim-0-R48VpFp4.mp4
Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde kuzeni Muzaffer Ece’yi çay ocağında öldüren Osman Ç.’nin ilk duruşmadaki savunması ortaya çıktı. İş ortağı olan İskender Ece ile yaşadığı ticari anlaşmazlık sonrası husumet başladığını, bunun sonucunda Muzaffer Ece’nin de kendisini darp edip, onurunu zedelediğini öne süren sanık, “2-3 el ateş ettim, ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” dedi. Muzaffer Ece’nin kardeşi İskender Ece ise “Abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim. Suçsuz bir insan gitti. 1 lira alıp veremeyeceği olmayan insana 18 tane kurşun sıktı. Asıl hedef bendim” dedi.
Dumlupınar Mahallesi’ndeki Gölcük Otogarı’nda 29 Mart 2024’de meydana gelen olayda, Muzaffer Ece çay ocağında oturduğu esnada kuzeni Osman Ç.’nin tabancalı saldırısına uğradı. Kurşunların isabet ettiği Ece kanlar içinde yere yığıldı, Osman Ç. ise olay yerinden kaçtı. Ece, ilk müdahalesinin ardından ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, Osman Ç. de tutuklandı.
Cinayete ilişkin açılan davanın 2. duruşması, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya taraf avukatları katıldı. Sanık ise SEGBİS’e bağlanamadığı için duruşmaya katılamadı. Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşma ertelendi.
“Tüm maksadım o arazi üzerinde bağ evi yapmaktı”
Öte yandan, sanık Osman Ç. ile Muzaffer Ece’nin kardeşi İskender Ece’nin ilk duruşmadaki ifadelerine ulaşıldı. İlk duruşmadaki savunmasında, pişman olduğunu söyleyen Osman Ç., yaklaşık 40 yıl boyunca uluslararası şirketlerde yöneticilik, kalite güvence ile insan kaynakları müdürü olarak görev yaptığını, 2017 yılında ise emekli olduğunu ifade etti. Osman Ç, “Bu arada da 2 tane kitap yazdım. Emeklilikten sonra bu işlere devam edebilmek için bir sayfiye yer almak istedim. Daha önce Ayvalık’ta yaptım bunu ama eşim yatalak olduğu için orayı sattık. İkamet ettiğim bölgeye yakın yer almak istedim. Maktulün kardeşi, aynı zamanda kuzenim olan İskender’e durumu anlattım ve beraber araziye gidip baktık. Tüm maksadım o arazi üzerinde bağ evi yapmaktı” dedi.
“İskender ve ben ortak olduk”
Gölcük’te arazi satın aldığını aktaran Osman Ç., “İskender bana, ’Teyze oğlu, beni de ortak yapar mısın? Bir köşeye sen yaparsın, bir köşeye ben yaparım’ dedi. Kardeş gibi büyüdüğümüz için kabul ettim. Araziyi satın aldım. Fakat arazinin çeşitli illerde 17 hissedarı vardı. O günün parasıyla 21 bin 300 doları, Türk parasına çevirdim ve hissedarlardan birine teslim ettim, sözleşmemi yaptım. Yoğun iş dolayısıyla İskender’e, ’Tapuyu al, biz sonra kendi aramızda hallederiz’ dedim. Böylelikle İskender arazinin tapusunu aldı ve kısa bir süre sonra yaşadığı yer olan Almanya’ya döndü. O döndükten sonra ben arazinin üzerinde çalışmalara başladım. Güya bağ evi yapacaktık ancak iş yeri yaptım. İnşaat 3-4 sene sürdü. 2019-2020 yıllarında belediyeye giderek ruhsatı üzerime aldım ve işletmeye başladım. 2 sene işlettim” şeklinde konuştu.
“Bana taahhüt edilen para da bir şekilde gelmemişti”
Osman Ç., 2 senenin sonunda İskender’in karısıyla tesiste tartıştıklarını anlatarak, “Almanya’dan gelmişti. ’Misafirlerim var, tesiste kahvaltı var mı?’ diye sordu. Olduğunu söyledim. Geldiler, yanlarındaki misafirlerle birlikte ben de oturdum. İskender’in eşi Leyla, yanındaki akrabalarımıza, ’Biz Almanya’da bu tesis yapılsın diye tuvalet temizliyoruz’ deyince benim de gücüme gitti. ’Yenge ben de burada makineyle para basmıyorum, ben de vardiyada çalışıyorum. Para biriktiriyoruz öyle yapıyoruz’ dedim Bunun üzerine tartıştık. Ortağım İskender olduğu için onunla konuşmam daha uygun olduğunu söyledim. 2 ay sonra İskender Almanya’dan geldi. İskender geldikten sonra tavırlarında bir değişiklik olmaya başladı. Konuşmalarımız da bana ses yükseltmeleri bağırmaları vardı. Sonucunda biz bu tesiste anlaşamayacağımızı anladık ve İskender’e 1 milyon 350 bin liralık harcamanın listesini verdim, o zamanın parası bu, yaklaşık 250 bin dolar civarında bir para yapıyordu. Ben de İskender’den o güne kadar tesis harcamaları için 12 bin euro ve 25 bin Türk lirası para almıştım. Güya İskender, Almanya’daki fabrikadan kendisini attıracak, tazminat alacak, öyle hesaplaşacaktık. Bana taahhüt edilen para da bir şekilde gelmemişti. Ben bu listeyi ona verdim, ’Bu liste üzerinden hesaplarımızı yapalım, ya sen bana olan borcunu ver ya ayrılalım’ dedim. Ne olumlu ne olumsuz hiçbir cevap vermedi. Bu konuşma sırasında yanımızda kardeşim Kemal ve kuzenim Muzaffer de vardı” ifadelerini kullandı.
“Dava açtıktan sonra bana düşman oldular”
Bu olayın ardından İskender’in abisi Muzaffer Ece’nin kendisini aradığını söyleyen sanık Osman Ç., “Beni arayıp, ’Listeye 9 bin 800 lira jeneratör yazmışsın ama faturada 7 bin 800 lira. Sen bu şartlar altında 1 milyon 350 bin liralık listeyi nasıl verirsin? Sen bu listeyi fazla fazla şişirdiğin için sana 500 bin lira verelim, al çek git’ dedi. Ben de kabul etmedim. Ardından Gölcük Cumhuriyet Savcılığına giderek avukatım aracılığıyla tapu iptal tescil davası ve alacak davası açtım. Ben davayı açtıktan sonra bunlar bana düşman kesildi. İskender Almanya’ya gitmişti. İskender, WhatsApp üzerinden bana küfür etti. Aynı şekilde Muzaffer de beni arayarak küfür etti. Sessiz kalmayı denedim, bir süre sonra telefonla olan tartışmalarımız artmaya başladı” dedi.
