Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Kocaeli’nin teknoloji vizyonu sahneye çıktı: “Dijital devrimi ıskalayan tarihten silinir”

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/kocaelinin-teknoloji-vizyonu-sahneye-cikti-dijital-devrimi-iskalayan-tarihten-silinir-0-Duu972ha.mp4
Kocaeli Bilişim Fuarı, yapay zekadan siber güvenliğe kadar teknoloji dünyasının tüm başlıklarını bir araya getirerek kapılarını açtı. Şehrin dijital dönüşüm vizyonunun vurgulandığı açılışta, “Bu değişime ayak uyduramayanlar tarihten silinir” mesajı öne çıktı.

Yapay zekadan siber güvenliğe, bulut teknolojilerinden yerli yazılımlara kadar bilişim dünyasının tüm kritik başlıklarını buluşturan Kocaeli Bilişim Fuarı, bugün Kocaeli Kongre Merkezi’nde başladı. 3 gün sürecek fuar; Türkiye’nin dijital dönüşüm vizyonuna katkı sunmayı, yerli üretimi güçlendirmeyi ve gençlere teknoloji alanında yeni ufuklar açmayı hedefliyor. Açılışa Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hayri Baraçlı, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Programa katkı veren kurumlara hediye takdim edildi.

“Bu da sizi büyük devletlere, imparatorluklara götürür”

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, açılışta yaptığı konuşmada, medeniyetlerin gelişiminde insanın geçim biçimi ile yaşam tarzı arasındaki sıkı bağa dikkat çekti. Başkan Büyükakın, yaklaşık binli yıllarda toprağın işlenmesiyle başlayan yerleşik tarıma geçiş dönemini ve bu düzenin 750 yıl boyunca devam ettiğini hatırlattı.

Büyükakın, insanın zenginlik oluşturma biçimi ile hayatını şekillendiren unsurlar arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Örneğin, zenginliğin merkezinde tarım olduğunda şu olur; İnsanlar özellikle verimli arazilerin etrafında yerleşmeye başlarlar. Nil Nehri, Fırat Nehri, Dicle Nehri veya dünyadaki diğer büyük nehirlerin etrafında şehirler kurulmasının sebebi budur. Bütün kadim şehirlere bakın; hepsi, verimli toprakların olduğu bölgelerde kurulmuştur. Dolayısıyla mesele, o topraklara hakim olmak ve o topraklarda çalışacak büyük bir nüfusa sahip olmak haline gelir. Bu da sizi büyük devletlere, imparatorluklara götürür. Oraya asker devşirecek yapılar gerekir; beyler, derebeylikler ortaya çıkar. Verimli nehirlerin etrafında kurulmuş şehirlerin merkezinde tipik yapılar vardır. Bir kilise, bir cami, hemen yanında bir pazar bulunur. Şehrin mimarisi buna göre şekillenir ama sadece mimari değil, eğlence hayatı da böyle şekillenir. O şehirlerin korunaklı alanlarındaki eğlence mekanları, kültürel merkezler bu düzenin ürünüdür. İnsanın hayatını kazanma biçimi; mimariden sanata, kültürden eğitime kadar her şeyi şekillendirir.

“Üretim, sabit bir yapıdan esnek üretim sistemlerine kaydı”

Tahir Büyükakın, üretim sistemlerindeki değişimin iş dünyası ve yerel yönetimlerin organizasyon biçimlerini de dönüştürdüğünü belirtti. Başkan Büyükakın, üretim bantlarının çeşitlenmesi ve opsiyonel üretim modellerinin ortaya çıkmasıyla insan kaynağına duyulan ihtiyacın değiştiğini ifade etti. Büyükakın, bu dönüşümü şöyle anlattı:

“Robotlar, yavaş yavaş üretimin ayrılmaz bir parçası haline geliyordu. Eskiden bir araba almak için sıraya girerdiniz, hatta bir model için önceden ücret ödeyip neredeyse bir yıl beklemek zorundaydınız ama süreç değişti. Artık arabaların renklerini, opsiyonel özelliklerini seçebilir hale geldiniz. Üretim, sabit bir yapıdan esnek üretim sistemlerine kaydı ve iş dünyası da buna göre şekillendi.”

“Ona ayak uyduramayanlar tarih sahnesinden silinir”

Her yeni üretim biçiminin yeni bir yaşam biçimini beraberinde getirdiğini belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Büyükakın, değişime ayak uyduramayanların tarih sahnesinden silineceği uyarısında bulundu. Büyükakın, “Ona ayak uyduramayanları tarih sahnesinden siler. Örneğin ekonomistlere göre Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesinin en önemli nedenlerinden biri sanayi devrimini ıskalamış olmasıydı. Sanayi devrimini yakalayamayınca, o devrimi yapan ülkelerle rekabet edecek gücü de kalmadı. Şimdi de bilişim alanında benzer bir hikayeyle karşı karşıyayız. Bu hıza ayak uyduramaz, bilişimde üretim yapamaz, oradaki yeniliklere adapte olamazsanız beraberinde yok olursunuz” diye konuştu.

“35 milyar dolarlık bir şehirden bahsediyoruz”

Kocaeli’nin Türkiye’nin dünyaya açılan yüzü olduğunu kaydeden Başkan Büyükakın, şehrin dış ticaret hacminin uluslararası düzeyde bir ülke büyüklüğünde olduğunu kaydetti. Büyükakın, şehrin ekonomik gücüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“İhracat rakamlarına baktığınızda, 35 milyar dolarlık bir şehirden bahsediyoruz. Dünyadaki ülkelerle kıyasladığınızda neredeyse Lüksemburg seviyesine geliyor. Estonya, Letonya gibi ülkelerle aynı dış ticaret hacmine sahip bir şehirden bahsediyoruz. Yani neredeyse bir ülke büyüklüğünde. Şehrin, zengin kalmaya devam etmesi ve gelecekte daha da zengin olması için katma değeri yüksek ürünler üretmesi gerekiyor. Şehirlerine vizyon katan, ilham veren işler yapmak zorundalar. İlham sahibi ve vizyon sahibi olanların da önünü açmak zorundalar. Biz de tam olarak böyle bir yerde konumlanıyoruz. Bir yandan konuştuklarımızla şehirdeki insanlara ilham vermek, diğer yandan vizyonu olanların önünü açmak zorundayız. Bu nedenle odalarımızın geleceğe dönük yaptığı tüm çalışmaları güçlendirmek için var gücümüzle çalışıyoruz, onların önünü açmak istiyoruz. Aynı şekilde gençlerimizin geleceğin dünyasında rekabet edebilmesi için fırsatlarını artırmaya gayret ediyoruz.”