“Bu davayı açtıktan sonra da yine küfürlerle karşılaştım”
Mahkeme sürecinin yaklaşık 4 yıl sürdüğünü ifade eden Osman Ç., savunmasına şöyle devam etti:
“En son tesisi çalıştırdığımız zaman 2021 yılıydı. 2022 yılı sezonuna hazırlamak üzere tesise çıkarken yol boyundaki bütün reklam tabelalarımın, binanın içerisindeki bütün ışıklı tabelalarımın, restoran kısmının bütün zücaciye ekipmanlarının kırılıp otoparka atılmış olduğunu gördüm. Bunların fotoğraflarını çektim ve kardeşim Kemal ile birlikte gidip Muzaffer ile konuştuk. Bunu niye yaptıklarını sordum. Muzaffer, ’Artık bir işletme yok, defolup gideceksin buradan’ dedi. Bunun üzerine tekrar cumhuriyet savcılığına gittim. Mala zarar verme, haneye tecavüzden dolayı yine haklarında dava açtım. Bu davayı açtıktan sonra da yine küfürlerle karşılaştım. Dürüst olmak gerekirse zaman zaman mukavemet etmek durumunda da kaldım. Bu süreç böyle 2023 yılının ortalarına kadar devam etti”
“Onurumla oynandı”
Yaşanan gerginlik dolayısıyla anksiyete tedavisi gördüğünü belirten Osman Ç., “Annemin de telkinleriyle bunlardan uzaklaştım. Telefonlarını da rehberimden sildim. O esnada eşimin üzerine kayıtlı engelli aracını sattım. Tesisten kalan borçları, kredileri ödedim. Oğluma oturmak üzere aldığım evi sattım. Mesleğe tekrar geri dönmeye karar verdim ve endüstriyel röntgen ve ultrasonik muayenesi yapan bir şirket kurdum. İşlerim düzelmeye başladı. Dava süreciyle alakalı keşif talebi olmuştu. Heyet geldi, tesisi açmaya çalıştım ancak anahtarın açmadığını fark ettim. Hakime hanıma kapının kilitlerini değiştirdiklerini söyledim. Heyetten biri Muzaffer’i aradı gelip kapıyı homurdana homurdana açtı. Kapıyı açarken bana küfürler ederek içeri girmeme izin vermeyerek yumruk attı. Oradakiler olayı yatıştırdı. Birlikte binaya doğru yöneldik. Depoda 500 kişiye düğün yapacak kadar malzemem vardı ancak boşaltılmıştı. Onurumla oynanmıştı, 40 yıllık emeğim, param, kıdem tazminatım, bireysel emeklilik sistemindeki param, gelinlerimin bilezikleri, oğlumun araba parası, her şeyi oraya yatırmıştım. Bunların gerçekten önemi yoktu, buna rağmen bir de onurumla oynanıyordu” şeklinde konuştu.
“2-3 el ateş ettim, ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum”
Osman Ç., keşif bittikten sonra hastaneye gidip darp raporu aldığını da ifade ederek, “Muzaffer bana vurduğu için darp raporu aldım. Muzaffer’in yanındaki taksi şoförüne, benim için ’Bu adam buranın bekçisiydi, ne sahibi. Bizim malımıza ortaklık yapmaya çalışıyor’ dediğini söylediler. Ben de telefonla Muzaffer’i aradım. Nerede olduğunu sordum. Küfürle cevap vererek terminalde olduğunu söyledi. Terminale gittiğimde yine küfür etti. Ben belimdeki silahı çıkardım 2-3 el ateş ettim. Ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” cümlelerini kullandı.
“Abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim”
Tanık İskender Ece ise husumeti Muzaffer Ece’nin başlattığını söyledi. Ece, “Beni kendisi mahkemeye verdi. Mahkeme süreci de hala devam ediyor. Oradan başlayan bir husumeti var herhalde, bizim yok ama onun varmış demek ki. Nasıl söyleyeyim, abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim. Suçsuz bir insan gitti. Bu olay 2023’ün başlarında başladı. Tehditler, mesajlar vs. Hatta bir gün gece saatlerinde abim karakola gitmiş, şikayette bulunmuş. Mesajları göstermiş, emniyette ilgilenmemişler. Ertesi gün ben geldim, beraber savcılığa gittik suç duyurusunda bulunmak için. Savcılık kalemi bize, Whatsapp mesajlarının ertesi gün sabahleyin silindiğini, yeniden böyle bir şey olduğunda fotoğraf çekmememiz gerektiğini söylediler. Elimizde olmadığı için o mesajları gösteremedik” dedi.
“O gün abimin yanında ben olsaydım, o mermilerin yarısı bana gelecekti”
Olay gününü anlatan Ece, “Hala şaşırıyorum. O gün abimin yanında ben olsaydım, o mermilerin yarısı bana gelecekti. Buna yüzde yüz eminim. Sanık, olaydan yaklaşık 6 ay önce bizim gittiğimiz spot kulübümüz var. Oraya gelmiş, beni ve abimi sormuş” diye konuştu.
“1 lira alıp veremeyeceği olmayan bir insana 18 tane kurşun sıktı”
İskender Ece, Osman Ç’nin mahkeme sürecini başlatmasıyla olayların bu raddeye geldiğini dile getirerek, “Hatta abim bizi, ikimizi bir araya getirdi. ’Teyze oğlusunuz, barışın, böyle olmaz’ dedi. İkimizi bir araya getirdi. Öyle bir insan değildi. Bu olayla bir alakası olmayan biri. 1 lira alıp veremeyeceği olmayan bir insana 18 tane kurşun sıktı. Asıl hedef bendim. Ben bunu biliyorum” ifadelerini kullandı.
https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/05/cay-ocagindaki-kuzen-cinayetinin-sebebi-mahkemede-ortaya-cikti-asil-hedef-bendim-0-Sb7Nn3gI.mp4
Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde kuzeni Muzaffer Ece’yi çay ocağında öldüren Osman Ç.’nin ilk duruşmadaki savunması ortaya çıktı. İş ortağı olan İskender Ece ile yaşadığı ticari anlaşmazlık sonrası husumet başladığını, bunun sonucunda Muzaffer Ece’nin de kendisini darp edip, onurunu zedelediğini öne süren sanık, “2-3 el ateş ettim, ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” dedi. Muzaffer Ece’nin kardeşi İskender Ece ise “Abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim. Suçsuz bir insan gitti. 1 lira alıp veremeyeceği olmayan insana 18 tane kurşun sıktı. Asıl hedef bendim” dedi.