“Aynı ruhla, aynı liderlik bilinciyle devam edersek, ülkemiz ilelebet var olacaktır”

Milletlerin varlığını sürdürmesinde toplumsal bütünlük ve liderlik bilincinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Büyükakın, ayakta kalan ve başarılı olmaya devam eden milletlerin ortak bir değer taşıdığına dikkati çekti. Büyükakın, milletlerin yok oluşu üzerine yapılan çalışmalarda genellikle savaş, salgın hastalık ve kıtlıklardan söz edildiğini ancak esas meselenin toplumsal anlam kaybı olduğunu ifade ederek, “Yükselişte de aynı şey vardır; toplu halde bir anlama, bir ideale sarılmak. Eğer hepimiz aynı şeyi düşünürsek, ülkenin geleceğini benzer noktalara bağlar ve hepimiz aynı hedefe vurursak, topyekün hareket edersek, birlikte hareket edersek, aynı ruhla, aynı liderlik bilinciyle devam edersek, ülkemiz ilelebet var olacaktır. Bunu söylerken, bunun temellerinin nereye bastığını bilerek konuşmaya devam edersek, yerel yönetici iş insanının önünü bu doğrultuda açarsa; iş insanı dünyaya dünya vizyonuyla bakarsa; dünyanın nereye gittiğini görürse; öğrenci geleceğin dünyasına hazırlanırsa işte o zaman gerçek dönüşüm olur” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Ahmet Özhan: “Allah hiçbir kitapta zulüm emretmez”

Kocaeli Kitap Fuarı’nda söyleşi gerçekleştiren sanatçı Ahmet Özhan, Gazze’de sağlanan ateşkesten memnuniyet duyduğunu belirterek, “Hiçbir çocuk ölmesin, bütün savaşlar bitmeli. Allah hiçbir kitapta, hiçbir peygambere zulüm emretmez” dedi.

Birçok ünlü ve uzman ismin katıldığı Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, son gününe kadar ilgi görmeye devam etti. Klasik Türk Müziği ve Tasavvuf Musikisi Sanatçısı Ahmet Özhan, “Sen Bu Dünyaya Niye Geldin?” adlı söyleşisinde kitapseverlerle bir araya geldi. Gazze’deki savaşın barış ile sona ermesinden memnuniyet duyduğunu ifade eden Sanatçı Ahmet Özhan, “Barış oldu, ateşkes Gazze’de sağlandı. Allah tamamına erdirsin. Gazze’de kara gözlü çocuklar, diğer tarafta da mavi gözlü çocuklar ölüyor. Hiçbir çocuk ölmesin. İnsanların ömürler vererek yaptıkları, kentsel oluşumlar ve bir sürü birikimler hiç yerine, anlamı olmayan davalar yüzünden maalesef mahvoluyor. Halbuki insan bunun için dünyaya gelmedi. İnsanın dünyaya geliş sebebi fevkalade kıymetli, o yüzden bütün savaşların bitmesi lazım. İnsanın egosunun haricinde bireyde başlayan ve topluma sirayet eden egonun haricinde savaşmak için hiçbir sebep yok” dedi.

“Allah hiçbir kitapta hiçbir peygambere, hiçbir kavme böyle bir zulmü gerçekleştirin demez”

Söyleşinin bir kısmında İsrail’i kastederek konuşmasına devam eden Sanatçı Ahmet Özhan şunları dile getirdi: “Bir takım batıl inançlarla güya kendi kitapları öyle söylüyormuş gibi bir yalan üzerinden ki Cenabı Allah hiçbir kitapta hiçbir peygambere, hiçbir kavme böyle bir zulmü gerçekleştirin demez. Fakat kişi ve toplumların menfaati gözetilerek tahrif edilmiş olan vahyi, vahiy olmaktan çıkar. Böyle bir yaşam biçimiymiş gibi, böyle bir davaymış gibi ortaya koyup çocuklara bomba atmak, yemek kuyruğundaki insanları taramak gibi vahşice, alçakça hiçbir kalıba sığmayan işleri yaptırır. İnsan gerçek vasfını yitirdiği zaman işte böyle hayvandan da aşağıya bir dereceye iniyor” diye konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Geleceğin diş hekimleri yapay zeka destekli eğitimle yetişiyor

https://www.41.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/gelecegin-dis-hekimleri-yapay-zeka-destekli-egitimle-yetisiyor-0-ON96KwED.mp4
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Diş Hekimliği Fakültesi, yapay zeka destekli tanılama sistemleri ve modern klinik uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Fakülte, 60 ünite kapasiteli hastanesi ve uygulamalı eğitim modeliyle geleceğin hekimlerini hem teoride hem pratikte donatarak yetiştiriyor.

Yapay zekanın her alana girdiği günümüzde, eğitimde de teknolojinin tüm imkanlarından yararlanan üniversiteler dikkat çekiyor. Modern altyapısı ve uygulamalı eğitim modeliyle öğrencilerini mesleğe adım adım Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi de özellikle yapay zeka ve uygulama destekli eğitim ile öne çıkıyor. KOSTÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülhan Ünal, teorik ve pratik eğitimin nasıl bütünleştiğini, öğrencilerin yaşadığı zorlukları ve fakültenin sunduğu avantajları anlattı. Ünal, “Biz yalnızca tedavi başarısına değil, hasta memnuniyeti ve etik değerlere odaklanıyoruz. Diş hekimliği teknik bir meslek değil, insana dokunan bir meslektir” dedi.

“Teoriden kliniğe, öğrenciler birebir eğitimle yetişiyor”

60 üniteli modern hastanesi ve birebir akademisyen desteğiyle öğrencilere teoriden kliniğe uzanan prestijli bir eğitim sunduklarını aktaran Doç. Dr. Gülhan Ünal, “Hastanemiz, 60 ünite kapasitesine sahip olup bir genel anestezi ameliyathanesi bulunan, bölgenin en prestijli ve ileri teknolojiyle eğitim veren kurumlarından bir tanesidir. İlk olarak birinci, ikinci ve üçüncü sınıflarda öncelikli olarak teorik eğitim veririz. Bunun üzerine simülasyon eğitimleriyle teknik uygulamaları sağlarız. Ancak öğrencilerimizin manipülasyon ve el yeteneklerini geliştirmelerine rağmen gerçek hastayla henüz temas edemedikleri için mesleki açıdan teorik ve pratiğin birleşmesi ancak staj ve klinik eğitimlerde mümkün olmaktadır. Klinik eğitimlerimiz dördüncü sınıf itibarıyla başlar. Dördüncü ve beşinci sınıflarda sadece araştırma görevlilerimiz değil, anabilim dallarında görev yapan profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerinin birebir katılımıyla stajlar ve klinik eğitimler devam etmektedir” diye konuştu.