Dumlupınar Mahallesi’ndeki Gölcük Otogarı’nda 29 Mart 2024’de meydana gelen olayda, Muzaffer Ece çay ocağında oturduğu esnada kuzeni Osman Ç.’nin tabancalı saldırısına uğradı. Kurşunların isabet ettiği Ece kanlar içinde yere yığıldı, Osman Ç. ise olay yerinden kaçtı. Ece, ilk müdahalesinin ardından ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, Osman Ç. de tutuklandı.
Cinayete ilişkin açılan davanın 2. duruşması, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya taraf avukatları katıldı. Sanık ise SEGBİS’e bağlanamadığı için duruşmaya katılamadı. Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşma ertelendi.
“Tüm maksadım o arazi üzerinde bağ evi yapmaktı”
Öte yandan, sanık Osman Ç. ile Muzaffer Ece’nin kardeşi İskender Ece’nin ilk duruşmadaki ifadelerine ulaşıldı. İlk duruşmadaki savunmasında, pişman olduğunu söyleyen Osman Ç., yaklaşık 40 yıl boyunca uluslararası şirketlerde yöneticilik, kalite güvence ile insan kaynakları müdürü olarak görev yaptığını, 2017 yılında ise emekli olduğunu ifade etti. Osman Ç, “Bu arada da 2 tane kitap yazdım. Emeklilikten sonra bu işlere devam edebilmek için bir sayfiye yer almak istedim. Daha önce Ayvalık’ta yaptım bunu ama eşim yatalak olduğu için orayı sattık. İkamet ettiğim bölgeye yakın yer almak istedim. Maktulün kardeşi, aynı zamanda kuzenim olan İskender’e durumu anlattım ve beraber araziye gidip baktık. Tüm maksadım o arazi üzerinde bağ evi yapmaktı” dedi.
“İskender ve ben ortak olduk”
Gölcük’te arazi satın aldığını aktaran Osman Ç., “İskender bana, ’Teyze oğlu, beni de ortak yapar mısın? Bir köşeye sen yaparsın, bir köşeye ben yaparım’ dedi. Kardeş gibi büyüdüğümüz için kabul ettim. Araziyi satın aldım. Fakat arazinin çeşitli illerde 17 hissedarı vardı. O günün parasıyla 21 bin 300 doları, Türk parasına çevirdim ve hissedarlardan birine teslim ettim, sözleşmemi yaptım. Yoğun iş dolayısıyla İskender’e, ’Tapuyu al, biz sonra kendi aramızda hallederiz’ dedim. Böylelikle İskender arazinin tapusunu aldı ve kısa bir süre sonra yaşadığı yer olan Almanya’ya döndü. O döndükten sonra ben arazinin üzerinde çalışmalara başladım. Güya bağ evi yapacaktık ancak iş yeri yaptım. İnşaat 3-4 sene sürdü. 2019-2020 yıllarında belediyeye giderek ruhsatı üzerime aldım ve işletmeye başladım. 2 sene işlettim” şeklinde konuştu.
“Bana taahhüt edilen para da bir şekilde gelmemişti”
Osman Ç., 2 senenin sonunda İskender’in karısıyla tesiste tartıştıklarını anlatarak, “Almanya’dan gelmişti. ’Misafirlerim var, tesiste kahvaltı var mı?’ diye sordu. Olduğunu söyledim. Geldiler, yanlarındaki misafirlerle birlikte ben de oturdum. İskender’in eşi Leyla, yanındaki akrabalarımıza, ’Biz Almanya’da bu tesis yapılsın diye tuvalet temizliyoruz’ deyince benim de gücüme gitti. ’Yenge ben de burada makineyle para basmıyorum, ben de vardiyada çalışıyorum. Para biriktiriyoruz öyle yapıyoruz’ dedim Bunun üzerine tartıştık. Ortağım İskender olduğu için onunla konuşmam daha uygun olduğunu söyledim. 2 ay sonra İskender Almanya’dan geldi. İskender geldikten sonra tavırlarında bir değişiklik olmaya başladı. Konuşmalarımız da bana ses yükseltmeleri bağırmaları vardı. Sonucunda biz bu tesiste anlaşamayacağımızı anladık ve İskender’e 1 milyon 350 bin liralık harcamanın listesini verdim, o zamanın parası bu, yaklaşık 250 bin dolar civarında bir para yapıyordu. Ben de İskender’den o güne kadar tesis harcamaları için 12 bin euro ve 25 bin Türk lirası para almıştım. Güya İskender, Almanya’daki fabrikadan kendisini attıracak, tazminat alacak, öyle hesaplaşacaktık. Bana taahhüt edilen para da bir şekilde gelmemişti. Ben bu listeyi ona verdim, ’Bu liste üzerinden hesaplarımızı yapalım, ya sen bana olan borcunu ver ya ayrılalım’ dedim. Ne olumlu ne olumsuz hiçbir cevap vermedi. Bu konuşma sırasında yanımızda kardeşim Kemal ve kuzenim Muzaffer de vardı” ifadelerini kullandı.
“Dava açtıktan sonra bana düşman oldular”
Bu olayın ardından İskender’in abisi Muzaffer Ece’nin kendisini aradığını söyleyen sanık Osman Ç., “Beni arayıp, ’Listeye 9 bin 800 lira jeneratör yazmışsın ama faturada 7 bin 800 lira. Sen bu şartlar altında 1 milyon 350 bin liralık listeyi nasıl verirsin? Sen bu listeyi fazla fazla şişirdiğin için sana 500 bin lira verelim, al çek git’ dedi. Ben de kabul etmedim. Ardından Gölcük Cumhuriyet Savcılığına giderek avukatım aracılığıyla tapu iptal tescil davası ve alacak davası açtım. Ben davayı açtıktan sonra bunlar bana düşman kesildi. İskender Almanya’ya gitmişti. İskender, WhatsApp üzerinden bana küfür etti. Aynı şekilde Muzaffer de beni arayarak küfür etti. Sessiz kalmayı denedim, bir süre sonra telefonla olan tartışmalarımız artmaya başladı” dedi.
“Bu davayı açtıktan sonra da yine küfürlerle karşılaştım”
Mahkeme sürecinin yaklaşık 4 yıl sürdüğünü ifade eden Osman Ç., savunmasına şöyle devam etti:
“En son tesisi çalıştırdığımız zaman 2021 yılıydı. 2022 yılı sezonuna hazırlamak üzere tesise çıkarken yol boyundaki bütün reklam tabelalarımın, binanın içerisindeki bütün ışıklı tabelalarımın, restoran kısmının bütün zücaciye ekipmanlarının kırılıp otoparka atılmış olduğunu gördüm. Bunların fotoğraflarını çektim ve kardeşim Kemal ile birlikte gidip Muzaffer ile konuştuk. Bunu niye yaptıklarını sordum. Muzaffer, ’Artık bir işletme yok, defolup gideceksin buradan’ dedi. Bunun üzerine tekrar cumhuriyet savcılığına gittim. Mala zarar verme, haneye tecavüzden dolayı yine haklarında dava açtım. Bu davayı açtıktan sonra da yine küfürlerle karşılaştım. Dürüst olmak gerekirse zaman zaman mukavemet etmek durumunda da kaldım. Bu süreç böyle 2023 yılının ortalarına kadar devam etti”
“Onurumla oynandı”
Yaşanan gerginlik dolayısıyla anksiyete tedavisi gördüğünü belirten Osman Ç., “Annemin de telkinleriyle bunlardan uzaklaştım. Telefonlarını da rehberimden sildim. O esnada eşimin üzerine kayıtlı engelli aracını sattım. Tesisten kalan borçları, kredileri ödedim. Oğluma oturmak üzere aldığım evi sattım. Mesleğe tekrar geri dönmeye karar verdim ve endüstriyel röntgen ve ultrasonik muayenesi yapan bir şirket kurdum. İşlerim düzelmeye başladı. Dava süreciyle alakalı keşif talebi olmuştu. Heyet geldi, tesisi açmaya çalıştım ancak anahtarın açmadığını fark ettim. Hakime hanıma kapının kilitlerini değiştirdiklerini söyledim. Heyetten biri Muzaffer’i aradı gelip kapıyı homurdana homurdana açtı. Kapıyı açarken bana küfürler ederek içeri girmeme izin vermeyerek yumruk attı. Oradakiler olayı yatıştırdı. Birlikte binaya doğru yöneldik. Depoda 500 kişiye düğün yapacak kadar malzemem vardı ancak boşaltılmıştı. Onurumla oynanmıştı, 40 yıllık emeğim, param, kıdem tazminatım, bireysel emeklilik sistemindeki param, gelinlerimin bilezikleri, oğlumun araba parası, her şeyi oraya yatırmıştım. Bunların gerçekten önemi yoktu, buna rağmen bir de onurumla oynanıyordu” şeklinde konuştu.
“2-3 el ateş ettim, ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum”
Osman Ç., keşif bittikten sonra hastaneye gidip darp raporu aldığını da ifade ederek, “Muzaffer bana vurduğu için darp raporu aldım. Muzaffer’in yanındaki taksi şoförüne, benim için ’Bu adam buranın bekçisiydi, ne sahibi. Bizim malımıza ortaklık yapmaya çalışıyor’ dediğini söylediler. Ben de telefonla Muzaffer’i aradım. Nerede olduğunu sordum. Küfürle cevap vererek terminalde olduğunu söyledi. Terminale gittiğimde yine küfür etti. Ben belimdeki silahı çıkardım 2-3 el ateş ettim. Ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum” cümlelerini kullandı.
“Abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim”
Tanık İskender Ece ise husumeti Muzaffer Ece’nin başlattığını söyledi. Ece, “Beni kendisi mahkemeye verdi. Mahkeme süreci de hala devam ediyor. Oradan başlayan bir husumeti var herhalde, bizim yok ama onun varmış demek ki. Nasıl söyleyeyim, abimle ne alakası var, ben hala onu çözemedim. Suçsuz bir insan gitti. Bu olay 2023’ün başlarında başladı. Tehditler, mesajlar vs. Hatta bir gün gece saatlerinde abim karakola gitmiş, şikayette bulunmuş. Mesajları göstermiş, emniyette ilgilenmemişler. Ertesi gün ben geldim, beraber savcılığa gittik suç duyurusunda bulunmak için. Savcılık kalemi bize, Whatsapp mesajlarının ertesi gün sabahleyin silindiğini, yeniden böyle bir şey olduğunda fotoğraf çekmememiz gerektiğini söylediler. Elimizde olmadığı için o mesajları gösteremedik” dedi.
“O gün abimin yanında ben olsaydım, o mermilerin yarısı bana gelecekti”
Olay gününü anlatan Ece, “Hala şaşırıyorum. O gün abimin yanında ben olsaydım, o mermilerin yarısı bana gelecekti. Buna yüzde yüz eminim. Sanık, olaydan yaklaşık 6 ay önce bizim gittiğimiz spot kulübümüz var. Oraya gelmiş, beni ve abimi sormuş” diye konuştu.
“1 lira alıp veremeyeceği olmayan bir insana 18 tane kurşun sıktı”
İskender Ece, Osman Ç’nin mahkeme sürecini başlatmasıyla olayların bu raddeye geldiğini dile getirerek, “Hatta abim bizi, ikimizi bir araya getirdi. ’Teyze oğlusunuz, barışın, böyle olmaz’ dedi. İkimizi bir araya getirdi. Öyle bir insan değildi. Bu olayla bir alakası olmayan biri. 1 lira alıp veremeyeceği olmayan bir insana 18 tane kurşun sıktı. Asıl hedef bendim. Ben bunu biliyorum” ifadelerini kullandı.