“Geniş imkanlarla desteklenen eğitim”

Geniş bir eğitim ekipmanı ve imkan skalasıyla öğrencilerin güvenli ortamda bilgi ve tecrübeye ulaşabileceğini ifade eden Ünal, “Türkiye’de eğitim iki kısma ayrılmaktadır. Birincisi, afiliye hastane üzerinden yürütülen diş hekimliği eğitimleri, ikincisi ise kendi özel üniversite hastanesi bünyesinde eğitim veren diş hekimliği fakülteleridir. Sağlık Bakanlığı’yla afiliye olarak çalışıldığı zaman, eğitim ve araştırma imkânları bakanlığın sunduğu ölçülerle sınırlı kalmaktadır. Ancak kendi üniversite hastanesi bulunan kurumlarda, üniversitelerin desteklediği bilimsel araştırma projeleri sayesinde daha geniş bir eğitim ekipmanı ve imkan skalasıyla eğitim verilebilmektedir. Hastanemizin en büyük avantajı, stajlarda araştırma görevlilerinin değil, anabilim dalında görev yapan profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerinin birebir öğrencilerle temas ediyor olmasıdır. Bu sayede öğrencilerimiz çok daha güvenli bir ortamda bilgi ve tecrübeye ulaşabilmektedir. Bu süreçlerin her birinde öğrencilerimizin yanlarında oluyoruz” şeklinde konuştu.

“Diş hekimliği insana dokunan bir meslektir”

Sadece tedavi başarısı değil, hasta memnuniyeti odaklı ve etik değerlere sahip hekimler yetiştirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Doç. Dr. Gülhan Ünal, “Diş hekimliği teknik bir meslek değildir; insana dokunan bir meslektir. Bu sebeple hastayı yalnızca bir materyal olarak değil, duyuları ve hisleri olan bir canlı olarak algılamak önemlidir. Öğrencilerimiz, yalnızca tedavi uygulamayı değil, hastanın kliniğe ilk girdiği andan itibaren temas kurmayı, korkularını yönetebilmeyi, anlamayı ve buna uygun tedavi alternatifleri geliştirmeyi öğrenmektedir. Eğitimimizde sadece tedavi başarısı değil, hasta memnuniyeti odaklı ve etik değerlere sahip hekimler yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Bunun için empati ve iletişim yeteneklerinin yanı sıra liderlik, grup yönetimi ve ekip çalışmasını vurgulayan seçmeli derslerle öğrencilerimize bu donanımı kazandırıyoruz. Klinik uygulamalarımızda ise teorik bilgileri pratiğe dönüştürmelerini sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Sunduğumuz hizmet, makine ya da eşya üretmek değil”

Son olarak öğrencilerin insan sevgisiyle yola çıkmaları gerektiğini belirten Gülhan Ünal, “Biz insana dokunan bir meslek icra ediyoruz. Dolayısıyla diş hekimliğini seçmek isteyen öğrencilerimizin insan sevgisiyle bu yola çıkmaları gerekir. Çünkü sunduğumuz hizmet bir makine ya da eşya üretmek değil, doğrudan insanın sağlığına dokunmaktır. Diş hekimliğinin üç önemli avantajı vardır: Çiğneme fonksiyonuna, estetiğe ve konuşmaya doğrudan etki eder. Eğer öğrencinin estetik algısı yüksekse, şifa dağıtma ve iyileştirme üzerine hekimlik yeteneği olduğunu hissediyorsa ve insan ilişkilerinde güçlü ise diş hekimliği doğru tercihtir. Birçok kurumda görev yapmış bir hekim olarak tavsiyem, kendi üniversite hastanesi olan diş hekimliği fakültelerinin tercih edilmesidir. Bunun yanında akademik kadronun yeterliliği, hasta imkanlarının varlığı, kampüs şartları, eğitim içerikleri ve teknolojik altyapı da önemlidir. Hastanemizde yapay zeka teknolojileriyle tanılama sistemlerini, RVG teknolojilerini ve dijital diş hekimliği uygulamalarını rutin olarak kullanıyoruz. Modern eğitim sistemini benimsemiş sağlık kurumlarının tercih edilmesini özellikle öneriyorum” dedi.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Kayıp kedisine günler sonra kavuştu, bu kez mutluluktan ağladı

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan Zülfi Satar, 22 Haziran’da kaybolan “Pars” isimli sağır Ankara kedisini günler sonra buldu. Bir vatandaş tarafından evine yakın yerde bulunan kedisine kavuşan Satar, bu kez mutluluk gözyaşları döktü.

Gölcük’te yaşayan evli ve bir çocuk babası Zülfi Satar (46), ailesinin parçası olarak gördüğü “Pars” isimli Ankara kedisini 22 Haziran’da evinin önünden kaybetti. Sağır olan kedisini bulmak için günlerce sokak sokak gezen ve gözyaşlarıyla çevreden yardım isteyen Satar’ın bu çağrısı yanıtsız kalmadı. Pars, duyarlı bir vatandaş sayesinde Gölcük Kavaklı Mahallesi’nde bulundu. Günler sonra kedisine kavuşan Satar, bu kez sevinç gözyaşları döktü.

Ayrıca Zülfi Satar, daha önce kedisini bulana 10 bin TL ödül vereceğini açıklamıştı. Ancak Pars’ı bulan vatandaşın bu ödülü kabul etmediği öğrenildi.

“Şu an kelimeler dudaklarımda, yüreğimde”

Duygularını anlatan Satar, “Şu an kelimeler ağzımda, dudaklarımda, yüreğimde. Yani ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Dün gece sabaha kadar uyumadım. Gelen ihbardan sonra sabaha kadar onu aradım. Çok yeri aradım ama şu an ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. İnanın, anlatacak kelime yok. Bu duyguyu anlatmaya kelime yok. Çok özlemişim. O kadar mutluyum ki” dedi.

“Pars’ı görünce yığıldım”

Satar, kayıp haberi üzerine Adem Güven isimli vatandaşın kendisini aramasıyla umutlarının yeniden yeşerdiğini söyleyerek, “Bir heyecanla gittim. ’Abi hiçbir yerde arama, kedin bende’ dedi. Haberlerden görmüş. Gittim, kediyi gösterdi. O an bilmiyorum, yığıldığımı hatırlıyorum en son. Çökmüşüm. Kediyi kucağıma getirmiş. Ağlamak mı, hıçkırık mı, sevinç mi, mutluluk mu, nasıl bir şey olduğunu şu an hatırlamıyorum. Şu an hala titriyorum. Elim, ayağım hala titriyor. Ama kadar mutluyum ki” diye konuştu.

“Bu kokuyu almam gerekiyordu”

Pars’ı aradığı süreçte Türkiye’nin dört bir yanından destek telefonları aldığını belirten Satar, “Sayenizde o kadar çok ihbar geldi ki. Çok kişi aradı. Ankara’dan bile arayan oldu. Bir kişi ’Kedin Ankara’ya gelmiş olabilir mi? Biz de bulduk aynısını’ dedi. Dün birçok yere gittim. Değirmendere’ye gittim, İzmit’te birkaç yere gittim, cami avlularına gittim, hepsine baktım. Fotoğraf atıyorlar. Fotoğraflarda gerçekten çok benziyor kediler birbirlerine. Canlı görmem gerekiyor, bu kokuyu almam gerekiyordu ama bu sabah bu kokuyu aldım. Şu an dünyanın en mutlu insanlarından bir tanesi benim” şeklinde konuştu.

“Dişi kırılmış”

Kedisinin sağlık durumu hakkında bilgi veren Satar, “Veteriner hekime götürdüm. Herhangi bir problemi yok. Stresi biraz geçtikten sonra dış bakımı yapılacak. Dış bakımını yapıp, tüylerini, vücudunu temizleyip, aşısını yapıp ondan sonra evimize geçeceğiz. Dişinin bir tanesinde kırık var. Kolay değil, kaç gündür sokaklarda. Vücuduna baktığınız zaman görürsünüz, herhangi bir eve alınmamış büyük ihtimalle, sokaklarda yaşamış. Evime de yakın bir yerde çıktı aslında” ifadelerini kullandı.

“Bana deli diyorlar”

Bu süreçte sosyal medyada bazı olumsuz yorumlarla da karşılaştığını aktaran Zülfi Satar, sözlerini şöyle noktaladı:

“Hayvan sevgisi olmayan insanların o şekilde yorum yapmasına hiç üzülmüyorum gerçekten. İçinde hayvan sevgisi yoksa o yazdığı yorumun bence hiçbir anlamı yok. Bana deli diyorlar. ’Sen kediyi ne kadar çok seviyorsun?’ diyorlar. Sevemez miyim? Hayvan sevmek güzel bir şeydir. Sonuçta bu da bir can. Evimizdeki çocuğumuz gibi. Milyonlarca insan kedi bakıyor. Sevmeyebilirsiniz. İstediğiniz yorumu yapabilirsiniz, ben hiçbir şey demiyorum ama çok güzel yorum yapanlar da var. Çok arayan oldu. Çok duyarlı insanlar var. Dediğim gibi Ankara’dan, Eskişehir’den insanlar aradı. Kocaeli’nin birçok ilçesinden, Gebze’den arayanlar oldu ama kedim Gölcük’te çıktı. Sayenizde, yapmış olduğunuz haber sayesinde birçok insan ulaştı bana. Hepsine buradan minnettarlıklarımı sunuyorum. Hepinize teşekkür ediyorum.”

Kategoriler
Gebze Belediyesi BELEDİYELER Tüm Belediye Haberleri

Gebze Belediyesi’nden ’Atığını Getir Kahveni Götür’

Gebze’de atıklarını getiren öğrenciler, geri dönüşüme katkı sağladıkları için ücretsiz kahve ikramı ile ödüllendiriliyor.

Gebze Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, Çevre Haftası’nda ’Atığını Getir, Kahveni Götür’ adlı program düzenledi. Programa Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, İlçe Sağlık Müdürü İlhan Kadıoğlu, öğretim görevlileri ve öğrenciler katıldı. Burada konuşan Başkan Zinnur Büyükgöz, “Yaptığımız şeyin amacı insanın sağlıklı yaşayabilmesi. Peki kim kirletiyor diye sorduğumuzda yine cevap insan oluyor. Temiz olmasını isteyen de insan ama kirleten de yine insan. Bu sebeple farkındalığı arttırmak, gelecek kuşaklara yaşanılabilir bir çevre bırakmak istiyorsak bunun geçiş toplumunu Türkiye’de yaşıyoruz. Dolayısıyla bizim her konuda farkındalığı arttırmamız gerekiyor. Gebze Belediyesi olarak sıfır atık konusunda çok büyük mücadeleler verdik. Bu arkamda gördüğünüz araç bakanlığımız tarafında sıfır atık konusundaki başarılı uygularımız neticesinde hibe olarak verildi. Bugün burada bu aracı hizmete almış oluyoruz. Gebze Belediyesi olarak arkadaşlarımız mahallelerde hane hane gezerek sıfır atık konusunda eğitimler verdiler ve bunun neticesinde çok olumlu sonuçlar aldık. Biz Gebze Belediyesi olarak daha yaşanılabilir bir çevre için çalışmalarımıza ara vermeksizin devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit ise, “Atık meselesi tüm dünyanın üzerine düştüğü, insanca yaşamanın temeli kabul edilen bir alan. Tabii bunun yanı sıra bu işin bir de ekonomik boyutu var. Nitelikli atık dediğimiz atıkların dönüşümü var. Eğer biz bu dönüşümü iyi yapmazsak doğal kaynaklarımızı daha çok tüketeceğiz. Burada üniversitenin seçilmesiyle çok isabetli bir iş yapılmış. Toplumun en seçkin kesimi üniversitelerimizdeki hocalarımız. Ben inanıyorum ki gençlerimiz de bu işin takipçileri olacak. Bu işin öncüleri olarak toplumun her kesimine örnek olmaya devam edeceğiz” dedi.