Kocaeli’de şizofren hastası olduğunu iddia ettiği oğlu tarafından 12 yerinden bıçaklanan anne, “Oğlumun yaptığı eylem dışında Allah herkese böyle evlat nasip etsin. Daha önce evlat olarak bana karşı herhangi bir kusur işlememiştir. Oğlumdan şikayetçi değilim” dedi. Sanık ise “İçimdeki sesler beni bu eyleme yöneltti. Suç işleme kastım yoktur” diye savunma yaparken mahkeme heyeti sanığa 13 yıl 4 ay hapis cezası verdi.
Olay, 4 Nisan 2023 tarihinde Kartepe’de bulunan bir ikamette meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 41 yaşındaki S.Ç., mutfaktan aldığı bıçakla annesi F.Ç’yi bıçakladı. Böbreğinden, sırtından ve göğsünden olmak üzere çeşitli yerlerinden 12 kez bıçaklanan 61 yaşındaki kadın, kanlar içinde kaldı. Bir süre sonra S.Ç. olay yerinden ayrılırken, eve gelen F.Ç’nin kız kardeşi 112 Acil Çağrı Merkezi’ne haber verdi. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, ağır yaralanan kadını ambulansla hastaneye kaldırdı. F.Ç., yoğun bakıma alınırken olaya ilişkin S.Ç. gözaltına alındı. İfadesi alınan F.Ç. tutuklanarak cezaevine gönderildi.
“İçimdeki sesler beni bu eyleme yöneltti”
“Hayati tehlikeyi arz edecek şekilde üstsoya karşı kasten yaralama” suçundan açılan davanın 6. celsesi Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuklu sanık S.Ç., avukatı ve müşteki anne F.Ç. katıldı. Önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyleyen S.Ç., “İçimdeki sesler beni bu eyleme yöneltti. Suç işleme kastım yoktur” diye konuştu.
“Allah herkese böyle evlat nasip etsin”
Şikayetçi olmadığını söyleyen müşteki F.Ç., “Oğlumun yaptığı eylem dışında Allah herkese böyle evlat nasip etsin. Daha önce bana veya kardeşlerine yönelik kötü bir eylemi olmamıştır. Evlat olarak da bana karşı herhangi bir kusur işlememiştir. Oğlumdan şikayetçi değilim” şeklinde konuştu.
“İçimdeki ses bana hükmetmeye başladı”
Olaya ilişkin sanık ilk celse verdiği savunmada, “Olay tarihinde 05.00 civarında uyandım. Kahvaltı yapmak istedim. Evde çorba vardı. Kepçe aradım ancak bulamadım. Bunun üzerine canım sıkıldı. Mutfaktaki cam bardağı ve zeytin tabağını yere atarak kırdım. Daha sonra odama geçtim. Orada vücudumda sinirlerimi bozan bir acı hissettim. O esnada kafam gitti. İçimdeki ses bana hükmetmeye başladı. Sürekli uyku haricinde kendi kendine konuşan bir ses duymaktayım. Hissettiğim acı sonrasında içimdeki ses annemi kastederek ’Onu öldür bu acı bitecek ama önce kardeşlerinin gitmesini bekle, kararlı ol’ şeklinde seslendi” şeklinde konuştu.
“Olayı ben gerçekleştirmedim, sadece yaşadım”
Kardeşlerinin evden gitmesini beklediğini dile getiren S.Ç., “Kardeşlerim gittikten sonra mutfaktan bıçak aldım. Anneme vurmaya başladım. İçimdeki ses sürekli, ’Kararlı ol, kararlı ol’ diye seslenmeye devam ediyordu. Ben de bu eylemi gerçekleştirirken sürekli, ’Ne zaman bitecek bu acı’ diye söylendiğimi hatırlıyorum. Söz konusu eylemi aklımdaki sesin bana hükmetmesi sonucunda gerçekleştirdim. Ben aslında hiçbir şey bilmiyorum. Bana bir şey sormayın. Olayı ben gerçekleştirmedim, sadece yaşadım. O esnada bende bir çaresizlik vardı” ifadelerini kullandı.
“Elinden kurtulamayacağımı sandım”
Yaşanan olayı anlatan F.Ç, “Olay tarihinde Ramazan ayı olduğu için sahura kalkmıştık. Sahur sonrasında sabah uyandığımda mutfakta kırıklar vardı. Oğluma sorduğumda kendisinin yapmadığını söyledi. Tekrardan mutfağa gittim. Bir süre sonra oğlum S.Ç. gelerek beni bıçakladı ve ’Benden ne istiyorsunuz?’ diye sürekli söyleniyordu. Elinden kurtulamayacağımı sandım. Bir süre sonra eylemine son verdi. Salona gidip kız kardeşimi aradım. Diğer çocuklarıma ulaşamadım” dedi.
“Oğluma şizofreni başlangıcı teşhisi konulmuştur”
Konuşmasını sürdüren F.Ç, “Oğlum bir süre sonra yanıma geldi ve tekrar bıçakla vurdu. Daha sonra beni bıraktı ve dışarı çıktı. Ben oğlumu 17-18 yıldan beri sürekli psikiyatri uzmanlarına götürmekteyim. Askerliği sırasında psikolojisi bozuldu. Sonra bu hale geldi. Şimdiye kadar yatarak tedavi görmedi. Sürekli ilaç kullanmaktadır. Şizofreni başlangıcı teşhisi konulmuştur. Oğlundan şikayetçi değilim” diye konuştu.
Olay, 9 Ekim 2024 tarihinde Karamürsel’den İzmit’e giden özel halk otobüsünde meydana geldi. Otobüste yolculuk yapan Enes Yiğithan Toraman (29), 4 Temmuz Mahallesi’nde otobüse binen eşinin dayısı Volkan A. (39) tarafından bıçaklı saldırıya uğradı. Yolcuların gözü önünde Toraman’ı defalarca bıçaklayan zanlı, cinayetin ardından arka kapıdan inerek kaçtı. Hastaneye kaldırılan Toraman, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Kaçan şahsı yakalamak için harekete geçen polis ekipleri, Volkan A’yı başka bir otobüsle İzmit’e giderken Gölcük’te yakaladı. Gözaltına alınan şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Enes Yiğithan Toraman ile eşinin gönüllü olarak kaçarak evlendikleri, bu olaydan sonra aileler arasında başlayan husumetin barış ile neticelendiği, Toraman çiftinin de bir bebeklerinin bulunduğu öğrenildi.