Daha sonra kurdele kesimiyle mobil atık toplama aracı hizmete alındı. Etkinlik kapsamında üniversiteye yerleştirilen mobil atık aracı, hafta sonuna kadar öğrencilere hizmet vermeye devam edecek. Atıklarını getiren öğrenciler, geri dönüşüme katkı sağladıkları için ücretsiz kahve ikramı ile ödüllendiriliyor.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Solaryumda kabusu yaşadı: “O makinenin durması gerekiyordu”

Kocaeli’de bir güzellik merkezinde solaryuma giren Gülşah Bodur (33), cihazın otomatik kapanma sisteminin devre dışı kaldığı iddiasıyla 22 dakika boyunca yüksek ısıya maruz kaldı. Vücudunda yanıklar oluşan Bodur, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından işletmeyi mahkemeye verdi. Verilen cezanın hafifliğine tepki gösteren Bodur, karara itiraz edeceğini de belirtti.

Olay, 22 Mayıs 2024’te bir güzellik merkezinde meydana geldi. 33 yaşındaki Gülşah Bodur, bir süredir hizmet aldığı merkeze solaryum seansı için gitti. İddiaya göre, seans sırasında cihazın otomatik kapanma sistemi devre dışı kaldı. Kabin içinde uyuyakalan Bodur, vücudunda sıcaklık hissedince uyandı. Toplam 22 dakika boyunca yüksek ısıya maruz kalan Bodur, akşam saatlerinde fenalaşarak hastaneye başvurdu. Vücudunda yanıklar oluşan genç kadın, yaşanan ihmal nedeniyle olayı yargıya taşıdı.

“Uyandığımda 22. dakikaydı”

Bir süredir aynı merkezden hizmet aldığını belirten Gülşah Bodur, olay gününü şöyle anlattı:

“Güvendiğimiz işletmeydi. O gün içim geçmiş. O sıcakta o şekilde davranmak istedim açıkçası. Başlat düğmesine bastım, gözlüğümü taktım ve uyandığımda 22. dakikaydı. Bir halsizlik hissetmedim o anda ama panik oldum, kalktım. Giyinmeye başlamadan kapıyı açtım ve personellere seslendim. Onlar da makinenin kapanmadığını söyledi. Giyinmeye devam ettim. Tekrar çalıştı makine, o sırada tekrar kapattılar. Ben o sırada hemen giyindim ve dışarı çıktım. Kasanın önünde kamera görüntüsü de var zaten, orada kısa süreli bir tartışma yaşandı. Ben kendimi bozmak istemedim. Pişmanım aslında, o anda polise haber verip, şikayet edebilirdim. Şikayetçi olmak istemedim, insanlık hali diye düşündüm ama onların beni suçlaması biraz beni bastırdı. Ne yapacağımı şaşırdım”

“Eve gidince rahatsızlandım”

Olay sonrası evine gittiğini ve akşam saatlerinde rahatsızlandığını söyleyen Bodur, “Ateşlendim, sıtma tuttu. O zamana kadar yine onlara bu şekilde yaklaşımda bulunmak istemedim. Hastaneye gittim. Beni yönlendiren hastanenin polisi oldu. ’İnsanlar saçını boyarken bir kusur gördüğünde bile dava açıyor. Siz neden bu kadar sakinsiniz?’ dedi. Polise ifademi verdim. Beni muayene eden doktor da aynı şeyi söyleyince ben bu süreci başlattım. Cildiye doktoruna göründüm. Süreç bu şekilde ilerledi, dava açtım. Olay 1 sene önce oldu. Verilen cezanın hafifliği beni hırslandırdı. Sağlık bu kadar ucuz olmamalı. 5 bin 800 TL para cezası, 5 yıl da denetim şartı verildi. Bu para komik bir rakam. Bu onlara ceza gibi gelmez. Tekrar olabilir, olmaması için uğraşıyorum. Ceza olarak görmüyorum, sağlık bu kadar ucuz olmamalı, bunu öderler. Ben bu durumda kendimi sindirilmiş gibi görüyorum. Bastırılmış hissediyorum. Bu cezaya itiraz edeceğim” diye konuştu.

“Adım atınca bile eklem yerlerim acıyordu”

Hastanede yaşadıklarını da anlatan Bodur, “Ben ateşlendiğim için hastaneye gitmiştim. Acile başvurdum. Serum taktıktan sonra vücuduma baktılar. Bende durumu anlattım. O anda cildim acımaya başladı, dokunulamıyordu, tenim hassaslaştı. Adım atarken, kollarımı hareket ettirirken bile eklem yerlerim acımaya başlamıştı. Gece yarısından sonra bu acı daha da yükseldi. Beni rapor almam için cildiyeye yönlendirdiler. Raporu aldım ve mahkemeye sundum” şeklinde konuştu.

“Uyumam hata olabilir ama insanlık hali”

İşletme yetkilileri tarafından olay sonrası arandığını da söyleyen Gülşah Bodur, “Beni aradıklarında, ’Ücretinizi iade edelim, ne gerekiyorsa yapalım’ denildi. Ben ücret istemiyorum. Onlara da hakkımı arayacağımı söyledim. ’Sizde hatalısınız, uyumamanız gerekiyordu’ denilince daha da hırslandım. Uyumam hata olabilir ama insanlık hali. O makinenin ne olursa olsun kontrol edilmesi lazım. İçinde bir insan var sonuçta. Ben 22 dakika değil de 42 dakika sonra uyansam daha kötü olabilirdi. Görüntüler de mevcut. Bir de ben merkeze boş saatlerde gittim. Akşam seansları daha yoğun oluyor. Boş zamanda müşterileri unutabiliyorlar ama yoğun zamanda kapıyı tıklatıp, ’Biraz acele eder misiniz? Arkanızdaki müşteri sizi bekliyor’ gibi şeyler diyebiliyorlar. Bir de benim içeri giriş ve hazırlanma sürecim var. Yarım saat bence unutulmamalı. ’İyi misiniz?’ diye sorulmalı ama bu da olmadı” ifadelerini kullandı.

“22 dakika beyaz tenli bir insan için çok ağırdır”

Gülşah Bodur, sosyal medyada maruz kaldığı eleştirilere de yanıt verdi. Bodur, “Belki solaryum ortamı zararlı olabilir ama biz de keyfi olarak gitmiyoruz. Cildim hassas olduğu için gidiyorum. Yaz aylarında ten rengimin kırılması için gidiyorum. Esmer bir tene zaten sahip olamam. Örneğin sosyal medyada bana yapılan kötü yorumlar oldu. 22 dakika komik bir dakika gibi göründü. Bilenler bilir, 22 dakika beyaz tenli bir insan için çok ağırdır. Sorun aslında 22 dakika da değil. Sorun, makinenin 2 dakika bile fazla çalışması. O makinenin durması gerekiyordu, bunu da ben fark ettim ve durdurdum. Bu durumlarda lütfen herkes hakkını arasın ve çoğalalım. Ne kadar sinersek bu cezalar o kadar basitleşir” dedi.

Kategoriler
Diğer Spor Haberleri SPOR

Kandıra Belediyesi’nin düzenlediği turnuvada lisanslı hakem öldüresiye darp edildi

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/04/kandira-belediyesinin-duzenledigi-turnuvada-lisansli-hakem-olduresiye-darp-edildi-0-K4ppFOdx.mp4
Kandıra Belediyesi tarafından mahalleler arası düzenlenen turnuvada TFF’ye kayıtlı 23 yaşındaki lisanslı hakem, maçtan çekilmek isteyen rakip takım tarafından öldüresiye darp edildi. Yaralı hakem Sakarya’da tedavisini sürdürürken yaşanan acı olayı anlatan kardeşi, “Dün sabah kahvaltıda birlikte gülüp eğlenerek yemek yediğim ağabeyim akşamında sedye ile hastaneye kaldırıldı. Futbolda, şiddet çok gereksiz. İnsanlar boşu boşuna birbirlerini darp ediyorlar. Skor, insan hayatından önemli olmamalı” dedi.

Kandıra Belediyesi tarafından ilçe stadında düzenlenen turnuvanın çeyrek finalinde dün Atılım Yapıspor ile Kurtyerispor karşı karşıya geldi. 4-3’lük mağlubiyet yaşayan Kurtyerispor, attığı golle beraberliği yakaladı fakat TFF’ye kayıtlı 23 yaşındaki hakem Ekrem Efe, kaleciye faul yapıldığı gerekçesiyle golü iptal etti. Maçın aynı dakikalarında ise Atılım Yapıspor rakip kalenin filelerini havalandırarak skoru 5-3 yaptı. Kurtyerispor oyuncuları maçtan çekilmek istedi, hakem Efe’de düdüğü çalarak maçı tatil etti. Yaşanan durum sonrasında 23 yaşındaki genç hakem, maçtan çekilmek isteyen takım tarafından öldüresiye darp edildi. Ambulansla hastaneye kaldırılan genç hakemin kaburgası zedelenirken 10 gün istirahat raporu aldı.

Yataktan kalkamayan hakemin kardeşi yaşananları anlattı

Kocaeli’de diş hekimliği fakültesinde okuyan ve Sakarya’da ikamet eden genç hakem, yaşadığı darp olayından sonra yataktan kalkamıyor. Genç hakemin kardeşi Şevval Efe ise yaşananları anlatarak sitem etti. Şevval Efe, “Kandıra Belediyesi’nin düzenlediği bir futbol müsabakası. Ağabeyime saldırıyorlar, biranda üzerine atlıyorlar. Yumruklar atıp yere düşürüyorlar, yerde de tekmeliyorlar. Şu anda kaburgasında ezilmeler mevcut. Kocaeli’de Diş Hekimliği bölümü öğrencisi ve futbola da ilgisi vardı bununla birlikte hakemliğe başladı. Ağabeyim hem kendine hem de aileye destek için hakemliği de sürdürüyordu ama böyle bir olay ile karşılaşmak bizi çok üzdü. Cüzi bir miktar için kaburgası zedelendi, yürüyemiyor evde istirahat ediyor kötü durumda kendisi. Bu maçtan yaklaşık 350 TL para kazanacaktı, o para için kaburgası zedelendi. Belediye tarafından düzenlenen bir organizasyonda böyle bir olayın başımıza gelmesi çok üzücü ve vahşice” dedi.

“Ağabeyim hastaneye sedye ile kaldırıldı, yürüyemiyordu”

Ağabeyinin aldığı darbeler neticesinde yürüyemediğini aktaran Efe, “Ağabeyim hastaneye sedye ile kaldırıldı, yürüyemiyordu. Hastanede beklediği esnada oradaki doktor bile ‘bu çocuğu kim bu hale getirdi’ diye tepki vermiş. Zaten belediye başkanı da ziyarete geldi. Sonrasında karakola giderek ifade verdi. Görüntülerde, ağabeyime saldırı anı gözüküyor zaten. Ben görüntüleri gördüğümde çok kötü oldum. Ağabeyimi o şekilde görünce elim, ayağım titredi. Eğer birisinin elinde bıçak olsaydı veya o tekmelerden biri omurgasına gelseydi daha kötü bir durum ile karşı karşıya kalacaktık diye düşündüm” diye konuştu.

“Skor, insan hayatından önemli olmamalı”

Ağabeyinin başına gelenlerden sonra futboldan uzaklaştığını aktaran Efe, “Dün sabah kahvaltıda birlikte gülüp eğlenerek yemek yediğim ağabeyim akşamında sedye ile hastaneye kaldırıldı. Onu o şekilde gördüğümde içim parçalandı. Futbolda, şiddet çok gereksiz. İnsanlar boşu boşuna birbirlerini darp ediyorlar. Skor, insan hayatından önemli olmamalı. Spor için insan hayatı karartılmamalı. Benim ağabeyimin başına orada farklı bir şey gelebilirdi, felç kalabilirdi. Allah korusun yaralanabilir, kan kaybından çok daha ciddi şeyler olabilirdi. Ben asla desteklemiyorum zaten bu olaydan sonra da futbol izlemeyi düşünmüyorum” şeklinde konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Ünlü yazar gençlere seslendi: “Büyük düşünün ve cesur adımlar atın”

Kocaeli’de okurlarıyla bir araya gelen ve gençlere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Nurullah Genç, “Büyük düşünün ve cesur adımlar atın” dedi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Milli İrade Meydanı’nda düzenlediği Ramazan etkinlikleri devam ediyor. “Çay-Sohbet-Muhabbet” adı altında düzenlenen söyleşilerin konuğu ünlü yazar ve şair Prof. Dr. Nurullah Genç oldu. Kocaeli’yi yakından tanıyan ve her zaman kente olan sevgisini dile getiren yazar, Ramazan ayında kendisini okurlarıyla buluşturduğu için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Milli İrade Meydanı Sanat Kafe’de Nur Haktan moderatörülüğündeki söyleşiye Kocaelililer yoğun ilgi gösterdi. Söyleşide ağırlıklı olarak kelimenin gücünün yanı sıra edebiyatın insan hayatındaki önemi üzerinde duruldu. Bu çerçevede okurlarına ilham verici örnekler aktaran Genç, “Sanat ve edebiyat olmadan kelimeyi güzelleştiremeyiz. Çünkü kelimenin hemen üzerinde eskilerin deyimiyle kelam-ı kibar, onun üzerinde şiir, onun üzerinde de mukaddes metinler vardır. İnsanları kelimelerin üzerinde yaşatabilmek için sanat ve edebiyatın öncülüğüne ihtiyaç var” diye konuştu.