Cinayete ilişkin hazırlanan iddianamede, Enes Yiğithan Toraman’ın kalbi başta olmak üzere vücudunda toplam 15 bıçak darbesi bulunduğu bilgisi yer aldı.
“Enes bana, ’Senin yeğenini sinkaf ettim, 4 bacını da sinkaf edeceğim’ diyerek küfürler ediyordu”
Olayla ilgili duruşma Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Duruşmaya tutuklu sanık Volkan A., maktulün ailesi, taraf avukatları ve tanıklar katıldı. Maktulün yeğeni ile evli olduğunu söyleyen tutuklu sanık Volkan A., “Maktul yeğenim ile evliydi. Enes ile yeğenim kaçarak evlendi. Enes, Kübra’yı darp ederek kolunu yerinden çıkardı. Bu sebeple aramızda sürtüşme başladı. Küfürler ediyordu. Kübra boşanma davası açtı ancak sonrasında barıştılar. Bunun üzerine konuyu kapattık. Enes’in kadın ticareti yaptığına dair konuşmalara da şahit oldum. Kübra’yı merak ettim, Enes kendisini tehdit mi ediyor yoksa kendi rızası ile mi kocasının evine kalıp kalmadığını sordum ancak yeğenim cevap vermedi. Bunun üzerine Enes ile konuşmak için Karamürsel’deki iş yerine gittim ancak kendisini bulamadım. Geri dönmek için otobüse bindim, tesadüfen Enes’i orada gördüm” diye konuştu.
“Bana ettiği küfürler ve silah taşıdığını bildiğim için o panikle olay gerçekleşti”
Otobüse binince arakasını döndüğünü ve Enes’in kendisine küfür ettiğini iddia eden Volkan A., “Bana küfür edince kendisini bıçakladım. Kendisi ile sürtüşmelerimizden dolayı bıçak taşımaya başlamıştım. Enesin silah taşıdığını ve yakalattırdığını biliyordum. Bana ettiği küfürler ve silah taşıdığını bildiğim için o panikle olay gerçekleşti. Enes beni sürekli tehdit ediyordu, bana konumlar atıyordu. Enes ile aynı durakta mı otobüse bindik bilmiyorum, o an onu görmedim” şeklinde konuştu.
“Kübra, ’Enes’in ölmesini istiyorum’ dedi. 3 gün sonra da oğlum öldürüldü”
Sanıktan şikayetçi olan maktulün annesi Filiz Altan, “Sanığın dediği hiçbirine katılmıyoruz. Kübra, 15 yaşından beri dayısından işkence gördüğünü, hatta kendisini bıçaklamaya kalkıştığını söylerdi. Oğlum daha önce küfür etmiş olabilir ancak sanığın dediği kadar yoktur. 5 dakikada oğlumun siniri yatışırdı. Oğlum kendilerine özür mesajları da yazmıştır. Ailenin tamamından şikayetçiyim. Anne ve babası varken neden sanık bu konuya dahil oldu anlamış değilim. Olaydan önce Kübra ile Enes kavga etmişti. Kübra, ’Enes’in ölmesini istiyorum’ dedi. 3 gün sonra da oğlum öldürüldü” ifadelerini kullandı.
Maktulün babası Yusuf Toraman ise, “Oğlum sigara dahi içmeyen bir insandı. Oğlum evlendikten sonra değişmeye başladı. Sanık, bana ve eşime de küfür etti. Oğlumu 15 kere bıçaklamış. Oğlum katledildi. Sanığa az ceza verirseniz sanık kürsüsünde ben olurum, o başka yerde olur” dedi.
“Abim melek gibi adamdı”
Sanıktan şikayetçi olan maktulün kardeşi Emre Toraman, “Abim gelini kaçırmak için benden destek istedi, ben de yardım ettim. ’Benim kızımı bana geri getireceksiniz, cezaevinde yeni çıktım’ diyerek bizi tehdit ettiler. En sonunda olayı yatıştırdık ve barıştık. Sanık abimi öldürmek için pusuya yatıyor. Volkan metamfetamin kullanıyor. Tek başına bu işi yapmış olamaz. Aileden yardım istemiştir. Abim melek gibi adamdı. Defalarca güvenlik kameraları görüntülerini izledim. Enes küfür etmiyor” diye konuştu.
“Maktulün, ’Abi ne olur yapma’ dediğini duydum ancak küfür ettiğini duymadım”
Olaya ilişkin tanık olarak dinlenen otobüs şoförü Recep A. “Sanık yolcu olarak otobüse bindi. Sonrasında kargaşa oldu. Yolcular bağırıştı. Hepimiz aşağıya indik. Olay anını görmedim ancak sonradan kameralardan izledim” şeklinde konuştu.
Tanık olarak dinlenen yolcu Dilek K., “Şoförün 3 sıra arkasında oturuyordum. Vurma sesi ile arkamı döndüm. Sanığın yumruk attığını düşündüm. Maktulün, ’Abi ne olur yapma’ dediğini duydum ancak küfür ettiğini duymadım. Sanığın ise küfür ettiğini duydum. Korku ile aşağıya indim. 40 saniye sonrada sanık aşağıya indi. Elinde de küçük bir bıçak vardı” ifadelerini kullandı.
“Volkan tehdit mesajları sebebiyle 3 kez hattını değiştirdi”
Olaya ilişkin dinlenen tanık Hasan Ç., “Volkan arkadaşım olur, kendisi ile gün boyu beraberdik. Beraber esrar içtik. Enes ile görüşmek istediğini söyledi. Gerek olmadığını söyledim ve ayrıldık. Ertesi gün haberlerden olayı öğrendim. Maktul tarafından sanığa tehdit mesajları geldiğini gördüm. ’Metamfetamincisiniz, satıyorsunuz. Sizin ayaklarınızı kıracağım’ diye mesajlarını gördüm. Volkan’a kendisini şikayet etmesini söyledim. Volkan tehdit mesajları sebebiyle 3 kez hattını değiştirdi. Bildiklerim bunlardan ibaret” dedi.