“Başarı, düşünce dünyanızda başlar”

Nurullah Genç, söyleşide gençlere seslenerek önemli tavsiyelerde bulundu. Gençlerin büyük düşünmeleri ve cesur adımlar atmaları gerektiğini söyleyen Genç, bu konuda ebedi kariyerinde yaşadığı hayat tecrübelerinden örnekler verdi. Gençlerin kendi potansiyellerini keşfetmeleri gerektiğini kaydeden yazar, “Başarı, düşünce dünyanızda başlar. Kaleminizi ve düşüncelerinizi cesurca kullanmalısınız” şeklinde konuştu.

Saygı ve ölçü kavramlarının önemi de söyleşide gündeme geldi. İki kavramın insan hayatının yanı sıra edebiyat için de önemli olduğunu ifade eden Genç, esas itibariyle her şeyin insanın kendisine olan saygısı ile başladığın ifade etti. Güldüren hatırlarını okurlarıyla paylaşan yazar, Anadolu insanına ait olan irfan, vefa, alçakgönüllülük ve fedakârlığın da bu topraklara ait hasletler olduğunun altını çizdi. Söyleşide Nurullah Genç başta “Yağmur” olmak üzere, “Söyle Bana Hindiba” ve “Rüveyda” gibi sevilen şiirlerini konukları için okudu.

Kategoriler
YAŞAM Tüm Yaşam Haberleri Yaşam Haberleri

Bayram öncesi baklavada ıspanak, bezelye ve yer fıstığı oyununa gelmeyin

https://41.com.tr/wp-content/uploads/2025/03/bayram-oncesi-baklavada-ispanak-bezelye-ve-yer-fistigi-oyununa-gelmeyin-0-L89RXhIy.mp4
Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala, baklavacıları da tatlı bir telaş sardı. Bayrama ikramlık baklava düşünenlerin tepsi tepsi siparişleri gelirken, baklava ustaları ise merdiven altı diye tabir edilen ucuz baklavadaki ıspanak, yer fıstığı ve bezelye oyununa dikkat çekti.

Ramazan ayının sonlarına geldiğimiz şu günlerde baklavacılar da tatlı bir koşuşturmacanın içerisine girdi. Ramazan Bayramı’nda ziyaretlerde sofraların vazgeçilmezi baklava ikram etmek isteyenler, tepsi tepsi tatlı siparişlerini vermeye başladı. Bir tepsi fıstıklı baklava 3 kilo 300 gram gelirken, 1 kilosu bin 200 liradan satışa sunuluyor. Cevizli bir tepsi baklavanın kilosu ise 800 liradan tezgahta yerini alıyor.

Şerbetiyle birlikte fokurdayan baklavalar insanın iştahını kabartırken, merdiven altı diye tabir edilen ucuz baklavalardaki ıspanak, bezelye ve yer fıstığı gibi bir çok farklı hileler ise ustalar tarafından tek tek gün yüzüne çıkarıldı. Cevizli ve fıstıklı baklavadaki oyunların insanın cebine hitap ettiğini ancak ağız tadını ve insan sağlığını da olumsuz etkilediğini söyleyen 55 yıllık geçmişe sahip Hacı Hasan Oğulları Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Aktaş, “Bayram için verilen siparişlere yetişmeye çalışıyoruz. Yaklaşık 200 çeşit baklava var. Fıstıklı baklavadan dilber dudağına, ballı kadayıftan gelin bohçasına kadar binbir çeşit ürünlerimizle tezgahlardaki yerimizi alıyoruz. Ancak bunların başını fıstıklı ile cevizli baklava çekmektedir. 3,5-4 kiloluk tepsiye 600 gram fıstık gidiyor. Bizim üretmiş olduğumuz baklava çeşitlerinin kilosu 800 liradan başlamaktadır. Türkiye’de kaliteli baklava dendiği zaman, 800’den başlayıp bin 800 liraya kadar özel üretim baklava fiyatları vardır. Kaliteli deyip de, 300-450 liraya satıyorsan, bunun içerisine 100 gram fıstık koyup tereyağı koymazsın ancak maliyetini karşılarsın. Baklava, baklavacıdan alınır. Her yerden baklava alınmaz. İnsanlarımız artık alacakları yeri iyi biliyor. Biz kaliteden ödün vermeden gerçek cevizli baklavayı 800’den, fıstıklı baklavayı bin 200 TL’den başlayan fiyatlara satabiliyoruz. Bunun altında baklava olmaz” dedi.

“Baklavada oyuna gelmeyin”

Arge laboratuvarı, 2 adet dev soğuk hava deposu, çalışanlara ayrılan odalarıyla dikkat çeken 10 bin metrekare kapalı alana sahip baklava fabrikasında tamamen steril ortamda yapılan baklava üretimini ve baklava çeşitlerini anlatan Yüksel Aktaş, merdiven altı üretim yapanların bayram üzeri yaptığı hileleri anlattı. Aktaş, “Fıstıklı baklava yapmak için yola çıkan, ancak fıstık yerine bezelye, ıspanak veya yer fıstığı boyayıp fıstığa benzetip baklavanın içine koyuyor. Fıstığın kilosu bin 500 lira, yer fıstığının kilosunu ise 50 liraya bulabilirsin. Yer fıstığına boya katıp, bir çuval fıstıkla bir çok baklavayı yaparsın. Ispanağı öğütüp içine bir tutam fıstık koyduğun zaman görüntüsü, fıstıklı baklava gibi olur. Ancak yediğin zaman ne yediğini bilemezsin. Fıstıklı baklavada olduğu gibi cevizli baklavada da hileler yapılıyor. İrmik, ekmek kırıntısı ve yeşil mercimeğe kadar hileye başvuruluyor. Vatandaşlarımız ağız tadı ile baklava yemek veya sipariş etmek istiyorsa, fiyatı kadar aldığı yerin markasına da önem göstersin” diye konuştu.