“Volkan bizimle damat tarafı arasında köprü oldu”
Tanık olarak dinlenen Enes Yiğithan Toraman’ın kayınbabası Ali Bilge, “Volkan kayınbiraderim olur. Volkan bizimle damat tarafı arasında köprü oldu. Kızdığımda Volkan bana, ’Sen de benim ablamı kaçırmadın mı? Yeğenim bir hata yaptı, yapacak bir şey yok’ dedi. Kızım 3 kere kapıma geldi. 2’nci gelişince bağrımıza bastık. Volkan, ’Olur öyle şeyler’ dedi. Kızım, 13 günlük bebeği ile gece yarısı evime geldi ve darp raporu aldı. 13 günlük bebekle mahkemelerde koşturdum. Kızım 3 kez kapı önüne konmasına rağmen hukukla, polisle olayı çözelim istedik” diye konuştu.
“O niyetle yapmadım ancak öldüyse de dünya bir pislikten kurtuldu”
Konuşmasını sürdüren Bilge, “Eşime bir gün maktulden, ’Gelin kızınızı alın, yoksa balkondan atarım’ tarzında mesaj geldi. Eşim korktuğu için şikayetçi olmadı ama Volkan defalarca şikayetçi olması konusunda eşimle konuştu. Apar topar kızımızı aldık. Boşanma davası açtık. Maktul davaya gelmedi. Maktul, Volkan’ın evini bile bastı. Karakola gidip ifade verdik. Ona rağmen Volkan, ’Olmuş bitmiş, yuvasına sahip çıksın’ dedi. Hep polisle işimizi çözmeye çalıştık. Karşı taraf yüzde 1 bile haklı olsaydı, ben Volkan’dan şikayetçi olurdum. Maktul sürekli küfür ve tehdit ediyordu. Olay gerçekleştikten sonra telefonla konuşmamızda Volkan bana, ’Enes ile eşine yuvana sahip çık demek için konuşmaya gittim. Ancak ancak bana küfür etti. Bıçakladım, öldü herhalde. O niyetle yapmadım ancak öldüyse de dünya bir pislikten kurtuldu’ diye yaşananları bana anlattı” şeklinde konuştu.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi.
Kocaeli’de 5 ve 6 yaşlarındaki yeğenlerine 8 yıl boyunca zincirleme şekilde cinsel istismar uyguladığı iddia edilen 2 amcanın yargılandığı davada karar çıktı. Sanıklardan birine 45, diğeri ise 8 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
İddiaya göre, H.N.U. (14) ile S.N.U. (13), henüz 5 ve 6 yaşlarındayken amcaları S.U. (43) ve S.U. (38) tarafından zincirleme şekilde cinsel istismara maruz kaldı. Kız çocuklarının yıllarca cinsel istismara uğradığı, H.N.U.’nun arkadaşına söylemesi üzerine ortaya çıktı. Durumu öğrenen anne, çocukların amcalarından şikayetçi oldu. Şikayet üzerine 2 amca da gözaltına alındı. İfadeleri alınan amcalardan S.U. (43) çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, diğer şüpheli ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Sanıklar hakkında “Çocuğa karşı cinsel taciz”, “Çocuğun cinsel istismarı” suçlarından açılan davanın 5. celsesi, Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık S.U. ve taraf avukatları katıldı.
Sanıklara ceza verildi
Mahkeme heyeti, tutuksuz sanık S.U.’ya, H.N.U.’ya karşı işlediği çocuğun cinsel istismarı suçundan 4 yıl 6 ay, cinsel taciz suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Tutuklu sanık S.U. ise H.N.U.’ya yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan 30 yıl, S.N.U.’ya yönelik cinsel istismar suçundan da 15 yıl hapse çarptırıldı.
Mağdurlar ifade verdi
Öte yandan, mağdur H.N.U. önceki celselerde uzman eşliğinde alınan ifadesinde, “Amcam S.U. (43), henüz ben 5 yaşındayken bana dokunuyordu. Ben gıdıklıyor sanıyordum ama öyle olmadığını fark ettim. 5 yaşındayken beni dudağımdan öpmeye çalıştı, üstüme uzandı. 11-12 yaşlarında ise cinsel istismarda bulundu. Bu durum 2-3 defa oldu. S.U. (38) ise benden açık fotoğraf istedi, ilkinde attım ancak 2. ve 3’üncü de atmadım. Bana dokunduğu oluyordu ancak cinsel birlikteliği olmadı” dedi.
S.N.U. da benzer ifadeler vererek sanıklardan şikayetçi oldu.
“H.N.U.’nun vasıtasıyla cinsel içerikli mevzular konuşulmaya başlandı”
Tutuklu sanık S.U. ise ilk duruşmadaki savunmasında, “Abim ve yengem, H.N.U. okula gitmediği zaman veya herhangi bir şikayetleri olduğu zaman beni arıyorlardı. H.N.U.’yu düzgün yetiştirme tarzına getiriyordum. H.N.U. mesajlaşmalarda bana küfür etmeye başladı. Bunun üzerine olayın aslını astarını öğrenmek için araştırma yaptım. H.N.U.’nun sosyal medya üzerinden erkeklerle cinsel içerikli mesajlaşmaları olduğunu öğrendim. Ben de bunu engellemek için küfürlü şekilde onun istediği mesajlar yazdım. Onun ağız tarzında konuşarak arkadaş canlısı olmaya çalıştım. Bana küfürlü konuşunca onun ayarında konuşmaya başladım. H.N.U.’nun vasıtasıyla cinsel içerikli mevzular konuşulmaya başlandı” ifadelerini kullandı.
“Cinsel içerikli fotoğrafları başkalarına atıp adları lekeleneceğine bana atsınlar istedim”
Cinsel içerikli yaklaşımının olmadığını ileri süren S.U., “H.N.U., bana küfür edince şaklabanlık olsun diye ben de küfür ediyordum. Cinsel içerikli yaklaşımım olmadı. Sadece mesajlarda konuşma olarak yapıldığını kabul ediyorum. Bundan da pişmanım. Keşke böyle bir şey yapmasaydım. Mağdurdan uygunsuz fotoğraflar istediğim doğrudur. Cinsel içerikli fotoğrafları zaten başka erkeklere atıyorlardı. Ben de bunları engellemek açısından yani farklı kişilere gitmesin, adı lekelemesin diye fotoğraf istedim ve kendim de fotoğraf attım” şeklinde konuştu.