“Laboratuvar gibi üretim tesisi”

Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü Başkanı Prof. Dr. Utku Çopur ile bu fabrikayı inşa etmek için gerekli Ar-Ge çalışması yaptıklarını ifade eden Aktaş, “Yaklaşık 2 yılda bu tesisi inşa ettik. Türkiye’de hatta dünyada böyle baklava tesisinin olduğunu düşünmüyorum. Biz yüreğimizi koyduk. Bu işte birinci olmak istedik. Türkiye’de baklava denince akla Gaziantep geliyor. Ancak biz bunu kırarak Bursa’nın adını duyurmak istiyoruz. Bütün yağından hamuruna, süslemesinden fırınlanmasına, şerbetlenmesinden paketlenmesine kadar her şey otomasyonla otomatik olarak ilerliyor. Bütün her şey gramajı gramajına, kaliteli bir şekilde insanların damağına hitap ediyor. Herkesin bu fabrikayı gezmesini istiyoruz. Yatırımlarımızın karlığında da bu güzelim tatlılarımızı çıkarmış oluyoruz” dedi.

“5 kıta 100 ülkeye ihracat yapıyoruz”

Sadece Bursa’ya değil, Türkiye’ye ve dünyaya baklava çeşitlerini gönderdiklerini belirten Aktaş, “Üretimimizin yüzde 95’ini dünyanın dört bir yanına gönderiyoruz. Orta Doğu ve Avrupa olmak üzere 5 kıta 100 ülkeye ihracat yapıyoruz. 2025 yılında Amerika, Almanya, Dubai, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin gibi ülkelerde şube açmayı düşünüyoruz. Bursa’nın ve Türkiye’nin tadını oradaki insanlara ulaştıracağız” diye konuştu.

Orta Doğu’ya Suriye tatlılarını ihraç ediyor

Yapılan çalışmaların sadece Bursa’ya veya Türkiye’ye özgü olmadığını belirten Aktaş, “Yaptığımız araştırmalarla, Suriye tatlılarının aldığımız ustalarla üreterek bir çok ülkeye ihraç etmeye başladık. Çünkü bizim ürünlerimizle aynı malzemelerle yapılıyor. Bugün yaptığımız çalışmaların karşılığında, Suriye tatlılarını, Umman, Dubai, Sudi Arabistan, Katar gibi bir çok Orta Doğu ülkesine ihraç ediyoruz. Gerçekten de o bölgenin insanlarının ilaç gibi tükettiği tatlılar” şeklinde konuştu.

Kategoriler
GÜNCEL HABERLER

Lider Akademisi’nde bahar dönemi hızlı başladı

Büyükşehir’in Lider Akademisi Eğitim Programı’nda bahar dönemine geçildi.

Teorik eğitim sürecini tamamlayan öğrenciler liderlik yolculuğunda ilerliyor

 

Lider Akademisi’nde bahar dönemi hızlı başladı

 

Büyükşehir’in lisans ve ön lisans öğrencilerine kendilerini keşfetme, geliştirme ve liderlik yolculuğuna adım atma fırsatı sunduğu Lider Akademisi Eğitim Programı’nda bahar dönemi Yazar Savaş Şafak Barkçin’in konferansı ile başladı.

 

EĞİTİM SONRASI STAJ İMKÂNI

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin model ve ödüllü gençlik projesi ‘Kılavuz Gençlik’ çatısı altında lisans ve ön lisans öğrencilerine medeniyet bilinci, liderlik becerileri ve güncel problemlere çözüm üretebilecek yetkinlikler kazandırmak amacıyla hazırlanan Lider Akademisi Eğitim Programı, güz ve bahar dönemi olarak iki ayrı dönemde uygulanıyor. Gerekli beceri ve donanıma sahip 150 öğrenciyle başlayan eğitim programında liderlik dersleri, nizam seminerleri, atölyeler, kitap tahlil programları, geziler ve kamplar yer alıyor. Teorik eğitim sürecini başarıyla tamamlayan öğrenciler, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bulunan Bilgievleri, Akademi Liseler ve Gençlik Merkezlerinde staj görüyor.

 

BAHAR DÖNEMİ BARKÇİN İLE BAŞLADI

Lider Akademisi Eğitim Programı’nda güz döneminin yoğun ilgi ve devamlılıkla sona ermesinin ardından bahar dönemi süreci başladı. Lisans ve ön lisans öğrencilerine kendilerini keşfetme, geliştirme ve liderlik yolculuğuna adım atma fırsatı sunan Lider Akademisi Eğitim Programı kapsamında Yazar Savaş Şafak Barkçin, Halkevi Gençlik Merkezi’nde “Biz ve Dünya” konulu bir konferans verdi. Kocaeli’ndeki faaliyetlerin kalitesini ve yoğunluğunu çok iyi bildiğini belirten Yazar Barkçin, “İyi bir lider herkesten daha fazla dirayet, feraset ve basiret sahibi olmalıdır. Gençler liderlik yetkinliklerini geliştirmeleri için önce kendileri olmaları gerekir. Allah’ın ona verdiği kabiliyet, yetenek, renk ve zevkleri asla boşta tutmamalı, bu tarlaların hepsini aynı anda sürmelidir” diye konuştu.

 

“BİREYE DEĞİL İNSANA İHTİYACIMIZ VAR”

Barkçin konuşmasının devamında, “Benim her zaman en önemli tavsiyem ahlaktır. Ahlaksızlık bildiren, onları öven, tavsiye eden işlerden uzak durulmalı. Herkes ilkesiz davranırken siz öyle davranmayın. Herkes hayatta bir çile çekiyor, siz de onun çilesini çekin. Doğruluk için fedakârlık yapın, kötülük için feragat etmeyin. Bu yüzden işin temeli ahlaktır. Çünkü ahlak olmayınca insanlık olmaz. Bizim insana ihtiyacımız var, bireye ihtiyacımız yok. Birey çok, insan-ı kâmil çok az. İnsan olan insan az. Bizim buna ihtiyacımız var. Yeniden gençlerle birlikte olmaktan dolayı çok mutlu oldum. Allah hepsine hayırlı ömürler nasip etsin” ifadelerini kullandı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Telefon
WhatsApp
Exit mobile version