Tutuksuz sanık S.U., “H.N.U.’nun sevgilisi olduğunu öğrendiğim için bana iftira attı, suçlamayı kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.
“Başka erkeklerle yazışacağına kendisi ile yazışmasını söylemiş”
Tanık hala A.K. de önceki celse verdiği ifade de, “Mağdur H.N.U., hoppa diye tabir edilen, dışarıya açık, anne ve babasını dinlemeyen, gezip tozmayı, erkeklerle konuşmayı seven, sosyal medyada sürekli resim paylaşan bir kızdı. Kardeşim, yeğenimin bu durumunu bildiğinden dolayı onların bu şekilde davranmasını engellemek amacıyla sosyal medyada başka erkeklerle yazışacağına kendisi ile yazışmasını söylemiş. Bunun üzerine yeğenim H.N.U., amcası S.U. (38) ile sosyal medyada mesajlaşmış. Bu mesajları kardeşim telefonundan gördüm” dedi.
https://41.com.tr/wp-content/uploads/2024/10/premature-bebegin-yasam-mucadelesi-aci-sonla-bitti-0-6l27byit.mp4 Kocaeli’nin Gebze ilçesinde özel bir hastanede erken doğumla dünyaya gelen Ediz Yekta bebek, yoğun bakımda henüz 73 günlükken hayatını kaybetti. Sevk taleplerine rağmen bebeklerinin yoğun bakımda tutulduğunu ve yüksek dozda potasyum verilerek kalbinin durduğunu iddia eden aile ise şikayetçi oldu ancak soruşturma izni verilmedi.
Birgül Oturak, yaklaşık 1,5 yıl önce Özel Gebze Yüzyıl Hastanesi’nde erken doğum yaptı. Bin 30 gram olarak dünyaya gelen Ediz Yekta bebek, prematüre ve solunum sıkıntısı sebebiyle kuvöze konuldu. Çeşitli tedaviler uygulanan Ediz Yekta, 29 Ağustos 2023’de henüz 73 günlükken hayatını kaybetti. Bebeklerinin ölümüyle hayatları alt üst olan Birgül ve Deniz Oturak çifti, ihmal olduğu iddiasıyla hastane ve doktor M.F.Ş’den şikayetçi oldu.
Soruşturma izni verilmedi
Yapılan incelemeler sonucunda, hekimlik tedavi uygulamasında bir hata veya ihmal olmadığı ve gerekli tedavilerin yapıldığına dair bir değerlendirme yapılarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun gereğince soruşturma izni verilmedi.
“Defalarca bebeğimin sevkini istedim fakat bana izin verilmedi”
Süreci ve yaşananları anlatan 2 çocuk annesi Birgül Oturak, “Yaklaşık 1,5 yıl önce Özel Gebze Yüzyıl Hastanesi’nde doğum yaptım. Bebeğim erken doğduğu için kuvöze alındı. Doktoru M.F.Ş’ydi. Bebeğim 72 gün yoğun bakımda kaldı. 72 günün sonunda defalarca bebeğimin sevkini istedim fakat bana izin verilmedi. ’Buradan daha iyi bir yer bulamazsın’ denildi” dedi.
“112’ye müracaat ettim, 6 saat sonra bebeğimin ölüm haberi geldi”
Gözyaşlarını tutmakta zorlanan Birgül Oturak, Ediz Yekta’nın tedavisi sırasında beyin kanaması geçirdiğini öğrendiğini söyleyerek, “Bebeğimin sevkini istediğimde bana bunun doğru olmadığı söylendi. Beyin kanamasını öğrendiğim zaman ise ’Ufak çaplı, önemli değil’ gibi şeyler denildi. Ben farklı doktorlara ulaştım. Onlara sordum, onlardan öğrendim. Bebeğimi oradan almazsan öleceğini söylediler. Bebeğimin vücudunda yoğun bir diplokok olduğu ve yaşama şansının yüzde 20 olduğu uyarısında bulundular. Ben bebeğimi almak için 112’ye müracaat ettim. Zaten 5-6 saat sonra bebeğimin ölüm haberi geldi. M.F.Ş. bana bebeğimin sevkini vermedi” diye konuştu.
“Beni o hastanede çok sıkıştırdılar”
Oturak, “Doktoru, ’Durumu iyi gidiyor. Aileye teslim edeceğim’ gibi şeyler söylerdi. Geçtiğimiz günlerde aynı hastanede 3 bebeğini kaybeden Hamide Hanımın da dediği gibi. Onlar 4. bebekleri Cemre’nin sevkini aldıktan 10 gün sonra Ediz Yekta öldü. Birçok söylendi. Farklı doktorlara danışma imkanı vermediler. Beni o hastanede çok sıkıştırdılar. Tamamen etrafımı kapattılar. Ben artık başka doktorlara sormaya başlamıştım. Bir doktor bana, ’Ne yap, et bebeğini oradan kurtar’ demişti. Ben de kendilerine, ’Bebeğimi artık almak istiyorum’ dedim. Eve geldiğimde 112’yi aradım. 112 hastane ile görüşmüş. Zaten 5-6 saat sonra da bebeğimin ölüm haberi geldi. Ben M.F.Ş’nin yenidoğan çetesi ile bağlantısı olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Soruşturma izni verilmedi”
Ediz Yekta’nın ölümünün ardından şikayetçi olduklarını kaydeden Birgül Oturak, “Epikriz raporuna baktığımda yüksek dozda potasyum verilerek ani kalp durması üzerine soruşturma izni için müracaat ettik ancak bize soruşturma izni verilmedi. Ne olur artık başka bebekler ölmesin. Biz bu hastanede 6-7 bebeğin daha öldüğünü biliyoruz” ifadelerini kullandı.
Ediz Yekta’nın babası Deniz Oturak ise “Adli süreci başlattıktan sonra öncelikle İl Sağlık Müdürlüğü’nden ifadeye çağırdılar. Bu süreci anlatmamız istendi. Biz gereken ifadeyi verdik. Bundan birkaç ay öncede İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden aradılar ve sonucu almamız istendi. Sonucu aldığımızda, doktorun verdiği ifadeye göre soruşturmaya yer olmadığını söylediler. Doktorun ifadeleri yalan, yanlış. Anlattıklarının hiçbirini uygulamadığını düşünüyoruz. Eşimin de söylediği gibi, biz o doktorun çete ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.